Tag Archives: yapısalcılık

Anti Humanizm nedir?

Anti Hümanizm

Antihumanizm terimi filozofik antropoloji projesine muhalif bir kısım düşünür tarafından ortaya konmuş bir terimdir. “İnsan doğası” veya “insan”,”insanlık” gibi soyut kavramların tarihsel olarak göreceli oluşları ve esasen metafizik tabiatlı öğelere karşılık geldikleri iddiası ile reddi anti humanizm nosyonuna içseldir. Nietzsche on dokuzuncu yüzyılda Tanrı’nın ölümünü ilan etmiş ise Antihumanizm de yirminci yüzyılda insanın ölümünü ilan etmiştir.

Hümanizma ile hümanizma karşıtlığını ele alırken humanizmanın bazı niteliksel özelliklerini sayarak humanizma karşıtlığının karşı savlarını ortaya koyabiliriz. Humanizma Descartesçi “özne” –Cogito- tasarımı ile işe başlar. “Düşünüyorum, demek ki varım”.. Niyetlerim, amaçlarım, hedeflerim var. Dolayısı ile eylemlerimin biricik kaynağı ve özgür aracısı yalnızca benim. Humanizma ayrıca yöntembilgisel (metodolojik) bireycilikle (toplumların yalnızca bireylerden oluştuğu görüşüyle) birlikte düşünülür. Humanizma kimileyin de ancak sosyalist bir toplumda ilişkilerin şeffaf olacağı düşüncesi eşlik eder. İnsancılık karşıtları ise koşulsuz bir özgürleşimin bir düşlemden öte bir şey olmadığını ileri sürerler-üstelik düşlemler yeri geldiğinde oldukça tehlikeli de olabilirler.

Geç 18. yy ve erken 19. yy da “Humanizma” Aydınlanma filozofisinin köşe taşıydı. İnsanlık , “olumlu ve evrensel bir ahlaki değer” ile yüklenmiş , tüm insanların eşit ve özgür olduklarına inanılmıştı. Rousseau ve Kant gibi liberal humanistlerce evrensel akıl insanlığın her çeşit baskıcı rejimden (monarşi) kurtuluşuna kılavuzluk edecekti. Bu anlayışa en büyük muhalefet Marx’tan geldi. Genç Marx, “liberal bireysel hakların” insanlar arasındaki tahakküm ilişkilerinin ve eşitsizliğin giderilmesine yetmediğini,  insanların arasındaki eşitliğin ancak komünist rejimde “özel mülkiyetin” kaldırılması ile gerçekleşeceğini ileri sürdü. Olgun Marx için de “insanlık” gerçeklikte karşılığı bulunmayan bir soyutlama idi. Zira adalet ve eşitlik gibi liberal haklar sadece daha fazla eşitsizlik üretmeye yaramaktaydı.

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Claude Lévi-Strauss ve yapısalcılık

Claude Levi Strauss (1908-....

Hayatı ve düşünceleri

Esasında Fransız vatandaşı olan Lévi-Strauss, ailesinin kısa süreli Belçika serüveni nedeniyle 28 Kasım 1908 yılında Brüksel’de doğdu. Entelektüel bir çevreden gelen Yahudi kökenli ailesi 1 sene sonra (1909) tekrar Paris’e döndüler. Sanat eğitimi almış olan babası Raymond Lévi-Strauss portre ressamlığı ile uğraşıyordu. Annesi de yine eğitimli bir aileden gelen ev hanımı Emma Lévi-Strauss (née Lévy) idi. Paris’te liseyi tamamladıktan sonra Sorbone Üniversitesi’nde felsefe eğitimi aldı. 1931 yılında mezun olduktan sonra bir süre ortaöğretim felsefe öğretmenliği yaptı. 1935 yılında ise Fransız kültür misyonunun bir parçası olarak Brezilya São Paulo Üniversitesi’nde görevlendirildi. 1935-39 yılları arasında Brezilya’da görev yaptığı sırada ilk antropolojik deneyimlerini ve çalışmalarını tecrübe etti. Antropolojiye olan ilgisi, Robert Löwie’nin Primitive Sociology çalışmasını okuduktan sonra başladı. Bu dönemde Amazon yağmur ormanlarında yaşayan bazı ilkel topluluklar üzerine (Mbayá ve Bororo kabileleri gibi) incelemeler yaptı.

Brezilya’daki görevinden istifa edip tekrar Fransa’ya döndükten sonra 1939 yılında Fransız ordusunda silah altına alındı. Ancak bu dönemde Alman ordularının baskısıyla Fransız Ordusu dağıtıldı. Lévi-Strauss bir süre Nazi karşıtı direniş hareketlerine destek verdi ancak II. Dünya Savaşı’nın tehlikeli ortamı özellikle onun Yahudi kökenleri nedeniyle tehlike oluşturabileceği için Fransa’dan tekrar uzaklaşarak ABD’ne kaçtı. (1941)

Savaşın en kızıştığı dönemde New York’ta, New School for Social Research’de dersler verdi. Burada Robert Löwie, Roman Jakobson gibi bilim adamları ile beraber çalışma imkanı buldu. Yine bu dönemde yeni Amerikan Antropoloji Ekolü temsilcilerinden Franz Boas ile tanıştı. Franz Boas 1942 yılında bir kalp krizi geçirdiğinde Lévi-Strauss’un kollarında hayata gözlerini yumdu. Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Yapısalcılık:Ferdinand Saussure ve Claude Levi Strauss

Yapısalcılık

Kısacası yapı, toplumsal ilişkilerin bütünüdür. Bir toplumun insanları arasında çok ve çeşitli ilişkiler vardır. Bu toplumsal ilişkilerin bütünü toplumun yapısını meydana getirir. Toplumsal ilişkilerin tümü temel ilişki olan ekonomik ilişkilerle belirlenir. Bu ilişkilerdeki değişiklikler toplumun yapısını da değiştirir” (Sezgin Kızılçelik,Sosyoloji Teorileri 2)

Yapısalcılık işlevselcilikten farklı olarak,toplumsal uyuma vurgu yapmaz. Kolektif tarafından üretilen ortak değerler, ritüeller,semboller önemlidir. Bunlar ortak ideolojik tavrı ve belli noktalarda halkın, yönetene karşı alternatif “dünya anlamını” yarattıkları ölçüde muhalif görüşü desteklerler. Üstelik,”özne”nin kategorik olarak “fail” olma durumu da söz konusudur. Kolektif özne fail olurken de,tek tek öznelerin farklılığı, iradeleri tamamen yadsınır. Dil, semboller, ritüeller, edebiyat, sanat vs… üzerinden “kategorik özne”nin “yaratımı” incelemeye alınır ve genel tutarlı bir tavrı yansıttığı ölçüde de, bu ürünler hem yönetenin hem yönetilenin soyut bir düzlemde birbirlerine karşıt/alternatif tutumları arasında bir diyalogun parçası ya da kendisi olarak algılanırlar. Özellikle, halkın olan ürünlerde, üretim süreci bireylerin tekil varlıklarından bağımsız gelişir. Tek tek bireylerin “ürün” e katkıları vardır ama bu katkının ne olduğu, nasıl bir tür katkı oldukları bilinemez. Bireyin “bu ürüne katkım olsun” amacı olmadığından tek tek bireylerin iradeleri , tesadüfi, kendiliğinden gelişen bir süreç içinde etkileşerek “bir şey” ortaya çıkarır. Tek tek bireylerin iradeleri vardır, önemlidir ama bilerek sürece dahil olmadıklarından belirleyici değildir. Etkileşim sonucu doğurur ki o da kimsenin tekelinde değildir.Biçim, düzen, sembolleşebilme, öğelerin toplamından daha fazla bir şey ifade etme toplumsal yapı kavramının önemli vurgularıdır.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir: