Tag Archives: foucault

Sokratik Felsefe ve Psikoterapi

“Benlik teknolojileri” üzerine yazan önemli bir düşünür Foucault’tur. Foucault, tarihi eski Yunan’a uzanan bu teknolojileri günümüzdeki akıl sağlığı uygulamaları ile kıyaslar. Benlik teknolojileri ile kasıt insanın kendisi, hayatı üzerine düşünerek daha iyi, acıdan elemden, kederden uzak, hayatın gerçeğini idrak ederek ve onunla uzlaşarak , doğru tabirle “kendi ile barışık” bir hayat sürmesi yönünde geliştirilmeye çalışılan tekniklerdir. Etkilenmesi, hedeflenen benliktir ancak üzerinde çalışılan benliği etkilemesi maksadıyla beden de olabilir. Atinadaki sportif oyunlar yahut uzak doğu felsefesinde ortaya çıkan “Kama sutra” gibi teknikler bu kapsamdadır.
Eski Yunan felsefesinde Sokrates önemli bir dönüm noktası oldu. Sokrates ile birlikte dünyayı, kainatı inceleyen felsefe insanın üzerine eğildi ve daha iyi bir yaşam nasıl mümkün olabilir sorusu üzerine yoğunlaştı. Böylece “erdem” fikri doğdu.

Sokrates “bildiğim bir şey varsa o da bir şey bilmediğimdir” diyerek ne demek istedi? Burada sahip olduğu bir erdemden bahsediyordu. O erdem neydi?Sokrates’in “önyargıya, büyüklenmeye, böbürlenmeye” karşı duruş sergilediğini görüyorum. Sahiplendiği erdem ”tevazu ve esneklikti”. Zizek’in de sıklıkla ifade ettiği gibi bir olgunun baktığın perspektife göre değişen gerçeklikleri var (yamuk bakmak.)

Değişik düşünce biçimlerine açık olmak, diyaloglar ile farklı bakış açılarını ortaya çıkarmak. Bu da Sokrates’in “merak” erdemini sahiplendiğini gösteriyor.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Anti Humanizm nedir?

Anti Hümanizm

Antihumanizm terimi filozofik antropoloji projesine muhalif bir kısım düşünür tarafından ortaya konmuş bir terimdir. “İnsan doğası” veya “insan”,”insanlık” gibi soyut kavramların tarihsel olarak göreceli oluşları ve esasen metafizik tabiatlı öğelere karşılık geldikleri iddiası ile reddi anti humanizm nosyonuna içseldir. Nietzsche on dokuzuncu yüzyılda Tanrı’nın ölümünü ilan etmiş ise Antihumanizm de yirminci yüzyılda insanın ölümünü ilan etmiştir.

Hümanizma ile hümanizma karşıtlığını ele alırken humanizmanın bazı niteliksel özelliklerini sayarak humanizma karşıtlığının karşı savlarını ortaya koyabiliriz. Humanizma Descartesçi “özne” –Cogito- tasarımı ile işe başlar. “Düşünüyorum, demek ki varım”.. Niyetlerim, amaçlarım, hedeflerim var. Dolayısı ile eylemlerimin biricik kaynağı ve özgür aracısı yalnızca benim. Humanizma ayrıca yöntembilgisel (metodolojik) bireycilikle (toplumların yalnızca bireylerden oluştuğu görüşüyle) birlikte düşünülür. Humanizma kimileyin de ancak sosyalist bir toplumda ilişkilerin şeffaf olacağı düşüncesi eşlik eder. İnsancılık karşıtları ise koşulsuz bir özgürleşimin bir düşlemden öte bir şey olmadığını ileri sürerler-üstelik düşlemler yeri geldiğinde oldukça tehlikeli de olabilirler.

Geç 18. yy ve erken 19. yy da “Humanizma” Aydınlanma filozofisinin köşe taşıydı. İnsanlık , “olumlu ve evrensel bir ahlaki değer” ile yüklenmiş , tüm insanların eşit ve özgür olduklarına inanılmıştı. Rousseau ve Kant gibi liberal humanistlerce evrensel akıl insanlığın her çeşit baskıcı rejimden (monarşi) kurtuluşuna kılavuzluk edecekti. Bu anlayışa en büyük muhalefet Marx’tan geldi. Genç Marx, “liberal bireysel hakların” insanlar arasındaki tahakküm ilişkilerinin ve eşitsizliğin giderilmesine yetmediğini,  insanların arasındaki eşitliğin ancak komünist rejimde “özel mülkiyetin” kaldırılması ile gerçekleşeceğini ileri sürdü. Olgun Marx için de “insanlık” gerçeklikte karşılığı bulunmayan bir soyutlama idi. Zira adalet ve eşitlik gibi liberal haklar sadece daha fazla eşitsizlik üretmeye yaramaktaydı.

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Michel Foucault

Michel Foucault (1926-1984 Fransa )

Burjuva bir aile içine doğan, Focault’un babası ve büyükbabası birer hekimdi. Dikkat çekici ancak istikrarsız bir öğrenciydi. Foucault, 20 yaşında (1946) Fransa’nın en prestijli yüksek okulu olan École Normale Supérieure (ENS-Paris) girdi. Okulda çalışkan, parlak ve bir o kadarda tuhaf bir öğrenci olarak tanınan Foucault önce psikoloji(1948) sonra felsefe (1950) ,psikopatoloji (1952) diplomalarını aldı.. Eşcinselliğini bu yıllarda keşfetti.Komünizm ile burada tanıştı ve kısa sürede yolunu ayırdı.

1952 de mezun oldu İsveç Uppsala üniversitesinde doktora tezini vermek istedi.Ancak pozitivist çizgideki üniversite yönetimi tezini bilimsel bulmayarak reddetti.

Fransaya dönen Foucault “Delilik ve Medeniyet:Klasik Çağda Deliliğin Tarihi” (Folie et déraison: histoire de la folie à l’âge classique) isimli tezi ile doktorasını tamamladı.Bu eseri sınırlı sayıda okuyucu bulsa da çok olumlu eleştiriler ve övgüler aldı.Bu sıralarda kendisinden on yaş küçük felsefe öğrencisi Daniel Defert ile tanıştı ve aralarında uzun soluklu bir aşk ve tutku ilişkisi gelişti.Defert, politik aktivitelerde bulunurken Foucault ona destek verdi.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Biyoiktidar ve bir organik aydın olarak “Mehmet Öz”

Dr.Mehmet Öz

“Dümdüz bir karna sahip olmanın 7  bilimsel yolu”

Dr.Mehmet Öz

Hayallerinizdeki sıkı, düz, seksi karın size sandığınız kadar uzak değil. Bugün gelin, bilimi kullanarak göbeğinizi kısa zamanda nasıl küçülteceğinizi konuşalım…

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/24585917.asp

********

Görünüşte göbeği konusunda endişelenen Amerikalı ev hanımı Martha yukarıdaki yazıyı okuduktan sonra,  artık iyice kontrolden çıktığını düşündüğü kilolu bedenini,  ünlü ve yakışıklı tıp uzmanlarının işaret ettiği doğrultuda alışkanlıklar geliştirirse kontrol altına alabileceğini  düşünür.

Bingo!

Martha bilgi ve iktidar arasındaki ilişkinin boyutunu iyice farketti. Ne kadar doğru bilgiye sahipse elinin altındaki şeyler üzerinde kontrol gücü o denli yükselmekte.

Ne var ki, farketmediği bir boyut hala olabilir:Martha bilgi tiryakiliğine ve sonu olmayan iktidar arayışlarına alıştırılmakta iken yüksek doz biyo iktidara maruz kalmakta.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Foucault’a göre “İdeoloji ile Söylem” arasındaki fark

Michel Foucault

Michel Foucault’a göre ,ideoloji kavramını kullanmak üç açıdan sakıncalıdır.İlk olarak,ideoloji kavramı kuramsal gelenek içinde doğrunun (truth) karşıtı olarak kullanılagelmiştir.Oysa sorun bilimsel ya da doğru bilginin nasıl oluştuğu ve ideolojik olanın da bunun yanılsaması olarak nasıl tanımlanacağı sorunu değildir.Sorun,söylem içindeki doğruluk etkisinin (effects of truth) tarihsel olarak nasıl üretilebildiğini görebilmektir.Bilginin doğruluk iddiası söylem sayesinde üretilir; söylemin karşıtı değil,farklı olarak söylemin üretilebilmesinin koşuludur. Böylece,Foucault ile söylem,ancak doğruluk iddiası üreterek kendini var eden anlam pratiği olarak tanımlanır.Birbirini dışlayan ideoloji ve gerçeklik kavramları yerine ancak bir arada varolabilen söylem ve doğruluk kavramlarını yeğlemektedir Foucault.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Foucault’un Özne ve iktidar kavramları üstüne-Ferda Keskin

Michel Foucault

Michel Foucault ısrarla özne ve öznel deneyim sorunlarının kendi düşüncesi için temel sorun olduğunu vurguluyor. Özne sorununun yapıtında taşıdığı bu merkezi konumun, Foucault’nun içinde yetiştiği entelektüel ve akademik gelenekle olan ilişkisini de yansıttığını söyleyebiliriz. Tarihsel olarak konumlandırıldığında Foucault’nun kariyeri, Fransız felsefe dünyasının aynı sorulara çok farklı biçimlerde cevap arayan karşıt iki gelenek tarafından kuşatıldığı bir döneme rastlıyor: Bir yanda fenomenoloji ve yorumbilgisi (hermeneutik), öbür yanda tarihsel maddecilikten hareket eden pro-marksist gelenek. Fransız üniversiteleri ile diğer yüksekeğitim kurumlarında çok güçlü temsilcileri olan bu iki geleneğin, eğitimini bu kurumlarda almış olan Foucault’yu da bir dönem için etkilediği açık. Bu etkinin örnekleri özellikle 1954 yılında yaptığı ilk iki yayında kendini gösteriyor: fenomenoloji ve Heidegger’de temellenen Daseinanalyse (“varoluşsal analiz”) ya da “fenomenolojik psikiyatti”nin kurucusu Ludwig Binswanger’in Traum und Existenz (Düş ve Varoluş) adlı kitabının Fransızca çevirisine yazdığı önsöz ile Marksizmden açık izler taşıyan ilk kitabı Maladie mentale et personnalitil (Akıl Hastalığı ve Kişilik).

Ama Foucault’nun çok geçmeden bu iki geleneğin etkisinden de sıyrıldığını görüyoruz. Kabaca tarif edilirse Foucault’nun fenomenolojik yaklaşımı reddetmesinin nedeni, öznel deneyimin kaynağını ve nasıl biçimlendiğini açıklamak için öncelikle öznede yoğunlaşan ve öznenin deneyimi nasıl yaşadığına bakan yaklaşımları reddetmesinde yatıyor. Ama Foucault’nun fenomenolojiye karşı olan tavrı daha temel bir felsefi seçimle bütünleşiyor. Öznenin deneyimini niçin şu ya da bu biçimde yaşadığım insan doğasına gönderme yaparak açıklayan, kısacası bir tür felsefi antropolojiye dayanan tüm teorik yaklaşımlara, Foucault’nun terimiyle “antropolojizm”e duyduğu tepki.

Bunlarda ilginizi çekebilir: