Tag Archives: narsizm

Narsizmin çekinik ya da örtük tezahürü

Otto Kernberg

Mükemmel görünmediğini hissettiğinde ya hep ya hiç kuralını işletir; kendini değersiz, önemsiz, yetersiz, zavallı, kusurlu, hiçbir işe yaramayan ve bir hiç hisseder. Büyüklenmeci benliğin çöktüğü depresif dönemlerinde hipokondriya, ölüm anksiyetesi, paranoid kaygılar yoğunlaşır. Bu duygulanımlar, narsistik bireyin kendini neye karşı savunduğunu açığa çıkarır. Tüm gayreti, ona derin bir ıstırap veren değersizlikle yüklü özbenliğin inkârına yöneliktir.

Mükemmel olmaktaki başarısızlık şiddetli utanç duygularını açığa çıkarır. Nevrotik bireydeki suçluluk duygusuna karşılık narsistik kişinin merkezi duygusu yetersizlik hissine bağlı olarak ortaya çıkan utançtır.

Eleştiriye ve başarısızlığa karşı oldukça hassastırlar. Bu durumda kendilerini incinmiş ve küçük düşmüş hisseder, öfkeyle tepki verirler. Bu kişiler açısından “başarısızlık” rekabet içeren bir ortamda birinci, önde gelen ya da tercih edilen kişi olamamak anlamını taşır. Terapi içinde rekabetlerinin ketlenmesi çoğu kez hatalı bir biçimde oidipal rekabetten kaçınma biçiminde yorumlansa da, dikkatle incelendiğinde, bu ketlenmenin temelde büyüklenmeci benliğin narsistik kırılganlığına karşı bir savunma olduğu anlaşılır (Kernberg, 1975).

Kernbergden alıntılanan yukarıdaki metinde narsistik yapılanmanın eleştiriye karşı aşırı duyarlılığı açıklanıyor. Mükemmellik arzusu derinde yatan, fantezilerde ortaya çıkan bir arzu olabilir. Yüzeyde mükemmellik ile ilgili açık bir arzu, gösteri, ifade bulunmayabilir. Hatta tam tersi kişiliğin tevazu maskesi ardına saklanma ihtiyacı duyduğu durumlar olabilir. Bu hali benliğin kırılganlığını, kırılganlığı tetikleyecek ortamlardan ve kişilerden uzak durma anlamında“sakınma-avoidance” ile açıklayabiliriz.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Kendini seyretmek

Bir iç göz bizi izliyor kesintisiz.

Kimse bakmaz ise o bakıyor.Kimse ilgi,merhamet göstermezse,sevmezse o gösteriyor,seviyor…

Bu gerçekten de içsel bir göz mü,yoksa yalnızca benliğe dair bir kuruntu,bir imge mi?
Eğer bir imge ise,insan neden böylesi imgelere tutunma ihtiyacı içinde acaba..

Ne kadar yalnızız aslında. Gözleyen ve gözetlenen olarak içimizde ikiye bölünmeyi göze alacak kadar yalnızız.

Yalnızlığı sadece insanlar mı hisseder acaba? Türümüzün diğer örneklerinde böyle bir duygunun karşılığı var mıdır?

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Psikanaliz Yazıları(2):Aşk ve “içe alma” mekanizması-Dr Can Güngen

Freud’a göre aşk, libidonun sevgi nesnesine akması ile başlar ve sarıp sarmalanan nesnenin iç dünyaya aktarılması anlamına gelen “introjeksiyon” mekanizması ile olgunlaşırdı. Özdeşleşmenin mekaniği de aynı mekanizmaya dayanır:“içe alma”..

Libido ile sarmalanan nesne tanımlaması zihnimde bir örümceğin avını ağ  ile yakalaması imgesini uyandırıyor .”Yeme” denilen faaliyet de bir içe almadır pek tabi.Ve yemek için de önce nesnenin “yeme mesafesine” taşınması gerekir. Örümcek bunu ağla yapıyor,yırtıcı bir hayvan ani ve hızlı bir koşu ile nesnesi ile arasındaki mesafeyi çabucak kapatıyor.Tıpkı aşkta ,aşığın sevgilisini gözleri ile takibe alıp,yakalaması gibi..

Peki nedir özneyi, nesneyi içe almaya doğru yönelten  sihirli şey? Libido ile kucaklanan nesne neden içe alınmalıdır?

Bu  faaliyete içgüdüsel bir refleks gözü ile bakabiliriz. bir açıdan.Freud da , Schopenhauer gibi aşkı son tahlilde üreme içgüdüsüne bağlamıştı değil mi?

Yeme faaliyetine,beslenme yani bünyenin güçlenmesi yönünden de  yaklaşabiliriz..Yenilen nesne içe alınmış ve sahip olduğu kimyevi özellikler bünyeye katılmıştır.İlkel kavimlerde görülen kanibalistik pratiklerin amacı da budur.Ölenin gücünü,tecrübesini, savaş becerisini,ruhunu yiyenler bünyelerine katar.Coğrafyamızda sıklıkla verilen cenaze evi yemeği,sosyal antropologlarca şamanizm tarihinden kalma kanibalistik  bir alışkanlığa,inanca bağlanmıştır..O halde bu tarz içe alma  bir başkasının gücünü,etkisini içe almadır hem de bir tür saldırganca tavır ve doyumdur.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir: