Tag Archives: varoluşçu psikoterapi

Varoluşçu Psikoterapi: 3 Savunma mekanizmaları

Klasik psikanalizin ayrıntılarıyla ortaya koyduğu “ego’nun savunma mekanizmaları” ile bertaraf edilmeye çalışılan temel anksiyete etkenleri bastırma, yer değiştirme, tersine dönüştürme , yüceltme gibi işlemler sonrası asıl görünümlerinden farklı endişe kümeleri ve semptomlar halinde ifade bulur. Böylece az çok değişime uğramış korkular bilinç seviyesine ulaştığında varoluşçu psikoterapinin ortaya koyduğu bazı “özgün savunma mekanizmaları” devreye girerek korkuları gidermeye çalışır.

a.Ölüm anksiyetesi :

Klasik psikanalizin ego’nun savunma mekanizmalarının işleminden sonra kendisini ikincil korkular şeklinde gösterir.Sevilmeme ve unutulma korkusu,sevdiklerini kaybetme korkusu,sıradan birisi olma ve başarısızlık korkusu,bir işe ya da ilişkiye bağlanma korkusu(hayatın olanaklarını tüketme ve durağan,hareketsiz kalma=ölüme yaklaşma) ölüm anksiyetesine ikincil korkular arasında sayılabilir.
Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Varoluşçu psikoterapi: 2 Ruhsal dinamikler

Varoluşçu terapi: ruhsal dinamikler

Ruhsal çatışma kavramı ve bu çatışmanın algılanmasında psikoterapi ekolleri arasındaki temelde bazı paradigmal farklar bulunmaktadır. Bu paradigmaları karşılaştırarak varoluşçu psikoterapinin bakış açısını ortaya koyabiliriz.

Freud’un psikolojiye belki de en büyük katkısı “ruhsal çatışma” kavramını ortaya koymuş olmasıdır. Adaptif düzeydeki duygu ve davranışlar ile psikopatoloji düzeyindeki belirtiler bu intrapsişik çatışmanın ürünü olarak anlaşılmaktadır. Freud çatışmanın, bebeğin doğuştan getirdiği cinsel ve saldırgan dürtüler ile bunların doyumunu engelleyen dış dünyanın baskılayıcı güçleri arasında başladığını, dış dünya yemsilleri içselleştirildikten sonra ise çatışmanın dış dünyanın (ve özellikle ebeveynin) temsilcisi olan süperego ile çocuğun cinsel ve saldırgan dürtüleri arasında geçtiğini savlamıştı.  Üstelik bu çatışma büyük ölçüde farkına varılmadan yani bilinçdışı olarak gerçekleşiyordu.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Varoluşçu psikoterapi:1 Tanım ve tarihçe

varoluşçuluk ve terapi

Varoluşçu psikoterapi İkinci dünya savaşından sonra Avrupa’da temelleri atılan daha sonra Amerika’da yayılan bir “tedavi yöntemi ve tutumudur.”

Psikoterapi ,fiziksel tıp bilimlerindeki terapi yöntemlerinden farklı olarak insanlık tarihinde çok geç dönemlerde, ancak son bir yüz yıl içinde filizlenme ve gelişme olanağı bulabilmişti.

İnsanın ruhsal acılarını dindirme görevi yıllar boyunca kabile büyücülerine, din görevlilerine (günah çıkarma ve bağışlanma), telkine, felsefeye ve bazen edebiyat, tiyatro, opera sanatlarında verilen eserlerin (eski Yunan trajedyaları ve Shakespeare’nin eserleri vb) estetik dokunuşuna bırakılmış olduğu bilinmektedir. Bu zamanlar boyunca ruhsal acının günahkarlık, kıskançlık, kaderine razı olamama, geleneklere ve dinsel öğretilere karşı gelme gibi sebeplerden kaynaklandığı düşünülmekteydi.

Çağdaş , bilimsel yönelimli psikoterapinin kurucusu ise Sigmund Freud olmuştur. Freud ve Breuer tarafından kaleme alınan 1896 tarihli “Histeri Üzerine Çalışmalar” eseri ve 1900 yılında Freud’un kendisi üzerine yaptığı psikoanalizi bitirdikten hemen sonra yazdığı “Düşlerin Yorumu” isimli eser ile psikanalizin, yani ilk bilimsel yönelimli psikoterapi yönteminin temelleri atılmıştı. Freud, tanıttığı yeni psikoterapi yönteminde, devrimci bir bakış açısı ile gözlerini bireyin psişesinin derinliklerine yönelmiş ve “bilinçdışı iç çatışma” (unconscious intrapsychic conflict) kavramını ortaya koymuştu. Nevrotik birey kendisine acı veren şeyin ne olduğunu çatışma bilinçdışında olduğu için bilemiyordu.Psikanalize göre çatışmanın tarafları bilinçdışı cinsel dürtüler ve bu dürtülerin doyumunu ahlaki kurallarla engelleyen aile ve toplumsal, kültürel yapı idi. Aile ve kültüre ait değerler çocuk büyüdükçe içselleştiriyor ve çatışmanın dürtüye karşı koyan tarafı tarafı vicdan (süperego) haline geliyordu. Psikanaliz, serbest çağrışım yöntemiyle bilinçdışı çatışmanın izlerini sürerken “ruhsal enerjinin (libidonun) ekonomik kuramı” ve “ruhsal aygıt” tasarımı ortaya çıktı. Böylece psikanaliz hem normal kişiliğe hem de psikopatolojiye ilişkin zamanına göre oldukça yetkin bir kuram ortaya koymuş oldu.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir: