Category Archives: edebiyat

İyi Adama Bir İki Soru- Bertold Brecht

Bertold Brecht

Anladık iyisin,
Ama neye yarıyor iyiliğin?

Seni kimse satın alamaz,
Eve düşen yıldırım da
Satın alınmaz.
Anladık dediğin dedik,
Ama dediğin ne?
Doğrusun, söylersin düşündüğünü,
Ama düşündüğün ne?
Yüreklisin,
Kime karşı?
Akıllısın,
Yararı kime?
Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Züccaciye dükkanındaki fil

Yıllar, yıllar geçti. Geriye dönüp hayatta neyin önemli olduğuna baktığımda bir şeylere çarpıp, devirmeden ve devrilmeden ilerlemenin en büyük marifet olduğunu düşünüyorum.. Epeyi bir zaman sonra hayatın bu basit gerçeğini fark etmek, büyük yol aldığını, önemli işler yaptığını sanan birisi için zor…

“Hayattan ne öğrendiniz?” diye sorulduğunda, “doğru dürüst, sağa, sola çarpmadan yürümeyi öğrendim” demek, insanların bunu üç yaşlarında öğrendikleri düşünülürse pek matah bir şey sayılmaz. Ama durum bu…

Sadede gelelim… Züccaciye dükkanındaki fil şakasını bilirsiniz. Şaşkın bir fil dükkanın içinde dönüp dururken ne var ne yoksa kırar. Etraf hassas cam eşyalar ile dolu iken, ağır, hantal bir yaratık traji komik bir şekilde dar alanda yol almaya çalışıyordur. Bir şeyi kırdığında hemen ondan uzaklaşmak ister, öbür yana döner, ne var ki ne tarafa dönerse dönsün cam vazolar, bardaklar, tabaklar gürültü ile yere düşüp kırılmaya devam eder.

“Züccaciye dükkanına bir fil girivermiş”.. Ya, tamam ama sinek mi ki bu, dükkana pencereden inceden süzülüp konuversin. İşin garip yanı da bu işte, koca filin züccaciye dükkanında bulunması bir facia ve çok tuhaf ama o filin oraya nasıl girdiği daha da tuhaf değil mi? Eminim ki, bu şakaya yapılan bir sürü göndermenin hiç birisi dükkana filin nasıl girdiği ile ilgilenmemiştir.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Kırmızı valiz

Annesi yine hırçınlaşmış, ağlamaya başlamıştı. Konu neydi tam anlaşılamıyordu, muhtemelen babası ile tartışmıştı. Henüz on bir yaşında olan çocuğun tartışmaların mahiyetini bilmesine, kimin haklı olduğuna karar vermesine imkan yoktu. Ama birazdan olacakları gayet iyi biliyordu, defalarca daha önce yaşanmıştı.

Anne hayatının bu işe yaramaz aile uğruna harcandığını defaatle belirttiğinden çocuğun sorunun bir parçası olduğu belliydi. Hatta çocuğun “varlığı”nın sorun olduğu belliydi. Anne çocuğun “varlığı sorunu” üzerinde düşünüp taşınıyor ancak bir türlü karar veremiyor olmalıydı. Çocuk varsa mı iyiydi, yoksa mı? Çocuk büyüyüp sonunda anneyi kötü kaderinin ellerinden kurtaracak “iyi çocuk” muydu, yoksa hayatı dayanılmaz hale getiren kötü kaderinin kendisine oynadığı oyunun bir parçası olan “kötü çocuk mu?”

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Doğurmak isteyen adamın hikayesi

Yürüyen Kelimeler-Eduardo Galeano

Çitlembik yayınları s 148-155

Desenler:D.J.Borges

Kadınlar? Bir alt ırk, siyahlar gibi, fakirler, deliler gibi. Çocuklar gi­bi özgürlük yetisinden yoksun. Ağlamaya ve bağırmaya yazgılı, hemcinsleri hakkında kötü konuşmaya, her gün saçlarını ve fikir­lerini değiştirmeye. Yatakta ve mutfakta nadiren zevk verirler, onun dı­şında daima can sıkarlar.

Don Seratico her zaman açık sözlü bir adam oldu. Ama şimdi yılların alacakaranlığında koyu bir bulut düşüncelerine gölge düşürüyordu. Şu Havva kızlarında ona küçük düşürücü ve acıma uyandırıcı gelmeyen bir şey vardı. Kabul etmek çok zor olsa da onları kıskanıyordu: Kadınların içinde yaşanabiliyordu, onun değil; kadınlar iki can olabiliyordu, o değil.

Don Seratica ona pek çok zevk ve şans sunan hayattan şikayet etmiyor­du, ama o asla doğurmamıştı, diğerlerinin ayrıcalığı onu öfkelendiriyordu. Bir hamilelik deneyimi yaşamadan bu dünyadan gitmeye hiç niyeti yoktu.

-Bir oğlan doğuracağım, diye and içti, ya da en azından bir kız.

Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir: