Tag Archives: felsefe

Felsefe’de üzerinde düşünülmesi gereken on soru

1) Özne nedir?
Bu soru kartezyen özgür özne varsayımını tartışıyor. Maddi bir temele dayalı, deterministik tabiat (fizik ve kimya) güçleri tarafından yönetildiği aşikar bir organ olan beynin bir fonksiyonu olarak “özgür-özerk özne” mümkün müdür?

Özne kendiliğinden, doğal bir varlık mıdır, yoksa toplum tarafından, dil vasıtasıyla kurulan bir olanak mıdır?

———————————

2) Özgür özne denilen, toplumsal yapıların belirlemesinden ne denli özgür olabilir? Özgürlük tamamıyla bir yanılsama mıdır, yoksa özgürlüğün mümkün olduğu deterministik toplumsal etkilerden azade bir alan var mıdır? Varsa bu alanı tanımlamak mümkün müdür?

————————

3)İnsan kendisine yabancı mıdır, değilse kendini neden öyle hisseder? Eğer yabancıysa hangi dış ve iç güçlerin etkisi ile yabancılaşmıştır kendisine? Ve yabancılığını nasıl aşabilir. Yabancılığını aşabilirse ulaştığı gerçek kendiliği nedir? (gerçek kendilik ya da insanın özü diye bir şey var mıdır?)

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Sosyal medyada “felsefesever” güruh ne yapmak istiyor?

Felsefe forumlarına gönderilen mesajlara, sosyal paylaşım sitelerindeki felsefe etiketli iletilere baktığımda insanların felsefece düşünmekten ne anladığına dair şöylesi bir görüş sahibi olmaya başladım.

Öncelikle bu insanların çoğu; felsefe ile edebiyatı , eleştirel ve özgür düşünebilme ile özlü-güzel sözler okuyup paylaşmayı  birbirine karıştırıyorlar sanıyorum…  Aforizmalardan hoşlanıyorlar. Tumturaklı, kallavi  kelamın kulakta bıraktığı “bakın, önemli şeyler söyleniyor”  hissine fazla bel bağlıyorlar.  Okudukları metinlerde “bütünsel anlama” ,”fikirler arası göndermelere” ,”konuya dair tez -antitezlerin yarıştırılmasına ” değil,  metnin içinden cımbızla çekilen sözce dizilerinin kenardan köşeden  dahi olsa kendi hislerine tercüman olma kabiliyetine tav oluyorlar..

Hayatı aforizmlarla idrak edebileceklerine , henüz kendileri gibi dünyayı idrak edemeyenlere Niçeden bir aforizma patlatıp çalım satabileceklerine inanıyorlar ne yazık ki..

Marx’ın fikirlerinden ne anladığı belli değilken söz konusu düşünürün kadın hakları konusundaki bir kelamından alıntı yapan var mesela..  ”Ünlü düşünür!” Marx’ın  felsefi imajından faydalanıp kadın hakları mevzusunda kendi durduğu yerin haklılığına işaret etmek istiyor belli ki..
Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Varoluşçuluk idealist bir felsefe değildir.

    Varoluşçuluğun klasik felsefi akımlar arasında ontolojik ve epistemolojik olarak hangi düzlemde durduğunu ifade etmeden  önce  bir kaç felsefe akımının tanımı ile tartışacağımız kavramlara açıklık getirelim.

  • Realizm: Realizmin ana düşüncesini, nesnelerinin varoluşları ve neye benzediklerinin, bizden ve bizlerin onlara ulaşmasından bağımsız olduğu meydana getirir. Örneğin güneş sisteminde kaç tane gezegenin olduğu, bizim orada kaç tane olacağını düşünmemize, olmasını istememize veya araştırmamıza bağlı olarak değişmez.
  • İdealizm: Felsefede, en geniş anlamıyla, tinsel güçlerin evrendeki tüm süreçleri ya da olup bitenleri belirlediğini savunan tüm Felsefe öğretilerini içerecek biçimde kullanılan “idealizm” terimi, varolan her şeyi “düşünce”ye bağlayıp ondan türeten; düşünce dışında nesnel bir gerçekliğin varolmadığını, başka bir deyişle düşünceden bağımsız bir varlığın ya da maddî gerçekliğin bulunmadığını dile getiren felsefe akımını niteler.Varlığın ne’liğini ,özünü (essence) konu ettiğinden ontolojik bir bakış açısına sahiptir. Continue reading
Bunlarda ilginizi çekebilir:

Biyoiktidar ve bir organik aydın olarak “Mehmet Öz”

Dr.Mehmet Öz

“Dümdüz bir karna sahip olmanın 7  bilimsel yolu”

Dr.Mehmet Öz

Hayallerinizdeki sıkı, düz, seksi karın size sandığınız kadar uzak değil. Bugün gelin, bilimi kullanarak göbeğinizi kısa zamanda nasıl küçülteceğinizi konuşalım…

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/24585917.asp

********

Görünüşte göbeği konusunda endişelenen Amerikalı ev hanımı Martha yukarıdaki yazıyı okuduktan sonra,  artık iyice kontrolden çıktığını düşündüğü kilolu bedenini,  ünlü ve yakışıklı tıp uzmanlarının işaret ettiği doğrultuda alışkanlıklar geliştirirse kontrol altına alabileceğini  düşünür.

Bingo!

Martha bilgi ve iktidar arasındaki ilişkinin boyutunu iyice farketti. Ne kadar doğru bilgiye sahipse elinin altındaki şeyler üzerinde kontrol gücü o denli yükselmekte.

Ne var ki, farketmediği bir boyut hala olabilir:Martha bilgi tiryakiliğine ve sonu olmayan iktidar arayışlarına alıştırılmakta iken yüksek doz biyo iktidara maruz kalmakta.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

“Dünya berbat bir yer”: Politik teoride “kurucu eksiklik” fikri

İsyan olmadan asla

Zizek’in politik teoriye eksen teşkil edecek paradigmalar arasında “kurucu eksiklik” fikrine yakın olduğunu ve zemine esas teşkil eden bu fikri esasen Lacan’a borçlu olduğunu bilmekteyiz. Lacancı teorinin temel iddiası, –bireysel ya da sosyal– kimliğin eksiklik üstüne kurulu olduğudur.

Dolayısıyla toplumsal ilişkiler, indirgenemez biçimde antagonizm, çatışma, fikir ayrılığı ve dışlama ile ilgilenir.

Toplumsal   yaşamın birincil unsuru, herhangi bir toplumsal ‘bütün’ün ortaya çıkmasını       engelleyen bir olumsuzluktur. Mouffe’un kelimeleriyle, ‘toplum, çatışma ve antagonizmi sahne arkasına saklayan bir illüzyondur’

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Devlet-Platon

I. KİTAP

Aristotales’ in oğlu Glaukon ile Pire’ ye inen Sokrates burada Polemarkhos ve Glaukon’ un kardeşi Adeimantos ile karşılaşır. Onu kalması için ikna ederler ve Polemarkhos’ un evine giderler. Orada Polemarkhos’ un kardeşi Lysias Euthydemos Kalkhedonlu Thrasymakhos Paianialı Kharmantides Aristonymos’ un oğlu Kleitophon ve Polemarkhos’ un babası Kephalos da vardır.

Sokrates ilk olarak Kephalos ile yaşlılık ve para üzerine konuşmaya başlar. Ölçülü ve uysal insan için yaşlılığın dert olmayacağını ve akıllı bir insan için paranın yalnızca belli şeyleri karşılamak için iyi olduğunu söyler Kephalos. Burada adalet kavramı araya girer ve bu konuya Polemarkhos ile konuşarak devam edilir.

İlk olarak adaletin ödünç alınan şeyi iade etmek olduğunu söyler Polemarkhos. Bunun üzerine Sokrates arkadaşımız bir çılgınsa ve ondan daha önce bir silah almışsak bu silahı iade etmemizin ne kadar adil olabileceğini sorar. Bu diyaloğun ardından adaletin tanımı “dostlara iyilik düşmanlara kötülük yapmak” yani bir nevi insanlara hak ettiklerini vermek olduğu şeklinde değişir. Sokrates buradan itibaren sık sık hekim aşçı ve kaptan örneklerine başvurur. Adil insanın barışta nasıl faydalı olunabileceği sorulduğunda cevap olarak ise adil insanın parasal işlerimizde paramızı emanet edebileceğimiz bir kişi olduğu söylenir. Sokrates bu tanımı yetersiz bulur çünkü adalet sadece kullanılmayan şeylerde faydalıysa pek de yararlı olmayacaktır. Ve şaşırtıcı bir düşünce çıkar burada o da bir işi iyi bilen kimsenin onu nasıl kötüye kullanacağını da iyi bilmesidir. Yani parayı saklayabilen bir kişi onu çalabilir de ! “Adil insan düşmanına kötülük eder” düşüncesinden ise bir insana kötülük edildiğinde onun daha iyi olamayacağı sonucuna varırlar. Ve ne dostuna ne de düşmanına kötülük etmenin adaletle örtüşmeyeceği söylenir.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir: