Tag Archives: Can Güngen

Kırmızı valiz

Annesi yine hırçınlaşmış, ağlamaya başlamıştı. Konu neydi tam anlaşılamıyordu, muhtemelen babası ile tartışmıştı. Henüz on bir yaşında olan çocuğun tartışmaların mahiyetini bilmesine, kimin haklı olduğuna karar vermesine imkan yoktu. Ama birazdan olacakları gayet iyi biliyordu, defalarca daha önce yaşanmıştı.

Anne hayatının bu işe yaramaz aile uğruna harcandığını defaatle belirttiğinden çocuğun sorunun bir parçası olduğu belliydi. Hatta çocuğun “varlığı”nın sorun olduğu belliydi. Anne çocuğun “varlığı sorunu” üzerinde düşünüp taşınıyor ancak bir türlü karar veremiyor olmalıydı. Çocuk varsa mı iyiydi, yoksa mı? Çocuk büyüyüp sonunda anneyi kötü kaderinin ellerinden kurtaracak “iyi çocuk” muydu, yoksa hayatı dayanılmaz hale getiren kötü kaderinin kendisine oynadığı oyunun bir parçası olan “kötü çocuk mu?”

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

G.Lukacs ve İnsanın “Şey”leşmesi-Dr Can Güngen

şeyleşmek

Şeyleşme deyince aklınıza ilk ne geliyor, tahmin ediyorum.Ama gelmesin, gelmesin…

İşin gerçeği hepimiz “şey” olduk ama sandığınız manada değil. Lukacs’çı manada “şey” olduk yani “şeyleştirildik”…

“Tarih ve Sınıf Bilinci” isimli ünlü eserinde  Macar, Marksist düşünür Georg Lukacs ne diyordu?: Kapitalizmin önüne çıkan her şeyi metalaştırma arzusunun kaçınılmaz sonucu insanın pazar ekonomisi içinde bir “şey” olması yani “şeyleşmesidir”. Lukacs, “şeyleşme” sözcüğüne özel bir vurgu yaparak kullanır. Şeyleşme hem nesnel hem de öznel yönlere sahiptir. İnsan emeğinin pazara düşmesi, meta üretim döngüsünde “kiralık emek” olarak pazara sunulması emeğin nesnel anlamda şeyleşmesi iken, emeğin yarattığı üründen kopması, yani  insanın emeğinin ürününe yabancılaşması ise  şeyleşmenin öznel boyutunu oluşturur.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Modern hayat ve idealler-Dr Can Güngen

Aydınlanma çağının alameti farikası insanın üstünde,ötesinde boyun eğmesi gereken tanrısal bir gücün olmadığına ikna olmasıdır.Bilim adamı,yazar ve düşünürlerde başlayan bu kanaat zamanla kapsamı ortalama insanı da içine alacak şekilde genişledi.Önce ticaret sonra sanayi burjuvasinin sanat ve düşünce camiasındaki aydın insanları finansal olarak desteklediği biliniyor. Bu destekte bilimin dünyanın ve evrenin  tanrısal olmayan bir modeline dair ortaya koyduğu kimi somut kanıtların payı var.Ancak bu kadar değil. Burjuvazi hiç kuşkusuz kilise ve aristokrasi ile  ekonomik ve siyasi bir iktidar mücadelesi içerisindeydi.Bu mücadele esnasında rakiplerinin güç aldığı ilahi dayanak noktalarını yıkmaya yönelik çabalara dolaylı,dolaysız destek verdi ,biliyoruz.Ve sonunda kapitalizm çağında insana dair her şeyin metalaşmasına izin verecek şekilde “haz arzusunun” önündeki tüm engeller temizlendi.Aydınlanmanın argümanı “her şeyin ölçüsü insan” idi.Bu etik bir duruştu ancak söz konusu ifade pazar ekonomisinin diline çevrildiğinde “her şey insanın haz alması içindir” e dönüştü. İnsanın haz almasının önündeki uhrevi ve ahlaki hemen her türlü engel etkisizleştirildi ve haz almasına yarayacak her şey alınıp satılır hale,yani meta haline getirildi.Gayet tabi bunca metanın üretilmesi için de durmaksızın çalışmak gerekiyordu.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Pazar ekonomisi ve özgürlük-Dr Can Güngen

Yaşadığımız yüzyılın üretim biçimine , geçen iki yüzyılda olduğu gibi kapitalizm hakim bulunuyor.Kapitalizmin siyasi yüzü ise liberalizm.Liberalizm ,sıradan yurttaşın hak ve özgürlüklerinin devlet,hükümet ve çoğunluğun dini,ahlaki ve siyasi eğilimleri karşısında korunması ve demokratik düzenin tanıdığı olanaklar ölçüsünde tercihlerini hayata geçirebilmesi anlamına geliyor diyelim..Böyle meseleyi koyduğumuzda pazar ekonomisi ve liberalizm rasyonel ve neredeyse ideal politik-ekonomik biçim olarak kendisini gösteriyor.Ancak bu konuda bazı kuşkular ve eleştiriler de yok değil.

Ben sorunsalın hak ve özgürlükler boyutuna kuşkucu açıdan yaklaşmak istiyorum.Yaşadığımız hayatta toplumsal ilişkilerin  doğal olarak nasıl ise öyle olduğunu düşünüp sorgulamanın manasız olduğuna inanıyoruz,tıpkı burjuva demokratik nizamı çerçevesinde değerlendirilen  “istenilen coğrafyada yerleşme ve çalışma” ile “mülkiyet edinme özgürlüğünün” olumlu manada özgürlükler olduğuna inanmamız gibi.Ancak bireysel yaşantılarımıza bir süre sonra dönüp baktığımızda sunulmuş pek çok  tercih hakkının yahut  zorunluluğunun özgürlüklerimizi artırmaktan ziyade potansiyelimizin gerçekleşmesine  engel olduğunu görebiliyoruz.

Yerleşme ve çalışma özgürlüğü

İmparatorluklar zamanında nüfusun iskanı devletin çıkarları ve  politikaları doğrultusunda gerçekleşiyordu.Bir toprak parçası üzerindeki nüfus ,o toprağın yerlileri kadar dinsel,etnik asimilasyon politikaları çerçevesinde o toprakta yaşaması istenen halkın zorla  iskan edilmesi ile belirleniyordu.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir: