Sonsuzluk ve Bir Gün

Sonsuzluk ve Bir Gün

Sana bir keresinde

“Yarın ne kadar uzun?” diye sordum.

Ve sen de…

Sonsuzluk ve bir gün dedin…

Alexander,  ertesi gün hastaneye yatacaktır, anlaşılan odur ki ölümcül ağır bir hastalığı vardır.. O günün sabahında başlar hikaye…

Yunanlıların çok sevdiği, kendilerine namzet belledikleri büyük şairin yaşamak için son yirmi dört saati vardır.

Oysa şair, yalnızdır, sevenlerinden uzaktadır…Karısı Anna hayatta değildir..Geri dönüşlerle anlatıldığı kadarı ile Alzheimer hastası annesi de..Bu günlerde tek ilişki kurabildiği insan, evinin karşısında bir apartmanda oturan ve pencereyi açarak çaldığı müziğe kısa bir süre sonra aynı müziği çalarak cevap veren bir yabancıdır. Kızının evine uğrar Alexander..Ancak, hayatlarını geçirdikleri deniz kıyısındaki müsatkil iki katlı evlerinin damadının da baskısıyla satıldığını öğrenir. Deprem tehlikesi vardır hem de son zamanlarda böyle müstalik evler kalmamıştır, hepsi arsa bekleyen müteahhitlere gitmektedir. Ertesi günü hastaneye yatacağını ve muhtemelen hayata bir daha geri dönemeyeceğini bilen Alexander, köpeğini güvenebileceği  birisine emanet etmek istemektedir. Ama kızı  ve damadı ile ne hastalığını, ne yarın yatacağı hastaneyi ne de köpeğini bırakabilme mevzusunu konuşabilecek yakınlıktan çok uzaktır. Evi köpeğiyle sessizce terkeder.

Sonra arabasını sürmekte iken, arabaların camlarını temizlemek için koşuşan küçük yabancı uyruklu çocuklarla karşılaşır. Polis kovalerken onlardan birisini korumak için arabasının içine alır. O andan itibaren Arnavutluk’tan kısa zaman önce göç etmiş, dilini konuşmakta zorlanan bu çocukla arkadaş olur. Çocuğu güvenliği için memleketine geri dönmeye ikna etmeye çalışır ancak çocuk direnir. Hayatta kalmak için bu zorlu yolu seçmiştir çocuk. O esnada çocukları kaçıran ve zengin Yunan vatandaşlarına satan bir çetenin kurbanı olur. Alexander, çocukları pazarladıkları  izbe bir binanın bodrum katında zengin alıcıların arasına karışarak ufak arkadaşına yaklaşır. Onu oradan gizlice çıkarırken yakalanır ve bütün cüzdanını boşaltmak zorunda kalır.

Film geri dönüşlerle ve müzikli  bir gelin uğrulamasına tesadüfen şahit olunan sahnelerle devam eder. Filmin ana eksenini kanımca bir Yunan trajedisi oluşturmaktadır. İnsanın belki yalnızca ailesi nezdinde kazanabileceği ölümsüzlükle savaşını kaybedişidir. Kaybetmesinin nedeni de kendisidir. Zira edebiyat tutkusunun ağır bastığı bir dünya algısı içerisinde aslında çok sevdiği karısını ve kızını  ihmal etmiş, adeta yabancılaşmıştır. Yıllar sonra hayatının son gününde sonsuzluğu temsil eden bir figürle karşı karşıyadır. Bu figür küçük bir Arnavut çocukdur ve hayatı yaşamaya, bütün kötülük ve yabancılaşmalarıyla birlikte yeni başlamıştır.  Alexander’nin tamamlamayı umduğu 19. yüz yılda yaşamış milliyetçi bir şairin önemli bir şiiri vardır. Bu şair Yunanlı’ların Osmanlılar’dan özgürlüklerini kazandığı yıllarda İtalya’dan ana yurduna dönmeye ve vatanının özgürlüğü uğruna şiirler yazmaya heves etmiştir. Oysa vatanından ayrı geçirdiği yıllar boyunca anadiline ait pek çok kelimeyi unutmuştur. Vatanına dönen bu şair şiir yazmak için gereksindiği kelimeleri kendisine öğretmesi için insanlarla konuşur ve benimsediği  her kelimeyi satın alır. Alexander için bu projeyi bitirmek imkânsız bir hal almıştır. Zira bu dili ve şairin fikrini yansıtması için belirsiz bir zamana ihtiyacı vardır. Bu ruh durumu içerisinde Alexandre, geleceği temsil eden ufak Arnavut çocukla gece yarısına kadar birlikte yollardadır. Bu trajik temanın işlendiği film,   Eleni Karaindrou müzkleri, deniz kıyıları ve yağmurlu bir gün atmosferi eşliğinde sizi sıcakça sarmalar. Sonsuzluktan önceki güne geri götürür ve yaşadığınız anı hissetmenizi sağlar. Yıllar geçtiğinde sevenlerimizin etrafımızı saracağı, iilişkilerimizin sıkılaşacağı, geçmiş günleri bilikte anabileceğimiz insanlar olsun istiyoruz etrafımızda. Oysa hayatının artık sonlanacağını varsaydığımız günün bir gün öncesinde Alexander, bütün sanatsal başarısına rağmen yapayalnız ve yaşadığı dünyaya adeta yabancıdır.  Konuşabildiği insanlar, düşsel dünyasında geçmişe ait başta eşi Anna olmak üzere diğer yakınlarıdır. Angelopoulos, sinema tekniği aççısından bu filmde alışılmadık bir şey uyguluyor. Alexander, bütün düşsel geri dönüş sahnelerinde üstündeki yağmurdan ıslanmış trençkot ve elbiseleriyle, son günündeki yaşını muhafaza ederek eski günlerde gerçekleşen aile toplantılarına katılıyor, genç ve güzel karısı Anna’ya sarılıyor, onunla adeta günah çıkarıyor.

Film, senaryosu, oyunculukları, kurgusu, müzikleri ve harika görüntüleriyle, daha da ötesi insanın varoluşunu sorgulamasına neden olan isminde de geçen o soruyla  (yarın ne kadar uzun olabilir?) bir baş yapıt olarak defalarca izlenmeyi hak ediyor.

Print Friendly
Bunlarda ilginizi çekebilir:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>