Tag Archives: sosyalizm

Antonio Gramsci

Gramsci, Antonio (1891-1937)

Yoksullaşmış Sardinya Adası’nın alt orta sınıf bir ana babasından dogan Gramsci, 1911 yılında Torino Üniversitesi’nde bir burs kazandı. Orada, ltalyan idealist filozof Benedetto Croce’den etkilendi. Torino işçi sınıfı hareketinin derin tesiri altında kalan Gramsci, 1913 yılında İtalyan Sosyalist Partisi’ne (PSI) katıldı ve sosyalist gazetelere yazılar yazmaya başladı. Geri bırakılmış köylü kültürü ile endüstriyel kent tecrübesine sahip olması, İtalya’da sosyalist bir “devrimin, ulusal-popüler bir perspektifi ve işçi sınıfı ile köylülük arasında bir ittifakı gerektirdigine ilişkin görüşünü etkiledi. Işçi sınıfının toplu çıkarının ötesine geçmesi gerektigi düşüncesi ve kültür ile ideolojinin siyasal rolü, onun çalışmasında degişmeyen bir tema olarak kalacaktı. Gramsci Ekim Devrimi’ni, Marx’ın Kapital’inin, devrimin kapitalist üretim güçlerinin tam olarak gelişmesini beklemesi gerektigini öne sürebilen her çeşit yorumunu hükümsüz kılmasından; ve seçkinler yerine toplum kitlesi tarafından gerçekleştirilen bir toplumsal degişme örnegi olmasından dolayı selamlamıştı. Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Althusser’in çilesi ve felsefesi

Althusser’in çilesi ve felsefesi-I

Yazan: Taner Timur

1960’ların ikinci yarısında başlayan ve 16 Kasım 1980’e kadar süren dönemde Fransa’da Marksizm tartışmaları büyük ölçüde Althusser tartışmaları haline gelmişti. Bu dönemin bitiş noktası için kesin bir tarih vermemin bir nedeni var: 16 Kasım 1980’de ünlü Fransız filozofu karısını öldürmüş ve düşünce tarihinde benzeri pek bulunmayan bir dramın kahramanı haline gelmişti. Ve o zamana kadar entelektüel çevrelerde dillerden düşmeyen bir isim birdenbire “tabu” olmuş, belleklerden silinmişti.

Althusser’in ruhsal sorunları olduğu yakın çevresi dışında da bilinmeyen bir şey değildi. Ünlü düşünürün zaman zaman psikiyatri kliniklerini ziyaret ettiği yaygın bir söylenti konusuydu. İşlediği cinayet de bir cinnet anının eseri olmuş ve filozof hapishaneye değil, akıl hastanesine sevk edilmişti. Onu sevenler üzüldüler; çılgın jesti anlamaya çalıştılar ve Foucault’nun Ortaçağ delileri için kullandığı bir deyimle “kaybolmuş” filozofun sessizce yasını tuttular. Merhametin ölenden çok öldüren üzerinde toplanmasından rahatsız olanlar ise hüzünle Althusser’in karısını, Helen’i andılar. Ve bir süre sonra, görünüşe göre, olanlar unutuldu, her şey yeniden düzene girdi. Zaten 1980’lerde başlayan “küreselleşme” dalgası ve Sovyet sisteminin çökmesi de Marksizm tartışmalarını ikinci plana atacaktı. Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Biyoiktidar ve bir organik aydın olarak “Mehmet Öz”

Dr.Mehmet Öz

“Dümdüz bir karna sahip olmanın 7  bilimsel yolu”

Dr.Mehmet Öz

Hayallerinizdeki sıkı, düz, seksi karın size sandığınız kadar uzak değil. Bugün gelin, bilimi kullanarak göbeğinizi kısa zamanda nasıl küçülteceğinizi konuşalım…

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/24585917.asp

********

Görünüşte göbeği konusunda endişelenen Amerikalı ev hanımı Martha yukarıdaki yazıyı okuduktan sonra,  artık iyice kontrolden çıktığını düşündüğü kilolu bedenini,  ünlü ve yakışıklı tıp uzmanlarının işaret ettiği doğrultuda alışkanlıklar geliştirirse kontrol altına alabileceğini  düşünür.

Bingo!

Martha bilgi ve iktidar arasındaki ilişkinin boyutunu iyice farketti. Ne kadar doğru bilgiye sahipse elinin altındaki şeyler üzerinde kontrol gücü o denli yükselmekte.

Ne var ki, farketmediği bir boyut hala olabilir:Martha bilgi tiryakiliğine ve sonu olmayan iktidar arayışlarına alıştırılmakta iken yüksek doz biyo iktidara maruz kalmakta.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Marx’a göre İdeoloji nedir?

İdeoloji

Hem ideoloji, hem de sinematik aygıt sembolik gerçekliği kuran birer fantezi makinesidirler. Yani ideoloji hakikaten de Althusser’in dediği gibi bireylerin gerçek varoluş koşullarıyla kurdukları hayalî ilişkinin bir temsilidir. Sembolik gerçekliğin içindeki kurguyu çekip çıkarırsak sembolik gerçekliği de ortadan kaldırmış oluruz. Burada altı çizilmesi gereken en önemli nokta Gerçek ile sembolik gerçeklik arasındaki farktır; denebilir ki hayâli olan, Gerçek ile sembolik gerçeklik arasındaki sanal köprüdür. Gerekli bir yanılsama olan söz konusu sanal köprü yıkılırsa bilinçdışı tamamen bilincin yerini alarak özneyi psikoza sürükler ve hiçliğe mahkûm eder.

Marx ideolojiyi “negatif ideoloji” biçimi ile alır. Yani Marx’a göre ideoloji egemen sınıfın tabi sınıf üzerindeki hakimiyetinin zihinsel/algısal/bilişsel uzamını oluşturur. Marxın yazılarında ideoloji tasavvuru ile ilgili ilk ipuçlarını , gerçekliğin bilince yansımasını ,eşyanın görüntüsünün bir fotoğraf makinasının merceğinden geçerek filme baş aşağı yansımasına benzettiği “camera obscura” metaforunda bulabiliriz. Bu ideoloji anlayışı günümüz ideoloji paradigmaları arasında “yanlış bilinç” olarak ayrıştırılır…

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Dayanış(ama)mak..

Dayanışma

Franz Kafka, “düz bir hat üzerinde yaşıyoruz” der ve ardından ekler “buna rağmen her insan aslında bir labirenttir”…

Çok açık görünen gerçekler, insan denilen labirentin içinde yolunu kaybedebiliyor. Öyle yollara sapıyoruz ki bazen kim olduğumuz, ne için burada bulunduğumuzu, diğer insanlar ile nasıl bir ilişki içinde olduğumuzu kolayca unutuyoruz. Düşününce, böylesi bir  unutkanlığın sonucunun, anlamsızlık,  hiçlik duygusu, ölüm  korkusu, sinmişlik, dışlanmışlık, hatta ölüm dürtüsü ve sapkınlık olması gayet doğal geliyor… Bu duygular ile baş etmek için yöneldiğimiz  “güç arzusu, güç ihtiyacı” ise duygu dünyamızı iyiden karıştırıp, içinden çıkılmaz hale getiriyor..

Çare ne? Aklıma gelen tek  yol, insanlığımızı, toplumsallığımızı, toplumsal bir varlık olduğumuzu yeniden hatırlayabilmek. Toplumsallıktan kastettiğim şey basitçe, sosyal ve eğlenceli insanlar haline gelmek değil kuşkusuz… Toplumsallaşma, insan gibi yaşama kaygısı taşıma, diğer insanlar ile birlikte eşit, daha doğrusu birbirini eşdeğeri olarak gören bireyler olarak ilişki kurmayı, dayanışmayı yürekten kabullenmektir. Bireysel ihtirasların kıskacından uzaklaşmak, kapitalist ideolojinin insanları toplumsallıktan uzaklaştıran, atomize eden efsunundan uzak bir mesafede konumlanabilmektir.  Bu kısa yazı insanın toplumsal yönü ile bireyselliği arasındaki gerilime politik düzlem üzerinden bakma amacını taşıyor..

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Yurtseverlik ve Sosyalizm

Sosyalizm ve yurtseverlik

Bu iki kavram arasında sempatik bir yakınlık mı yoksa rahatsız edici bir gerilim mi var.Belki her ikisi birden..

2010 senesi anayasa değişikliğine dair referandum tartışmalarında, sol çevrelerde paketin kabul yahut reddi yönünde  farklı görüşler ileri sürüldü.Tartışmanın detayları  bir yana  bırakılırsa asıl gerilim  ”yurtsever yahut ulusalcı sol” şeklinde tanımlanan düşünce ile “enternasyonalist – anti militer sol” görüş arasında yaşandı. Taraf gazetesi  ve merkez medyada  yer alan  “liberal sol” tanımına münasip  yazar taifesi kapsam dışında tutulursa ,kutuplardan birisinde  TKP,İP  ,  Bir gün gazetesi çevrelerinde toplanan “yurtsever solcular” diğerinde  Ömer Laçiner,Tanıl Bora gibi yazarların yer aldığı Birikim dergisi çevresi , DSİP, kısmen ÖDP ve Ertuğrul Kürkçü, İsmail Beşikçi  kimi enternasyonalist bağımsız yazar ve düşünürler yer aldı.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Sol ve ayrıcalıkların devri bağlamında miras hukuku

Ahmet İnsel

-Özellikle Avrupada üçüncü yol olarak ortaya çıkan yeni solu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ahmet İnsel:Benim kendimi pek yakın hissetmediğim yenilikçi bir sol anlayış bu ve daha çok liberal ekonomik değerlerin sola aşılanmasıyla,bir iktidar partisi olarak kendini var etmek hedefleniyor.Tamamen karşı olduğumu ya da yüzde yüz yanlış olduğunu söylemiyorum.Bu siyasi yönelişin içerisinde bir çok doğru tesbit var.Fakat benim kendimi yakın hissetmememin nedeni bu tavır içinde asli çizginin pazar ekonomisi merkezli bir toplumsal yapılanmanın sivri sonuçlarını törpülemek olması.Solu bu ideale indirgemesi.Halbuki benim arzuladığım sol arayış,pazar ekonomisinin sivriliklerinin törpülenmesi değil,toplumun pazar ekonomisine hakim olması.Özel mülkiyetin lağvedilmesi gerekmez fakat toplumun pazar ekonomisine  hakim olup ona kendi gereklerini empoze edebilmesidir benim günümüz dünyasında bir sol iktidardan beklediğim.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Sol görüşü sağ görüşten ayırt eden nedir?

Ahmet İnsel

Özgürlükler içinde eşitlik ve toplumsal dayanışma.Örneğin insanın özgürlük arayışının esas olduğunun kabul edilmesidir,toplumsal dayanışma fikridir,her türlü hiyerarşik yapıya karşı duruştur,sadece işlevsel bile olsa hiyerarşinin  toplum içinde bir egemenlik ilişkisi getirdiği inancıdır ve en son olarak da toplumsal konularda mutlak doğrunun olmadığı,bütün doğruların göreli ve tartışmaya açık doğrular olduğunu kabul etmektir.İnsanı ilgilendiren konularda hiç bir mutlak doğrunun olmadığı inancıdır.Yani insanı ilgilendiren konulalarda bütün doğruların insanlar tarafından üretildiğini ve bunların değişebileceğini,doğru anlayışımızın göreli olduğunu ve bizim doğrularımızında değişeceğini savunan özgürlükçülük iradesini taşıyan kesim sol olacaktır.Sağ buna karşı insanların kendileri dışında belirleyici güçler olduğu kavramını çıkaracaktır.Örneğin genetik veya biyolojide iki ekol var.Birinci ekol her şeyin insanlarda genetik olarak belirlendiğini savunuyor,insanların akıllı veya aptal,güzel veya çirkin olmaları gibi.İkincisi ise insanların yeteneklerinin kalıtımsal değil toplumsal ve çevresel koşullarla şekillendiğini kabul ediyor.Farzedelimki bu iki görüş yüzde 50 doğruluk payına sahip.Bu durumda sol duruş ikinci varsayıma sağ ise birinci varsayıma yakın durur.Çünkü birinci varsayım,var olan düzenin bir şekilde doğal düzen olduğunu,fakirin doğal nedenlerle fakir kaldığını,toplumun bunda bir sorumluluğu olmadığını kabul edecektir.

Ahmet İnsel-Sosyalizm s.130

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Pazar ekonomisi ve özgürlük-Dr Can Güngen

Yaşadığımız yüzyılın üretim biçimine , geçen iki yüzyılda olduğu gibi kapitalizm hakim bulunuyor.Kapitalizmin siyasi yüzü ise liberalizm.Liberalizm ,sıradan yurttaşın hak ve özgürlüklerinin devlet,hükümet ve çoğunluğun dini,ahlaki ve siyasi eğilimleri karşısında korunması ve demokratik düzenin tanıdığı olanaklar ölçüsünde tercihlerini hayata geçirebilmesi anlamına geliyor diyelim..Böyle meseleyi koyduğumuzda pazar ekonomisi ve liberalizm rasyonel ve neredeyse ideal politik-ekonomik biçim olarak kendisini gösteriyor.Ancak bu konuda bazı kuşkular ve eleştiriler de yok değil.

Ben sorunsalın hak ve özgürlükler boyutuna kuşkucu açıdan yaklaşmak istiyorum.Yaşadığımız hayatta toplumsal ilişkilerin  doğal olarak nasıl ise öyle olduğunu düşünüp sorgulamanın manasız olduğuna inanıyoruz,tıpkı burjuva demokratik nizamı çerçevesinde değerlendirilen  “istenilen coğrafyada yerleşme ve çalışma” ile “mülkiyet edinme özgürlüğünün” olumlu manada özgürlükler olduğuna inanmamız gibi.Ancak bireysel yaşantılarımıza bir süre sonra dönüp baktığımızda sunulmuş pek çok  tercih hakkının yahut  zorunluluğunun özgürlüklerimizi artırmaktan ziyade potansiyelimizin gerçekleşmesine  engel olduğunu görebiliyoruz.

Yerleşme ve çalışma özgürlüğü

İmparatorluklar zamanında nüfusun iskanı devletin çıkarları ve  politikaları doğrultusunda gerçekleşiyordu.Bir toprak parçası üzerindeki nüfus ,o toprağın yerlileri kadar dinsel,etnik asimilasyon politikaları çerçevesinde o toprakta yaşaması istenen halkın zorla  iskan edilmesi ile belirleniyordu.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Üretici Güçler nedir?

Marksist ekonomi politiğin temel alt kavramlarından birisidir.. Üretici gücler, esas olarak üretim aletleri ve araçlarından meydana gelen bir kavramlaştırmadır. Üretim ilişkileriyle çelişki halinde bulunmaktadır, ve gelişiminin belli bir aşamasında zorunlu olarak değişiklikler talep etmektedir.

Üretici güçler ve Üretim ilişkileri kavramları, Marksist metinlerde genelde birarada kullanılırlar ve birbirleriyle ilişki ve çelişki halinde Üretim tarzı denilen kategorinin içeriğini oluştururlar.

Marksist teoriye göre, Üretici gücler(kara saban) gelişmesinin belli bir aşamasında, üretim ilişkilerinin(serf-bey) zorunlu olarak değişmesini dayatırlar ve bunun sonucunda da tüm bir üretim tarzı (feodalite)belirli bir şekilde değişime uğrar(feodalite kapitalizme dönüşür). Üretici gücler burada toplumsal değişimin maddi çekirdeği anlamına gelmektedir.
Bunlarda ilginizi çekebilir:

Yoksul İnsan Özgür Olur mu?

özgür ve mutlu yoksullar!

ÖZGÜR OLMAYANLAR

Demokrasi diyorlar, darbe diyorlar, özgürlük diyorlar, ama bu söylenen sözcüklerin hiçbirinin felsefi ve sosyolojik dayanağı yok.“Yoksulluk, demokrasi, özgürlük” üçleminin kendi aralarındaki ilişkisi son derece karmaşık ve bilmecelidir.

*Demokrasi özgürlük içindir!
*Yoksullar özgür değildir!
*Başka şeylerle iğfal edildikleri için yoksullar ve işsizler demokrasi için oy vermezler!
*Özgür olmayan birey demokrasiyi seçemez!
*Özgür olmak için birey olmak gerekir! Birey olmak için de özgür irade!
*Özgürlük bireyin (insanın) kendi kendisinin efendisi olması anlamına gelir!
*Cemaat ve tarikat mensupları özgür iradelerini emanete verdikleri için, demokrasi ve özgürlük bilincinden yoksundurlar.

Özdemir İnce-Hürriyet

Yoksul insan özgür olur mu?

Yoksulluk hakkında şehir efsanelerinden birisi,yoksulluğun mutluluk olduğuna dairdir.İnsan ne kadar varsıllıktan kurtulursa o kadar özgür olur.Sinoplu Diyojen tipi özgürlükte ise içinde yaşanacak bir fıçı yetmektedir.Bu efsaneyi üretenler ile ferrarisini satan bilge kitabından dünya çapında voliyi vuranlar aynı kişilerdir sanıyorum.İnsanın servetini daha da önemlisi “servetini kazanma yöntemini” bırakıp terk i diyar etmesi bir şey,yoksulluk ve sıkıntı içinde çoluk çocuk büyütüp hayata sarılma mecburluğu başka şey.Neyse biz maneviyata daha az ,günlük insani gereksinimlere daha çok önem veren ,emekçilerimiz, işsizlerimiz ,göçmenlerimiz gözü ile ezilenlerin perspektifinden bakmaya çalışalım..

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir: