Tag Archives: eleştiri

Modernizmin ideolojisi- George Lukacs

George Lukacs

(Bu yazı, Lukacs’ın modernizme yönelik en gelişmiş eleştirisi olup, Çağdaş Gerçekçiliğin Anlamı adlı yapıtının ilk bölümünü oluşturur. Belki de edebiyat ve sanatta toplumsal gerçekçiliğin en aydınlanmacı savunmasıdır bu. İçeriği Şubat 1956′da yapılan Sovyet Komünist Partisi’nin 20. Kurultayı’nı kapsar; bu kurultayda Kruşçev, Stalin’i ve aynı yılın sonlarında da Macar Devrimi’ni yermişti. Lukacs, Imre Nagy’nın bağımsız hükümetinin bir üyesiyken Rus işgalinden sonra canını kurtarabilen şanslılardan biri olmuştu. Bu nedenle, Lukacs’ın modernizme yöneltmiş olduğu eleştirisini Stalin’in sanat politikasını hedefleyen eleştirisinden ayrı tutmak olanaksızdır. Yapıtının 1962 baskısının önsözünde Stalinizm’in yıkıcı mirası üstüne yazmıştır. Lukacs’ın gözünde, ‘dogmatizm’ dediği şeyin eleştirisi, Marksist sanat anlayışını doğru olarak kavrayabilmek için Batı modernizmi ve revizyonizminin eleştirisiyle örtüşmek zorundaydı. İlkin 1957′de Budapeşte’de Macarca yayımlanmış olan Lukacs’ın bu yapıtının,1958′de Almancası çıktı. Bu alıntılar John ve Necke Mander tarafından Çağdaş Gerçekçiliğin Anlam, adıyla çevrildikten sonra 1960′ta Londra’da yayımlanmış olan çevirisinden aktarılmıştır.)

Herhangi bir sanat yapıtının biçemini belirleyen nedir? Niyet biçimi nasıl belirler? (Burada değindiğimiz, kuşkusuz, yapıtta gerçekleştirilmiş olan niyettir; dolayısıyla, yazarın bilinçli niyetiyle örtüşmeyebilir). Bizi ilgilendiren farklılıklar, biçemsel ‘teknikler1 arasında olan farklılıklar değildir. Önemli olan dünya görüşü, yazarın yapıtında vurgulanan ideoloji ya da Weltanschaunğ(kx. Ve yazarın çabası ya da girişimi onun ‘niyetini’ oluşturan ve herhangi bir yazının biçemini belirleyen biçimlendiriri ilke olan bu dünya görüşünü yaşama geçirmektir. Bu açıdan bakılınca, biçemin biçimciliğinin artık sürmediği görülür. İçerikle bütünleşmiş, özel bir içeriğin özel bir biçimi olmuştur o.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Biutiful – “Güzel” bir İnarritu filmi (2010)

"Biutiful"

Uxbal, kardan bir gelinlik  giymiş ormanlık arazide, kendisinden genç görünen babası ile karşılıklı yürüyor

Filmin başındayız henüz ama aynı sahne ile filmin sonunda yine karşılaşacağız.

Çok hoş, dinlemesi içe sıcaklık veren bir diyalog geçiyor aralarında…

Genç yaşında ölen ve  mumyalanan cenazesini  bir vesile ile filmin ortalarına doğru görecek olan  Uxbal merakla bakıyor babasının gözlerinin içine doğru.

Baba keskin bakışlara sahip, delifişek bir delikanlı … Uzun planın sonuna doğru, babanın yüzünü perdenin ötesine çevirerek  yürümeye başladığını görüyoruz.  Uxbal gözleriyle takip ettiği babasına soruyor:Baba,  ne var o tarafta?”

Sahne değişti. Şimdi gerçek dünyadayız. Karbeyazı ormanın keskin soğuğu ve özgürlük duygusu veren açıklığı yok.. Tam aksine yakalanmışlık duygusu veren Barcelona varoşlarında, kirli arka sokaklardayız.  Uxbal’ın hayatına konuk oluyoruz.  Kırık dökük eşyalar barındıran, badanaları dökülmüş kiralık evinde, annelerinden uzakta Uxbal ile kahvaltı eden büyüğü kız, ufağı oğlan iki çocuk görüyoruz perdede.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Melancholia-Melankoli, Lars Von Trier 2011

Melankoli-L.V.Trier

Filmin ilk sahnelerinde bir düğün gecesine tanık oluyoruz. Saray gibi bir mekanda gerçekleşen asilzadelere yakışır bir düğün bu. İlk bakışta evlenenlerin mutlu olacağını sanıyor izleyici ama yanılıyor. Birinci bölüme adını veren Justine ile nişanlısı Michael evleniyorlar. Justine’in kız kardeşi Claire ve eşi John bu düğünü epeyce para ödeyerek organize etmişler. Trier’in kamerası mekanı, oyuncudan oyuncuya amatör kamera usulü kaydırmalarla  katederek dolaşıyor. Yakalanan o kadar çok mimik, jest var ki, davetlilerin ne denli farklı ruh halleri içinde düğüne katıldığını ustalıkla gösteriyor.

İlk başta mutlu imiş gibi görünen  Justine’in tavırlarında bir tekinsizlik olduğunu yavaş yavaş hissediyor seyirci. Justine insanların içinde bulunmaktan , davetin  gereklerini yerine getirmekten zorlandığı anlaşılıyor. Seyircide oluşan  tekinsizlik hissi filmin ikinci bölümünde güneşin arkasında saklandığı için uzun zaman keşfedilemeyen “Melankoli” isimli gezegenin dünyaya çarpacağı haberleri ile giderek artıyor. Mavi, dev gezegenin  dünyanın yanı başından geçeceğini iddia eden bilim adamları var. Claire’nin  astronomiye meraklı teleskopuyla bahçesinde gözlemler yapan kocası John da telaşa kapılmış karısını yatıştırmaya çalışırken aynı fikirde görünüyor.  Sadece bir gece süren evliliğin ardından kızkardeşi Claire’nin evine derin bir depresyon içinde dönen Justine’in karanlık öngörüsüne bakılırsa çarpışma kaçınılmaz olacak.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Ömrümüzden bir sene- 2010-Mike Leigh

Orijinal Adı: Another Year
Yönetmen: Mike Leigh
Oyuncular: Jim Broadbent, Lesley Manville, Ruth Sheen, Peter Wigth.

İngiltere’nin yetiştirdiği en büyük yönetmenlerden Mike Leigh’in bu yıl vizyona giren en iyi filmlerden birisi olmaya aday ‘Another Year/Ömrümüzden Bir Sene’sini izlemek için bir yıl beklemiş olmamız en basit tanımıyla talihsizlik.

2010 yılının Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışan film şanslı olanlar tarafından bu yılki İstanbul Film Festivali’nde seyredilebildi.

Mevsimler gelir geçer…

Mike Leigh, dört mevsimin izinden giderek anlatığı hikayenin bahar bölümünde Tom ve Gerri çiftinin hayatını gözler önüne seriyor. Gerri’nin iş arkadaşı olan Marry’le de bu bölümde tanışıyoruz. Orta yaşı çoktan geçmiş olmasına rağmen ‘dikiş tutturamamış’ yalnız ve mütemadiyen sarhoş olan Marry, Tomm ve Gerri’nin ‘iyiliği’nden fazlasıyla nasibini alıyor.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir: