Tag Archives: Nietzsche

Varoluşçuluk nedir?

Varoluşçuluk 19. Yüzyılın ikinci yarısında temelleri atılan ve 20.yüzyıl içersinde önemli ölçüde taraftar bulan bir felsefe akımıdır. Bireysel varoluş, özgürlük ve seçim yapabilme kudreti gibi temel varoluşçu esaslar çerçevesinde eser vermiş pek çok yazarın ortak çabalarının bir ürünü gibi görülebilir.

Bununla birlikte bu kategoriye dahil edilen pek çok düşünürün, Heidegger örneğinde görüldüğü üzere “varoluşçu” oldukları şeklindeki düşüncelere açıkça karşı çıktıkları da görülmüştür. Varoluşçu yazarlar düşüncelerini açıklarken sistematik bir yöntem takip etmezler. Felsefelerini aforizmalar, meseller, manzum eserler, roman veya tiyatro oyunları gibi sanat eserleri aracılığıyla ortaya koymuşlardır.

Varoluşçuluğun sistematik olamayan yapısı terimin açık bir tanımını yapmaya müsaade etmiyor. Ancak değişik yazarlarca ele alınan temaların birbirine benzer olanları seçildiğinde varoluşçuluğun ana hatları anlaşılabilir.
Bu temalara bakalım:

1.Bireysel ahlak anlayışı:

Varoluşçuluk(existentialism) terimini ortaya koyan ilk filozof Danimarkalı Kierkegaard olmuştu. Kierkegaard yazılarında, doğru ve yanlışın ayırt edilebileceği rasyonel (akılcı) ve objektif(tarafsız-nesnel) hiçbir normun olmadığını vurguluyordu. Birey için en yüksek iyi hayatını adayabileceği , uğrunda ölebileceği kendi doğrusunu arayıp bulmaktan geçiyordu.

Kierkegaard dini bütün bir Protestan olmasına rağmen Danimarka kilisesi ile savunduğu bireyci ahlak anlayışı ve otorite karşıtı tavrı ile karşı karşıya geldi.

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Anti Humanizm nedir?

Anti Hümanizm

Antihumanizm terimi filozofik antropoloji projesine muhalif bir kısım düşünür tarafından ortaya konmuş bir terimdir. “İnsan doğası” veya “insan”,”insanlık” gibi soyut kavramların tarihsel olarak göreceli oluşları ve esasen metafizik tabiatlı öğelere karşılık geldikleri iddiası ile reddi anti humanizm nosyonuna içseldir. Nietzsche on dokuzuncu yüzyılda Tanrı’nın ölümünü ilan etmiş ise Antihumanizm de yirminci yüzyılda insanın ölümünü ilan etmiştir.

Hümanizma ile hümanizma karşıtlığını ele alırken humanizmanın bazı niteliksel özelliklerini sayarak humanizma karşıtlığının karşı savlarını ortaya koyabiliriz. Humanizma Descartesçi “özne” –Cogito- tasarımı ile işe başlar. “Düşünüyorum, demek ki varım”.. Niyetlerim, amaçlarım, hedeflerim var. Dolayısı ile eylemlerimin biricik kaynağı ve özgür aracısı yalnızca benim. Humanizma ayrıca yöntembilgisel (metodolojik) bireycilikle (toplumların yalnızca bireylerden oluştuğu görüşüyle) birlikte düşünülür. Humanizma kimileyin de ancak sosyalist bir toplumda ilişkilerin şeffaf olacağı düşüncesi eşlik eder. İnsancılık karşıtları ise koşulsuz bir özgürleşimin bir düşlemden öte bir şey olmadığını ileri sürerler-üstelik düşlemler yeri geldiğinde oldukça tehlikeli de olabilirler.

Geç 18. yy ve erken 19. yy da “Humanizma” Aydınlanma filozofisinin köşe taşıydı. İnsanlık , “olumlu ve evrensel bir ahlaki değer” ile yüklenmiş , tüm insanların eşit ve özgür olduklarına inanılmıştı. Rousseau ve Kant gibi liberal humanistlerce evrensel akıl insanlığın her çeşit baskıcı rejimden (monarşi) kurtuluşuna kılavuzluk edecekti. Bu anlayışa en büyük muhalefet Marx’tan geldi. Genç Marx, “liberal bireysel hakların” insanlar arasındaki tahakküm ilişkilerinin ve eşitsizliğin giderilmesine yetmediğini,  insanların arasındaki eşitliğin ancak komünist rejimde “özel mülkiyetin” kaldırılması ile gerçekleşeceğini ileri sürdü. Olgun Marx için de “insanlık” gerçeklikte karşılığı bulunmayan bir soyutlama idi. Zira adalet ve eşitlik gibi liberal haklar sadece daha fazla eşitsizlik üretmeye yaramaktaydı.

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Etken ve edilgen yoksayıcılık (nihilizm) nedir?

Yoksayıcılık nedir?

Yoksayıcılık (nihillzm) İng.. nihilism; Fr. nihilisme; Alm. nihilismus

Kökence Latince’deki hiçbir şeyin varolmadığı anlamında hiçlik bildiren nihil sözcüğünden türetilmiş, insan varoluşunu, bilgiyi, değerleri bütünüyle yoksayan, şeyler arasında anlamlı ya da yararlı birtakım ayrımlar yapmanın gereksiz olduğunu düşünen, bütün değerlerin temelsiz olduğunu, hiçbir şeyin ilkece bilinmesinin ya da iletilmesinin olanaklı olmadığım savunan felsefe anlayışı.
—-

Latince’deki nihil sözcüğünün eylem hali anhillate ise hiçbir şey ortaya koymamak, yaratılmış olanları ise bütünüyle yıkmak anlamına gelmektedir. Yoksayıcılık terimi çoğu yerde, varoluşu hiçbir durumda evetlemeyen sonuna dek götürülmüş “kötümserlik” ile “kuşkuculuk” anlayışlarıyla yan yana konarak ele alınmaktadır. Gerçek bir yoksayıcı bu anlamda hiçbir şeye inanmayan, varolan hiçbir şeye karşı içtenlikle bağlılık duymayan, yıkıp dökmek dışında yaşamda başka bir amaç tanımayan bir kimsedir.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Deus ex Machineye Karşı Zerdüşt

Deus-Ex-Machina

Bir soruyla başlayalım:  Nietzsche, en yoğun, en karmaşık, en tartışmalı, buna karşın geliştirdiği kavramlar dikkate alındığında en önde gelen yapıtlarından “Böyle Söyledi Zerdüşt” kitabında neden şaire dönüşmüştür? Özellikle “üst insan” sorunu gibi bütün “değerleri yeniden değerlendirme”sini gerektirecek bir çabanın tam ortasında, bir düşünür etkinliği olarak bu garip biçemin tercih edilmesi mantıklı mıdır? Zerdüşt’ten hemen sonra gelen “İyinin ve Kötünün Ötesinde” ve “Ahlâkın Soykütüğü Üstüne” yapıtlarında, tamamlayamadığı “Güç İstenci”nde ya da değerlendirme yönteminde bir kırılma olarak görülen “Deccal”de temel argümalarını savunurken bir kenara bıraktığı, buna karşın yine de dönüp dönüp ortaya çıkan, kaçamadığı bir söyleyiş gibidir bu. Zerdüşt’le birlikte yazılmaya başlayan ve farklı yapıtlarına dağılan, ölümüne yakın “Zerdüşt Türküleri” altbaşlığıyla bir kitap olarak toplanan “Dionysos Dithyrambosları” da aynı dili gösterir. Tüm yapıtlarında içerilen ve diyalektiğin zıttı olarak ilişkiselliği öne çıkartan aforizmatik dilin de ötesinde bir şeydir bu. Filozof şiir söylemektedir.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Nietzsche Hegel’ e Karşı

E.Munch un Nietzsche Portresi

Günümüzde pek çok post-yapısalcı düşünür, doğruluk ile durağan anlam düşüncesi “yanılsama” sını yermesi; iktidar istencine olan inancı; Dionysosça yaşama biçimini evetleyici tutumu; siyasal ve toplumsal eşitlik inancına beslediği düşmanlık nedeniyle Nietzsche’nin felsefesinden büyük ölçüde etkilenmektedir. Birkaç düşünürle örneklersek: 1950′li yılların sonlannda Nietzsche’nin düşüncesinden etkilenen Michel Foucault’nun bu yıllarda tarihselcilik ile insancılığa eleştirel bakmaya başladığını görürüz. Sol kanadın uzun bir süre boyunca etkin bir militanı olan bir başka yazar Jean-François Lyotard, Sovyetler Birliği’ ndeki gelişmeleri acımasızca yerdikten sonra Nietzsche’nin düşüncelerine dönmüştür. Jacques Derrida yazılarında sürekli olarak Nietzsche’yi yardımına çağırır. Gilles Deleuze de yine aynı biçimde Nietzsche’ den derinden etkilenmiş bir başka düşünürdür. Birçok yazar Marx’ın diyalektik yöntemi radikal biçimini kendine mal ederek, bu yöntemin tutucu içeriğini dağıtarak Hegel’i feshettiğini ileri sürer. Hegel felsefesinin hem biçimini hem de içeriğini bütünüyle yadsıyan Deleuze, gerek Hegel’in gerek diyalektik düşüncenin ilk gerçek eleştirmeninin Nietzsche olduğunu ileri sürer.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Deleuze’nin Nietzsche’si


Değer biçme ,yorum ve düşünce imgesi

Deleuze, Nietzsche’yi felsefe tarihi içinde konumlandırırken onun Kant’la ilişkisini belirlemede özellikle dikkatlidir. Deleuze, Nietzsche’de yalnızca “Kantçı bir miras değil, yarı-açık, yarı-örtük bir rekabet” de (NP-Nietzsche and Philosophy-Deleuze 52, 59) bulunduğunu öne sürer. Nietzsche düşüncesi Kant tarafından ancak mükemmelolmayan bir biçimde başlatılan bir eleştirel felsefe görevini tamamlama çabasıdır. Nietzsche’ye göre Kant’ın başarısız olduğu yer, değerleri eleştirel analizindışında tutmasıdır. Kant, Hakikat, İyilik ve Güzellik’in değerini varsayar ve eleştirisi bu sorgulanmamış değerlere tümüyle boyun eğer. Nietzsche, bu yüzden, değer sorununu düşünceye katmayı ve değer eleştirisini yeni, soykütüksel bir felsefenin merkezi kılmayı önerir.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Çekiçle Felsefe Yapan Filozof:Nietzsche

Çekiçle Felsefe

“…Çekiçle  felsefe yapmak radikal bir biçimde her şeyi sorgulamak demektir.Sorgulamak, radikal sorular sormak insanların öyle rastgele yaptıkları bir iş değildir. Sorgulamak, her şeyden önce bir şey hakkında şüphe duymakla başlar. Soru sormak bir şeyi olduğu gibi kabul etmemek, bize göründüğü biçimiyle yetinmemek demektir. ‘bilgisizlik’, cehalet insanın şaşırmasına, utanmasına ve hayret etmesine sebep olmuştur.

Zira her şeyden şüphe etmeye başladığımız zaman ister istemez bu şüphe sonunda kendimize yönelir ve kendimizi de sorgulamaya başlarız…”

“Nietzsche için felsefe yapmak nihilist bir karakter taşır. Filozof bu tarza ‘çekiçle felsefe yapmak’ diyor.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Tanrı Öldü İddiası ve Nietzsche

Tanrı Öldü
Tanrı’nın, insanı yeryüzüne acı çekmesi için yolladığına inanır. Nietzsche bunu Empedokles adlı eserinde de vurgulamıştır. Nietzsche’ye göre “Sanatçı Tanrı” kendisini Yunanlıya bir model olarak sunar. Onun kendisine bir şekil vermesini, mermerin ya da taşın içinde gizli kalan heykeli çıkarıp, sonra da gerçekleştirilen bu sanat yapıtının tadına varmasını önerir. “Hristiyan Tanrı” ise emredicidir. İnsanın dünya nimetlerinden faydalanması yerine, çile çekmesini ister. “Tanrı’yı yadsıyoruz, Tanrı’nın sorumluluğunu yadsıyoruz ve böylece, yalnızca dünyayı biliyoruz.” Nietzsche olaylar sonrası insanların Tanrı’yı suçlamayarak suçu dünyaya bulmalarının yanlış olduğunu düşünmüştür. Nietzsche’ye göre geliştirmiş olduğumuz tüm değerler, dünyanın gerçek doğasını görmemizi engellemek amacıyla geliştirilmiş araçlardan başka hiçbir şey değildirler.
Continue reading
Bunlarda ilginizi çekebilir:

Üstün İnsan ve Nietzsche


Üstüninsan sözcüğünü ilk olarak teolog ve yazar Heinrich Miller, 17. yy’da yazdığı Geistlichen Erquickstunden adlı eserinde kullanmıştır. Nietzsche, üstüninsanın tüm evrenin amacı ve sebebi olduğunu ileri sürmektedir. Ona göre Üstüninsan insanlığın da amacıdır.Nietzsche, üstüninsan kavramıyla, soylu bir insan eylemliliği kavramını yeniden kurmaya çalışır. Son İnsan, yalnızca maddi teselli peşindeyken, üstinsan yaşamını büyük eylemler uğruna harcamaya hazırdır. Üstün olmak, isteyerek iyinin ve kötünün ötesinde durmaktır.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

F.Nietzsche:Hayatı ve Felsefesi

Nietzsche

Frederich Nietzsche, 13 Ekim 1844’de küçük bir Alman kasabası olan Röcken’de doğdu.. 1858’den itibaren altı yıl Pforta Kolejinde parasız yatılı olarak okuyan filozof, o zamanlar en çok İncil okumaktan hoşlanıyordu.

1864’te papaz olmaya karar veredi. Nietzsche, aynı yıl Bonn üniversitesinde Grek ve Latin dillerini inceleyen klasik filoloji okumaya, 1865-66 (22 yaş) yıllarında ise Leipzig üniversitesinde çalışmaya başladı. Nietzsche’nin dine olan inancında işte bu dönemlerde bir körelme söz konusu olmuştur. Schopenhauer’u onun “İstenç ve Tasarım Olarak Dünya” adlı eseri vasıtasıyla tanıması da, yine bu dönemlere rastlar.

1867’den 1868’e kadar bir yıl Prusya ordusunda askerlik yaptı. Myopisi ve attan düşüp yaralanması sonucu askerlikten uzaklaştırıldı. Bu sıralarda ahlakçı ve aristokrat bir düşünceye sahip olan Yunan ozanı Tegnis’i incelemiştir.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir: