Category Archives: dinler

İnsan ve Dünyası-Dünyanın oluşumundan insan zihnine uzanan büyük yolculuk

Yeni çıkan bu kitabımda okuyacaklarınız

Dünya gezegeni nasıl oluştu? Canlı yaşamın temeli nasıl atıldı?

İnsan bu günkü haline hangi evrimsel süreçlerden geçerek geldi?

İnsan özünde nedir? İnsan doğasına ilişkin nasıl bir bilgiye sahibiz?

Dünya üzerinde hemen hemen bütün kültürlerde rastlanan “aşkınlık” ve “tanrı düşüncesinin” kaynağı nedir?

Varoluş gerçeğimiz nedir? Hayatımızın bir anlamı var mı?

İnsan psikolojisi varoluş gerçeği ile nasıl başa çıkıyor?

Beyin nasıl çalışıyor?

Zihin dünyadaki gerçekliği öznel bir gerçekliğe nasıl dönüştürüyor?

Anlam denilen fenomen nedir ve zihin dünyayı nasıl anlamlandırıyor?

Gerçekten sandığımız gibi özgür irademizle karar veren, seçimler yapan varlıklar mıyız?

Zekâ nedir? Yapay zekâ insan zekâsından neleri ödünç alıyor?

Tüm bu konuların bölüm bölüm incelendiği bu kitapta, kendinizi koca bir bilgi evreninin içinde bulacaksınız.

Yaşamın başlangıcından yapay zekâya kadar uzanan bu yolculukta duyarlılığınız keskinleşecek,  yeni öğrendiklerinizle hayata ve insana farklı bir bakış açısı ile bakma olanağına kavuşacaksınız.

https://www.perseusyayinevi.com/kitap/insan-ve-dunyasi/

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Tanrı “mem’inin (kültürel kodu veya geninin) tarihi ve geleceği üzerine

Tarih boyunca yeryüzünde bir çok kavime ait farklı pek çok  dinsel inanç sistemlerinin ortaya çıktığı görülüyor. İlk çağlarda ortaya çıktığı sanılan animizm-şamanizm düzeyindeki inanışlarda canlı ve cansız her türlü varlığın kendine özgü bir ruha sahip olduğu fikri geçerlilik kazandı. Şaman büyücüler ruhlar ile temas kurmak isteğiyle onlara isimler vererek seslendiler. Ruhların ancak doğru isimler telaffuz edildiğinde kendilerini duyacaklarını düşündüler. Dua, kurban, müzik ve dans, kutsallık atfedilen cinsel birleşme vb ritüelistik metotlar  ile ruhlara saygı ve bağlılıklarını gösterdiler,  karşılığında hatalarından ötürü bağışlanmayı,  bereket, şifa ile beklentilerinin karşılanmasını dilediler.

İnsanoğlu eski çağlarda kendi kabilesine-kavmine ait, kendisini diğer kabile ve kavimlere imtiyazlı kılan (şahsi) tanrılara inanıyordu. Tek tanrıcılığa geçiş döneminde İsrailoğullarında bu anlayış devam etti. Musa kavmine İsrailoğullarına sahip çıkan, yalnızca onları koruma ve kollama sözü veren tanrıyı, Yehova’yı tanıttı. Hıristiyanlık ile birlikte kavme özgü tanrı anlayışı terk edilmeye başlandı.  Geniş coğrafyalara yayılan insan toplumlarını birleştiren ortak bir tanrı anlayışı filizlendi. Musevilerin,  Hıristiyanlığı reddederek  kendi kavimlerine özgü kadim dinlerine tutunmaları sonucu Hıristiyanlık yeni topluluklara açılma zorunluluğu yaşadı   ve evrensel bir tanrı anlayışı bu suretle doğmuş oldu. Keza İslam dininin evrensellik iddiası Arap kabilelerinin farklı ilahlara tapınmaları nedeniyle bir türlü sağlanamayan birlik ve düzeni tesis etmeye soyunan  dini (ve aslında ideolojik) bir çözümü temsil eder.

Musevi ve Hıristiyan dinlerinin devamı olarak kendisini ortaya koyan İslam, putperest Arapları da yeni dine inanmaya davet ederek tam manasıyla evrensel tek bir tanrıyı merkeze aldığını göstermiş,  söylemin başarısını ortaya koyacak şekilde yeni dine yüksek bir birlik ve bağlılık gösteren inançlı askerlerin askeri başarıları  sayesinde  de süratle yayılmış olmalıdır.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir: