Tag Archives: siyaset

“Dünya berbat bir yer”: Politik teoride “kurucu eksiklik” fikri

İsyan olmadan asla

Zizek’in politik teoriye eksen teşkil edecek paradigmalar arasında “kurucu eksiklik” fikrine yakın olduğunu ve zemine esas teşkil eden bu fikri esasen Lacan’a borçlu olduğunu bilmekteyiz. Lacancı teorinin temel iddiası, –bireysel ya da sosyal– kimliğin eksiklik üstüne kurulu olduğudur.

Dolayısıyla toplumsal ilişkiler, indirgenemez biçimde antagonizm, çatışma, fikir ayrılığı ve dışlama ile ilgilenir.

Toplumsal   yaşamın birincil unsuru, herhangi bir toplumsal ‘bütün’ün ortaya çıkmasını       engelleyen bir olumsuzluktur. Mouffe’un kelimeleriyle, ‘toplum, çatışma ve antagonizmi sahne arkasına saklayan bir illüzyondur’

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

John Locke(1632-1704)

John Locke

Felsefede ampirizm akımının kurucularındandır. Deneyimden başka bir şeye ,sezgilere doğuştan var olan bilgilere (a priori) inanmıyordu.İnsan aklı doğduğunda boş bir levha (tabula rasa) idi ve deneyimler onun üzerine izler bırakıyordu.Doğuştan gelen “a priori” bilgi yoktu insan zihninde.Matematik ve diğer tüm bilimler deneyimler sonucunda elde edilmişti.Locke görüldüğü gibi rasyonalist filozoflardan farklı olarak bilginin kaynağını duyu organları vasıtası ile kavradığı deneyimlerde görüyordu.Bilgiye ulaşmanın yolu ise tümdengelim(deduction) değil tümevarımdı (induction).

Rasyonalist filozoflar “a priori” denilen bilginin varlığından söz etmektedirler.Bu bilgi doğuştan insan zihnine kazınmış bir bilgidir.Dolayısıyla evrensel olarak tanınır,geçerlidir. Buna “evrensel onay” ilkesi denmektedir. Oysa Locke evrensel bir bilginin olmadığını ileri sürdü.Bunu ispatlamak için evrensel olarak geçerli bir bilgi olduğu söylenen Leibniz’in “özdeşlik” ilkesini aldı.”a” “a” dır şeklindeki önermeye göre,mesela “siyah beyaz değildir” önermesinin doğuştan geldiği söylenebilir.Oysa bu önermenin unsurları olan beyaz ve siyah ideleri doğuştan gelmiş değildir.Örneğin körler bu idelerin birileri onlara anlatana kadar farkında değildirler.Bu idelere ancak görerek ulaşılabilir.O halde bu unsurlara ve bu unsurlardan oluşan önermeye ancak deneyim yolu ile ulaşılabilir.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Fransız Devrimi

Fransız Devrimi

Devrimin fikir babaları Voltaire, Rousseau, Didero gibi aydınlardı.Devrimci küçük burjuvaziyi temsil ediyor ve özel mülkiyetin kaldırılmasını değil eşit olarak bölüşülmesini savunuyorlardı.Voltaire Mirabeau’yu, Diderot Danton’u, Rousseau ise Robespierre’yi etkilemiştir. Devrim öncesi Fransız mutlakiyeti tam bir çürüme,çözülme içindeydi. Sarayda ahlak bozukluğu ve israf hüküm sürmekteydi.Büyük senyörler kralı kendilerine örnek alıyorlardı.

Öte yandan ülkede köylü ayaklanmalarının ardı arkası kesilmiyordu.Bazen 1876 da Lyonlu dokumacıların ayaklanmasında olduğu gibi ayaklanmaları işçiler başlatıyordu.Feodal sistem bazı reformlarla işin içinden çıkma isteğindeydi.Örneğin maliye bakanı Turgot kapitalistleşme yolunda girişimler yaptı.Ama ömrü uzun sürmedi ve bir süre sonra kendisi de görevden alındı,reformlarda yürürlükten kaldırıldı.

Ekonomik durum çok ağır ve halk hoşnutsuzdu.Burjuvazinin temsilcileri Kral XVI.Louis’i Etats Genereaux’u (Ulusal Meclis) toplantıya çağırmaya davet etti.Kral buna razı olmak zorunda kaldı.Meclise Burjuvazi (üçüncü sınıf) normalin iki katı temsilciyle katılma hakkı kazandı. Bu sayı diğer iki sınıfın temsilci sayısıyla eşitti.Meclis açıldığında ilk iki sınıf üçüncü sınıfla ortak toplantı yapmayı reddetti…

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Devlet-Platon

I. KİTAP

Aristotales’ in oğlu Glaukon ile Pire’ ye inen Sokrates burada Polemarkhos ve Glaukon’ un kardeşi Adeimantos ile karşılaşır. Onu kalması için ikna ederler ve Polemarkhos’ un evine giderler. Orada Polemarkhos’ un kardeşi Lysias Euthydemos Kalkhedonlu Thrasymakhos Paianialı Kharmantides Aristonymos’ un oğlu Kleitophon ve Polemarkhos’ un babası Kephalos da vardır.

Sokrates ilk olarak Kephalos ile yaşlılık ve para üzerine konuşmaya başlar. Ölçülü ve uysal insan için yaşlılığın dert olmayacağını ve akıllı bir insan için paranın yalnızca belli şeyleri karşılamak için iyi olduğunu söyler Kephalos. Burada adalet kavramı araya girer ve bu konuya Polemarkhos ile konuşarak devam edilir.

İlk olarak adaletin ödünç alınan şeyi iade etmek olduğunu söyler Polemarkhos. Bunun üzerine Sokrates arkadaşımız bir çılgınsa ve ondan daha önce bir silah almışsak bu silahı iade etmemizin ne kadar adil olabileceğini sorar. Bu diyaloğun ardından adaletin tanımı “dostlara iyilik düşmanlara kötülük yapmak” yani bir nevi insanlara hak ettiklerini vermek olduğu şeklinde değişir. Sokrates buradan itibaren sık sık hekim aşçı ve kaptan örneklerine başvurur. Adil insanın barışta nasıl faydalı olunabileceği sorulduğunda cevap olarak ise adil insanın parasal işlerimizde paramızı emanet edebileceğimiz bir kişi olduğu söylenir. Sokrates bu tanımı yetersiz bulur çünkü adalet sadece kullanılmayan şeylerde faydalıysa pek de yararlı olmayacaktır. Ve şaşırtıcı bir düşünce çıkar burada o da bir işi iyi bilen kimsenin onu nasıl kötüye kullanacağını da iyi bilmesidir. Yani parayı saklayabilen bir kişi onu çalabilir de ! “Adil insan düşmanına kötülük eder” düşüncesinden ise bir insana kötülük edildiğinde onun daha iyi olamayacağı sonucuna varırlar. Ve ne dostuna ne de düşmanına kötülük etmenin adaletle örtüşmeyeceği söylenir.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Ludwig Feuerbach felsefesi

Feurbach

Klasik Alman felsefesinin son temsilcisi sayılan Feuerbach ,Heidelberg üniversitesini bitirerek teolog oldu.Hegel’den etkilenerek Berlin üniversitesinde Hegel’in derslerine devam etti.Ancak önceleri Hegel taraftarı iken sonradan düşüncesini değiştirmiş ve Hegel’i eleştirmiştir. Feuerbach (Marx ve Engels ile birlikte) Hegel’in ölümünden sonra ayrılan iki Hegel taraftarı gruptan birisine “Genç Hegelcilere” dahil edilir.

1839′da “Hrıstiyanlık Özü”nü yayınladı. O sıralarda ki Hegel tartışmaları Hegel’i idealizm ve mateyalizm alanına yakın bulan görüşler arasında bir çekişme şeklinde sürüyordu. Genç Hegelciler daha tutucu olan Hegel yandaşlarına göre Hegel’in materyalist bir yorumunu yapıyorlardı. Feuerbach dinin doğasının antropolojiye dayandığını ileri sürer.

Feuerbach “Gelecek Felsefesinin İlkeleri” eserinde de “her şeyin temelinin doğa olduğunu,doğanın dışında hiçbir şey olmadığını ileri sürdü. Her şey gibi, düşüncenin de, doğadan,doğanın bir ürünü olan beyinden kaynaklandığını düşünmekteydi…

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Osmanlıda aydınlanma,çağdaşlaşma sorunu

Osmanlıda çağdaşlaşma

TANZİMAT SONRASI OSMANLI AYDINLARINDA ÇAĞDAŞLAŞMA SORUNU VE ARAYIŞLAR

Yrd.Doç.Dr. İlyas Doğan
ÇAĞDAŞLAŞMA YA DA MODERNLEŞME KAVRAMI
Çağdaşlaşmanın birkaç cümle ile tanımlamanın hiç de kolay olmadığı belirtilmelidir. Çağdaşlaşmayı tanımlamaya çalışırken çoğu zaman buna bir “süreç” olarak yaklaşılmaktadır ve bu sürecin farklı görünüm biçimleri “tasvir” edilerek bir sonuca varmaya çalışılmaktadır. Bu durum batılı ya da doğulu olmakla ya da olmamakla değil, çağdaşlaşmanın çok boyutluluğundan kaynaklanmaktadır. Örneğin Black çağdaşlaşma kavramını “son yüzyılların bilgi patlamasının sonucunda çağlık bir yenileşme sürecinin aldığı dinamik biçim” olarak tanımlamaktadır. Yazar yine kavramı tanımlamak amacıyla “tarih boyunca gelişmiş kurumların insanın bilgisindeki görülmemiş artışı yansıtan ve hızla değişen işlevlere uyarlanma” sürecini çağdaşlaşma olarak nitelemektedir. Yazar, çağdaşlaşma kavramının oluşumunun Avrupa uygarlığı kökenli olduğunun altını kuvvetle çizer. Bu açıdan çağdaşlaşma ilk olarak günümüz anlamında Batı Avrupa’da filizlenmiştir. 19.ve 20.yüzyıllarda bu coğrafyada meydana gelen bu bağlamdaki gelişmeler dünyanın diğer bölgelerini de etki altına almıştır. Bu nedenle “çağdaşlaşma” Black tarafından doğru olarak “sanayileşmeye eşlik eden siyasal ve toplumsal değişiklikler”in karşılığı olarak kullanılmaktadır.
Bunlarda ilginizi çekebilir:

Jean Jacques Rousseau kimdir?

Jean Jacques Rousseau (1712-1768)

Rousseau 1712 Cenevre doğumludur.Doğumundan hemen sonra annesi öldü ve halası tarafından büyütüldü.30 yaşında müzik öğretmeni ve politik sekreter olarak çalışmak üzere Paris’e gitti.Diderot ile tanıştı ve Ansiklopedi için müzik üzerine yazılar yazdı.

1750 yılında Dijon akademisi ödülünü aldı.Yarışma konusu “bilim ve sanatlardaki ilerlemelerin örflerin düzelmesine etkili olup olmadığıydı” (Discourse on the Sciences and the Arts) .

Rousseau bilim ve sanat yetkinleştikçe ruhların bozulduğunu,lüksün insanları gevşettiğini,askeri erdemlerin öldüğünü ve filozofların şarlatan olduğunu iddia ediyordu.Bilimler ve sanatlar kaynaklarını kötülüğümüzden almalıdır diyordu.

1754 yılında “İnsanlar arasında eşitsizliğin kaynağı ve temelleri üzerine konuşma” (Discourse on the Origin and Foundation of Inequality Among Mankind) isimli eseri yayınlandı.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir: