Tag Archives: devlet

Biyoiktidar ve bir organik aydın olarak “Mehmet Öz”

Dr.Mehmet Öz

“Dümdüz bir karna sahip olmanın 7  bilimsel yolu”

Dr.Mehmet Öz

Hayallerinizdeki sıkı, düz, seksi karın size sandığınız kadar uzak değil. Bugün gelin, bilimi kullanarak göbeğinizi kısa zamanda nasıl küçülteceğinizi konuşalım…

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/24585917.asp

********

Görünüşte göbeği konusunda endişelenen Amerikalı ev hanımı Martha yukarıdaki yazıyı okuduktan sonra,  artık iyice kontrolden çıktığını düşündüğü kilolu bedenini,  ünlü ve yakışıklı tıp uzmanlarının işaret ettiği doğrultuda alışkanlıklar geliştirirse kontrol altına alabileceğini  düşünür.

Bingo!

Martha bilgi ve iktidar arasındaki ilişkinin boyutunu iyice farketti. Ne kadar doğru bilgiye sahipse elinin altındaki şeyler üzerinde kontrol gücü o denli yükselmekte.

Ne var ki, farketmediği bir boyut hala olabilir:Martha bilgi tiryakiliğine ve sonu olmayan iktidar arayışlarına alıştırılmakta iken yüksek doz biyo iktidara maruz kalmakta.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Foucault’un Özne ve iktidar kavramları üstüne-Ferda Keskin

Michel Foucault

Michel Foucault ısrarla özne ve öznel deneyim sorunlarının kendi düşüncesi için temel sorun olduğunu vurguluyor. Özne sorununun yapıtında taşıdığı bu merkezi konumun, Foucault’nun içinde yetiştiği entelektüel ve akademik gelenekle olan ilişkisini de yansıttığını söyleyebiliriz. Tarihsel olarak konumlandırıldığında Foucault’nun kariyeri, Fransız felsefe dünyasının aynı sorulara çok farklı biçimlerde cevap arayan karşıt iki gelenek tarafından kuşatıldığı bir döneme rastlıyor: Bir yanda fenomenoloji ve yorumbilgisi (hermeneutik), öbür yanda tarihsel maddecilikten hareket eden pro-marksist gelenek. Fransız üniversiteleri ile diğer yüksekeğitim kurumlarında çok güçlü temsilcileri olan bu iki geleneğin, eğitimini bu kurumlarda almış olan Foucault’yu da bir dönem için etkilediği açık. Bu etkinin örnekleri özellikle 1954 yılında yaptığı ilk iki yayında kendini gösteriyor: fenomenoloji ve Heidegger’de temellenen Daseinanalyse (“varoluşsal analiz”) ya da “fenomenolojik psikiyatti”nin kurucusu Ludwig Binswanger’in Traum und Existenz (Düş ve Varoluş) adlı kitabının Fransızca çevirisine yazdığı önsöz ile Marksizmden açık izler taşıyan ilk kitabı Maladie mentale et personnalitil (Akıl Hastalığı ve Kişilik).

Ama Foucault’nun çok geçmeden bu iki geleneğin etkisinden de sıyrıldığını görüyoruz. Kabaca tarif edilirse Foucault’nun fenomenolojik yaklaşımı reddetmesinin nedeni, öznel deneyimin kaynağını ve nasıl biçimlendiğini açıklamak için öncelikle öznede yoğunlaşan ve öznenin deneyimi nasıl yaşadığına bakan yaklaşımları reddetmesinde yatıyor. Ama Foucault’nun fenomenolojiye karşı olan tavrı daha temel bir felsefi seçimle bütünleşiyor. Öznenin deneyimini niçin şu ya da bu biçimde yaşadığım insan doğasına gönderme yaparak açıklayan, kısacası bir tür felsefi antropolojiye dayanan tüm teorik yaklaşımlara, Foucault’nun terimiyle “antropolojizm”e duyduğu tepki.

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Devlet-Platon

I. KİTAP

Aristotales’ in oğlu Glaukon ile Pire’ ye inen Sokrates burada Polemarkhos ve Glaukon’ un kardeşi Adeimantos ile karşılaşır. Onu kalması için ikna ederler ve Polemarkhos’ un evine giderler. Orada Polemarkhos’ un kardeşi Lysias Euthydemos Kalkhedonlu Thrasymakhos Paianialı Kharmantides Aristonymos’ un oğlu Kleitophon ve Polemarkhos’ un babası Kephalos da vardır.

Sokrates ilk olarak Kephalos ile yaşlılık ve para üzerine konuşmaya başlar. Ölçülü ve uysal insan için yaşlılığın dert olmayacağını ve akıllı bir insan için paranın yalnızca belli şeyleri karşılamak için iyi olduğunu söyler Kephalos. Burada adalet kavramı araya girer ve bu konuya Polemarkhos ile konuşarak devam edilir.

İlk olarak adaletin ödünç alınan şeyi iade etmek olduğunu söyler Polemarkhos. Bunun üzerine Sokrates arkadaşımız bir çılgınsa ve ondan daha önce bir silah almışsak bu silahı iade etmemizin ne kadar adil olabileceğini sorar. Bu diyaloğun ardından adaletin tanımı “dostlara iyilik düşmanlara kötülük yapmak” yani bir nevi insanlara hak ettiklerini vermek olduğu şeklinde değişir. Sokrates buradan itibaren sık sık hekim aşçı ve kaptan örneklerine başvurur. Adil insanın barışta nasıl faydalı olunabileceği sorulduğunda cevap olarak ise adil insanın parasal işlerimizde paramızı emanet edebileceğimiz bir kişi olduğu söylenir. Sokrates bu tanımı yetersiz bulur çünkü adalet sadece kullanılmayan şeylerde faydalıysa pek de yararlı olmayacaktır. Ve şaşırtıcı bir düşünce çıkar burada o da bir işi iyi bilen kimsenin onu nasıl kötüye kullanacağını da iyi bilmesidir. Yani parayı saklayabilen bir kişi onu çalabilir de ! “Adil insan düşmanına kötülük eder” düşüncesinden ise bir insana kötülük edildiğinde onun daha iyi olamayacağı sonucuna varırlar. Ve ne dostuna ne de düşmanına kötülük etmenin adaletle örtüşmeyeceği söylenir.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir: