Tag Archives: Dr Can Güngen

Züccaciye dükkanındaki fil

Yıllar, yıllar geçti. Geriye dönüp hayatta neyin önemli olduğuna baktığımda bir şeylere çarpıp, devirmeden ve devrilmeden ilerlemenin en büyük marifet olduğunu düşünüyorum.. Epeyi bir zaman sonra hayatın bu basit gerçeğini fark etmek, büyük yol aldığını, önemli işler yaptığını sanan birisi için zor…

“Hayattan ne öğrendiniz?” diye sorulduğunda, “doğru dürüst, sağa, sola çarpmadan yürümeyi öğrendim” demek, insanların bunu üç yaşlarında öğrendikleri düşünülürse pek matah bir şey sayılmaz. Ama durum bu…

Sadede gelelim… Züccaciye dükkanındaki fil şakasını bilirsiniz. Şaşkın bir fil dükkanın içinde dönüp dururken ne var ne yoksa kırar. Etraf hassas cam eşyalar ile dolu iken, ağır, hantal bir yaratık traji komik bir şekilde dar alanda yol almaya çalışıyordur. Bir şeyi kırdığında hemen ondan uzaklaşmak ister, öbür yana döner, ne var ki ne tarafa dönerse dönsün cam vazolar, bardaklar, tabaklar gürültü ile yere düşüp kırılmaya devam eder.

“Züccaciye dükkanına bir fil girivermiş”.. Ya, tamam ama sinek mi ki bu, dükkana pencereden inceden süzülüp konuversin. İşin garip yanı da bu işte, koca filin züccaciye dükkanında bulunması bir facia ve çok tuhaf ama o filin oraya nasıl girdiği daha da tuhaf değil mi? Eminim ki, bu şakaya yapılan bir sürü göndermenin hiç birisi dükkana filin nasıl girdiği ile ilgilenmemiştir.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Dayanış(ama)mak..

Dayanışma

Franz Kafka, “düz bir hat üzerinde yaşıyoruz” der ve ardından ekler “buna rağmen her insan aslında bir labirenttir”…

Çok açık görünen gerçekler, insan denilen labirentin içinde yolunu kaybedebiliyor. Öyle yollara sapıyoruz ki bazen kim olduğumuz, ne için burada bulunduğumuzu, diğer insanlar ile nasıl bir ilişki içinde olduğumuzu kolayca unutuyoruz. Düşününce, böylesi bir  unutkanlığın sonucunun, anlamsızlık,  hiçlik duygusu, ölüm  korkusu, sinmişlik, dışlanmışlık, hatta ölüm dürtüsü ve sapkınlık olması gayet doğal geliyor… Bu duygular ile baş etmek için yöneldiğimiz  “güç arzusu, güç ihtiyacı” ise duygu dünyamızı iyiden karıştırıp, içinden çıkılmaz hale getiriyor..

Çare ne? Aklıma gelen tek  yol, insanlığımızı, toplumsallığımızı, toplumsal bir varlık olduğumuzu yeniden hatırlayabilmek. Toplumsallıktan kastettiğim şey basitçe, sosyal ve eğlenceli insanlar haline gelmek değil kuşkusuz… Toplumsallaşma, insan gibi yaşama kaygısı taşıma, diğer insanlar ile birlikte eşit, daha doğrusu birbirini eşdeğeri olarak gören bireyler olarak ilişki kurmayı, dayanışmayı yürekten kabullenmektir. Bireysel ihtirasların kıskacından uzaklaşmak, kapitalist ideolojinin insanları toplumsallıktan uzaklaştıran, atomize eden efsunundan uzak bir mesafede konumlanabilmektir.  Bu kısa yazı insanın toplumsal yönü ile bireyselliği arasındaki gerilime politik düzlem üzerinden bakma amacını taşıyor..

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir: