Tag Archives: Sartre

Varoluşçuluk nedir?

Varoluşçuluk 19. Yüzyılın ikinci yarısında temelleri atılan ve 20.yüzyıl içersinde önemli ölçüde taraftar bulan bir felsefe akımıdır. Bireysel varoluş, özgürlük ve seçim yapabilme kudreti gibi temel varoluşçu esaslar çerçevesinde eser vermiş pek çok yazarın ortak çabalarının bir ürünü gibi görülebilir.

Bununla birlikte bu kategoriye dahil edilen pek çok düşünürün, Heidegger örneğinde görüldüğü üzere “varoluşçu” oldukları şeklindeki düşüncelere açıkça karşı çıktıkları da görülmüştür. Varoluşçu yazarlar düşüncelerini açıklarken sistematik bir yöntem takip etmezler. Felsefelerini aforizmalar, meseller, manzum eserler, roman veya tiyatro oyunları gibi sanat eserleri aracılığıyla ortaya koymuşlardır.

Varoluşçuluğun sistematik olamayan yapısı terimin açık bir tanımını yapmaya müsaade etmiyor. Ancak değişik yazarlarca ele alınan temaların birbirine benzer olanları seçildiğinde varoluşçuluğun ana hatları anlaşılabilir.
Bu temalara bakalım:

1.Bireysel ahlak anlayışı:

Varoluşçuluk(existentialism) terimini ortaya koyan ilk filozof Danimarkalı Kierkegaard olmuştu. Kierkegaard yazılarında, doğru ve yanlışın ayırt edilebileceği rasyonel (akılcı) ve objektif(tarafsız-nesnel) hiçbir normun olmadığını vurguluyordu. Birey için en yüksek iyi hayatını adayabileceği , uğrunda ölebileceği kendi doğrusunu arayıp bulmaktan geçiyordu.

Kierkegaard dini bütün bir Protestan olmasına rağmen Danimarka kilisesi ile savunduğu bireyci ahlak anlayışı ve otorite karşıtı tavrı ile karşı karşıya geldi.

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Jean Paul Sartre- Felsefesinin ana hatları

Jean Paul Sartre

a.Eylem Felsefesi

Sartre , Heidegger’in “Dasein”inden ve “insanı meşgul eden, varlığın anlamını unutturan küçük ve önemsiz şeylerin” hücumundan etkilenmiş olmalı. Dasein dünya içinde olan insandı. Onun içinde olan , onunla birlikte iç içe geçmiş olan insan. Varoluşçu felsefenin diğer felsefe akımlarından farklı olarak gerçekleri açıklamak, varlığın üzerini örten sır perdesini kaldırmaya çalışmak yerine bireye, bireyin hayatın içindeki eylemine yöneldiğini biliyoruz.

Sartre’nin felsefesi bir “eylem felsefesi”dir. Düşünmek yerine “eylemek” ve “seçmek” yoluyla bilincimiz oluşur. “Trans haline geçildiğinde kavuşulan” düşünceler değildir yol gösteren. Caddede ya da otobüste , mahallede, bir şeylerin tam ortasında beliren kavrayışlardır.
Bunlarda ilginizi çekebilir:

Jean Paul Sartre-Hayatı

Jean Paul Sartre (1905-1980)

1905’de Paris’te zengin bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Babası bir donanma subayıydı ancak Sartre daha bir yaşındayken ateşli bir hastalıktan ölmüştür. Annesi Anne-Marie Sartre’yi de alarak bir Fransız soylusu olan babası Karl Schweitzer’in evine döndü. Sartre , babasının erken ölümü ile Freud’yen odipus kompleksinin yaşanmadığı bir çocukluk dönemi geçirdiğini iddia etmektedir. Bir otorite figürü olmadan geçirdiği çocukluk döneminde “katı superego-saldırganlık ve evlat itaati” gibi komplekslerden uzak kalmıştır kendi fikrince. Erişkin yaşamında ise ergenliğinden beri otorite karşısında konumlanmışlığını , başına buyruk geçirdiği çocukluk dönemi sonrasında burjuva yaşantısının (konformist) değerlerine itaat etme isteksizliği ile açıklar.

Sartre, büyükbabasının otoriter bir adam olduğunu belirtmiş ancak kendisi için bir süperego figürü olduğunu reddetmiştir. Çocukluğunda geçirdiği bir rahatsızlık sonucu sağ gözünde görme kaybına uğradı. Bu hastalık aynı zamanda kötü görünümlü bir şaşılığa da yol açmıştır. Annesi yeniden evlendiğinde Sartre üvey babasının yanına La Rochella’ya taşındı. Okul yaşamında başarılıydı ve bu kısa boylu, zengin giyimli,çelimsiz ve kurbağa suratlı öğrenci üstün zekasıyla diğerleri içinde hemen fark ediliyordu. İlk yazdıkları kahramanlık ve şövalyelik hikayeleri giderek romanlardır.Lise sonrası eğitimini Ecole Normale Sup’erior’da sürdürür. Seine nehrinin sol tarafındaki kafelerde oturan üniversiteliler arasında hemen göze çarpan birisidir Sartre. Sivilceli yüzü ve kalın gözlükleri ile itici görünen bu genç adam konuşmaya başladığı zaman çevresindekileri hemen etrafında toplayıverir.Oluşturdukları grubun popüler konusu felsefedir kuşkusuz.Bir gün aynı üniversiteden 21 yaşında uzun boylu ve ciddi , felsefe konusunda oldukça bilgili , meraklı genç bir kız katılır aralarına.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Sartre:”Cehennem Başkalarıdır!”

Sartre

Sartre “Ben neysem varlığın olmadığı hiçliğim” diye düşünür. “Diğer insanların varlığı benim olanaklarımın ortadan kalkmasıdır. “Sartre, insanın kendisinde olmayan şeyi istediğini,eylemlerinin ve arzularının “varlığa doğru akan nehirler” gibi aktığını anlatır.” Dünyaya sahip olmak için ve dünya olmak için arzularım. Bir şeylere sahip olduğumda hiçliğim varlık olur. Hemen hemen aynı durum bir şeyi tahrip ettiğimde de gerçekleşir. Onu ayırır ve bana nüfuz etmezliğini tahrip ederim. Özgürlüğüm tanrı olmak için seçer, bu seçim açıktır ve tüm eylemlerimi yansıtır.”

Sartre, “gerçek olan tek şey benim bilincimin varlığıdır, geri kalan her şey ise onda oluşan bir yansımadan ibarettir” diye yorumlanabilecek düşünceleri itibarıyla solipsistik görünür ama katı solipsizmden de bir ayrıntı ile kaçınır. Bilinç varlığını göstermek için “diğerlerine” ihtiyaç duyar.  Diğerleri ise onun bilinç alanına girerek bilincinin düşünce nesnesi olur.  Diğerleriyle olan ilişki bu bakımdan düşünüldüğünde “mazoşistik” bir ilişkidir. Zira bilinç böylece varlığını ispat etse de “diğerinin” düşüncesiyle kısıtlanır. Sartre bu görüşü “No Exit” oyununda geçen bir cümlede vermiştir:”Cehennem başkalarıdır..”

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Etken ve edilgen yoksayıcılık (nihilizm) nedir?

Yoksayıcılık nedir?

Yoksayıcılık (nihillzm) İng.. nihilism; Fr. nihilisme; Alm. nihilismus

Kökence Latince’deki hiçbir şeyin varolmadığı anlamında hiçlik bildiren nihil sözcüğünden türetilmiş, insan varoluşunu, bilgiyi, değerleri bütünüyle yoksayan, şeyler arasında anlamlı ya da yararlı birtakım ayrımlar yapmanın gereksiz olduğunu düşünen, bütün değerlerin temelsiz olduğunu, hiçbir şeyin ilkece bilinmesinin ya da iletilmesinin olanaklı olmadığım savunan felsefe anlayışı.
—-

Latince’deki nihil sözcüğünün eylem hali anhillate ise hiçbir şey ortaya koymamak, yaratılmış olanları ise bütünüyle yıkmak anlamına gelmektedir. Yoksayıcılık terimi çoğu yerde, varoluşu hiçbir durumda evetlemeyen sonuna dek götürülmüş “kötümserlik” ile “kuşkuculuk” anlayışlarıyla yan yana konarak ele alınmaktadır. Gerçek bir yoksayıcı bu anlamda hiçbir şeye inanmayan, varolan hiçbir şeye karşı içtenlikle bağlılık duymayan, yıkıp dökmek dışında yaşamda başka bir amaç tanımayan bir kimsedir.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir: