Tag Archives: ahmet insel

Sol ve ayrıcalıkların devri bağlamında miras hukuku

Ahmet İnsel

-Özellikle Avrupada üçüncü yol olarak ortaya çıkan yeni solu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ahmet İnsel:Benim kendimi pek yakın hissetmediğim yenilikçi bir sol anlayış bu ve daha çok liberal ekonomik değerlerin sola aşılanmasıyla,bir iktidar partisi olarak kendini var etmek hedefleniyor.Tamamen karşı olduğumu ya da yüzde yüz yanlış olduğunu söylemiyorum.Bu siyasi yönelişin içerisinde bir çok doğru tesbit var.Fakat benim kendimi yakın hissetmememin nedeni bu tavır içinde asli çizginin pazar ekonomisi merkezli bir toplumsal yapılanmanın sivri sonuçlarını törpülemek olması.Solu bu ideale indirgemesi.Halbuki benim arzuladığım sol arayış,pazar ekonomisinin sivriliklerinin törpülenmesi değil,toplumun pazar ekonomisine hakim olması.Özel mülkiyetin lağvedilmesi gerekmez fakat toplumun pazar ekonomisine  hakim olup ona kendi gereklerini empoze edebilmesidir benim günümüz dünyasında bir sol iktidardan beklediğim.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Sol görüşü sağ görüşten ayırt eden nedir?

Ahmet İnsel

Özgürlükler içinde eşitlik ve toplumsal dayanışma.Örneğin insanın özgürlük arayışının esas olduğunun kabul edilmesidir,toplumsal dayanışma fikridir,her türlü hiyerarşik yapıya karşı duruştur,sadece işlevsel bile olsa hiyerarşinin  toplum içinde bir egemenlik ilişkisi getirdiği inancıdır ve en son olarak da toplumsal konularda mutlak doğrunun olmadığı,bütün doğruların göreli ve tartışmaya açık doğrular olduğunu kabul etmektir.İnsanı ilgilendiren konularda hiç bir mutlak doğrunun olmadığı inancıdır.Yani insanı ilgilendiren konulalarda bütün doğruların insanlar tarafından üretildiğini ve bunların değişebileceğini,doğru anlayışımızın göreli olduğunu ve bizim doğrularımızında değişeceğini savunan özgürlükçülük iradesini taşıyan kesim sol olacaktır.Sağ buna karşı insanların kendileri dışında belirleyici güçler olduğu kavramını çıkaracaktır.Örneğin genetik veya biyolojide iki ekol var.Birinci ekol her şeyin insanlarda genetik olarak belirlendiğini savunuyor,insanların akıllı veya aptal,güzel veya çirkin olmaları gibi.İkincisi ise insanların yeteneklerinin kalıtımsal değil toplumsal ve çevresel koşullarla şekillendiğini kabul ediyor.Farzedelimki bu iki görüş yüzde 50 doğruluk payına sahip.Bu durumda sol duruş ikinci varsayıma sağ ise birinci varsayıma yakın durur.Çünkü birinci varsayım,var olan düzenin bir şekilde doğal düzen olduğunu,fakirin doğal nedenlerle fakir kaldığını,toplumun bunda bir sorumluluğu olmadığını kabul edecektir.

Ahmet İnsel-Sosyalizm s.130

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Çevre koşulları bilinci belirler mi?

Kulübede yaşayan insanın kendisiyle ilgili edineceği bilinç,sarayda edineceği bilinçten elbette farklı olur.Ama Feurbachın yaptığı tarzda benzetmelerin tehlikesi şu bence:Marxın Feuerbach dan aldığı şey ,hem önemli,ama Hegelden aldığı mirasta olduğu gibi mekanik olma tehlikesi var.Bir düz materyalizm riski var.Orada dikkatli davranmak lazım,çünkü çevre koşulları insanın bilincini belirliyor ama beyin dediğimiz o muammada,bambaşka bir kimya var.Dolayısıyla aynı çevre koşullarından hareket ederek aynı bilince ve aynı algılama tarzlarına varmıyoruz.El değirmeni ile feodalite,buhar makinesi ile kapitalizm arasındaki ilişki ne kadar doğruysa,ki kısmi olarak doğru,Feuerbachın o sözü de o kadar doğru.Buradan hareket ederek varoluşsal anlamda bütünsel bir belirleme mekanizması olduğunu söylemek çok fazla determinizm…

Ahmet İnsel-Sosyalizm-s.114

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Bu günün proleteri kim?

Ahmet İnsel

Ahmet İnsel in sosyalizm isimli kitabının bir bölümünde Marx ın,Prometheus hülyasının taşıyıcısı olarak işaret ettiği “devrimci-dönüştürücü bir güç” olarak proleterya kavramı irdeleniyor.Buradaki tartışmada Marxın kuşkusuz sanayi devrimini yaşayan bir 19.yy düşünürü olduğu ve proleteya olarak da sanayi proleteryasını kastettiğinin altı çiziliyor.Bu gün ise sanayi proleteryasının hacminin azaldığını görmekteyiz dniyor.Hizmet ve özellikle bilişim sektörünün bnaşını çektiği yeni bir proleterya oluşmuş durumda.Bu vaziyet aşağıdaki satırlarla aktarılıyor…

“Sanayi tarafını kaldırırsak ve eğer “proleter,ücretli emekçidir” dersek,proleterya kavramı geçerlidir.Tabii bu ücretli emek için çok geniş bir kategori.Bir fabrika yönetcisi de ücretli emek içinde yer alabilir.Bu ücretli emek kategorisi içinde dee,bence,felsefi veya daha duruşsal,daha sosyal ve siyasal yönde bir ayrım yapmak lazım.Toplumun bugünkü düzenini değiştirecek,toplumu dönüştürecek bir güç hala ücretli emek kategorisi içinde yatıyor.Geniş ücretli emek kategorisi içinde,toplumun bu günkü düzeninin insani varoluş için kabul edilemez olduğunu kabul edenler -ki bu bir etik duruş,etik konumlanma-ve bundan rahatsız olmayanlar,bu etik sorumluluğu kendisinde taşımayanlar.Böyle bir ayrım yapabiliyorsak,proleterya kavramını sadece iktisadi bir konumdan,iktisaat sosyolojisi ile sınırlı olmayan bir konumdan tanımlayabiliyorsak,yani hem ücretli emeğin içinde olup hem o bağımlılık ilişkisinden rahatsız olanlar,ama aynı zamanda tahakkümeden konumunda bile olsa ,o pozisyonu dönüştürmeye çalışan kesim diye tanımlayabiliyorsak,o zaman proleter kavramı daha rahat kullanabileceğimiz bir kavram..

Sosyalizm,Ahmet İnsel-Birikim Yayınları s.113

Bunlarda ilginizi çekebilir: