Category Archives: Alıntılar-Anektodlar

İlkel toplumlarda komünal düzen-Levy Bruhl

TOPRAK KİŞİYE DEGİL GRUBA AİTTİR

İlkel insanda ruh anlayışı s.109-113
Lucien Levy Bruhl

Aynı ilke doğrultusunda yerliler toprağın bireysel mülkiyet nesnesi olabileceği ve bir başkasına devredilebileceği konusunu da anlayamamaktadırlar. Onlara göre başkalarına devredilebilecek şey toprağa tasarruf hakkı ve sunduğu meyvelerden ve ağaçlardan yararlanmaktan başka bir şey olamaz. Bu yüzden beyazlar ve yerliler arasında bitmek tükenmek bilmeyen sorunlar yaşanmaktadır. Beyazlar topraklarını satmış, parayı almış ve yemiş ancak topraklarını alıcılara terk etmeyi reddeden yerlilerin kötü niyetliliğinden dem vururken; yerliler kendi açılarından oyuna getirilmiş olduklarını ve kendileri razı olsa bile atalarının asla böyle bir şeye müsaade etmeyeceklerini söylemektedirler. Toprak gerçekten de -sözcüğün tam an1amıyla- tamamen sosyal gruba yani yaşayanlar ve ölülerin tamamına aittir. P. Van Wing: “Toprak mülkiyeti kolektif olmakla birlikte, bu kavramın dile getiriliş biçimi oldukça karmaşıktır. Bölünmez toprağın sahibi kabile ya da sülaledir oysa kabile ya da sülale demek yalnızca hayatta olanlar değil aynı zamanda ve özellikle de ölüler yani Bakululardır. Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Felsefenin Bilim karşısındaki görevi nedir?

W. V. O. Quine (1908-2000) Amerikalı Filozof ve matematikçi

Felsefenin bilim karşısındaki görevi; “örtük durumdakini açık hale getirmek, bulanık olanı netleştirmektir; yani paradoksları sergilemek ve çözmek, pürüzleri rendelemek, büyüme dönemlerinin kalıntılarını ortadan kaldırmak, ontolojik gecekonduları temizlemektir.”

W.V.O.Quine

Bunlarda ilginizi çekebilir:

İyi Adama Bir İki Soru- Bertold Brecht

Bertold Brecht

Anladık iyisin,
Ama neye yarıyor iyiliğin?

Seni kimse satın alamaz,
Eve düşen yıldırım da
Satın alınmaz.
Anladık dediğin dedik,
Ama dediğin ne?
Doğrusun, söylersin düşündüğünü,
Ama düşündüğün ne?
Yüreklisin,
Kime karşı?
Akıllısın,
Yararı kime?
Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

“Sapık” ve “mümin”

Sapık

“Sapık” dünyadaki herhangi bir eylemin  kendisini nihai olarak tatmin edeceğini düşünen ve bunu gerçekleştirmek uğruna eylemde bulunan kişidir.

Herhangi bir anlamda “mümin” ise kendisini nihai olarak tatmin edecek olan eylemin kendi iradesinin üstünde bir  irade kararı ile husule geleceğini tahayyül eden ve bu hadiseyi tevekkül ile bekleyen kişidir.

Bunlarda ilginizi çekebilir:

“Tünelin ucundaki ışık beynin yaratısı mı?”

Bir grup bilimadamı ölümün eşiğinden dönüldüğü anlarda yaşanan deneyimlerin beyin işlevlerinin yoğunlaşmasından kaynaklandığını savundu.

Edinburg Üniversitesi ve Cambridge Tıbbi Araştırmalar Konseyi uzmanları, bu konuda şimdiye dek yapılan araştırmaları gözden geçirdi.

Uzmanlar, insanın ruhunun beden dışına çıkması, ölmüş olan yakınlarla karşılaşma gibi deneyimlerin ölümden sonraki hayatın kapısının aralanması değil, beyin işlevlerinin ‘cilvesi’ olduğunu söylüyor.

Araştırmacılardan Dr. Caroline Watt, ”Beynimiz bize oyunlar oynamakta çok usta.” diyor.

Ölümün eşiğinde hissedildiği söylenen tuhaf deneyimler, beynin travmatik bir anda insan bedeninin maruz kaldığı tıbbi durumu anlamlandırma çabası olarak yorumlanıyor. Continue reading

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Çevre koşulları bilinci belirler mi?

Kulübede yaşayan insanın kendisiyle ilgili edineceği bilinç,sarayda edineceği bilinçten elbette farklı olur.Ama Feurbachın yaptığı tarzda benzetmelerin tehlikesi şu bence:Marxın Feuerbach dan aldığı şey ,hem önemli,ama Hegelden aldığı mirasta olduğu gibi mekanik olma tehlikesi var.Bir düz materyalizm riski var.Orada dikkatli davranmak lazım,çünkü çevre koşulları insanın bilincini belirliyor ama beyin dediğimiz o muammada,bambaşka bir kimya var.Dolayısıyla aynı çevre koşullarından hareket ederek aynı bilince ve aynı algılama tarzlarına varmıyoruz.El değirmeni ile feodalite,buhar makinesi ile kapitalizm arasındaki ilişki ne kadar doğruysa,ki kısmi olarak doğru,Feuerbachın o sözü de o kadar doğru.Buradan hareket ederek varoluşsal anlamda bütünsel bir belirleme mekanizması olduğunu söylemek çok fazla determinizm…

Ahmet İnsel-Sosyalizm-s.114

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Gerçekçilik akımı

Realizm

Gerçekçilik [İng. realism; Fr. rialisme; Alın. realismus; es. t. hakikiyye]

Gerçekçilik diye bilinegelen felsefe anlayışı, ilk başlarda, biraz da karmaşık bir biçimde, ya Platon’un savunduğu gibi tikelleri aşan gerçek varlıklar olduğunu ya da tam tersine Aristoteles’in savunduğu gibi tikellerin bağımsız gerçek varlıklar olduğunu öne süren çok genel felsefe konumunu nitelemek için kullanılmıştır.
————–
Platon ideaların duyulur şeylerden her bakımdan daha “gerçek” olmalarını gerekçe göstererek onların düşünülebilecek tek “gerçeklik” olduğu saptamasında bulunmuştur. Bununla birlikte Platon’un idealar öğretisiyle ortaya koyduğu temel görüş genellikle gerçekçilik diye nitendirilse de aslında tam karşıt konumda bulunan bir görüşe, idealizme karşılık gelmektedir. Öyle ki gerçekçilik anlayışı tanım gereği gerçekliğin bilgisinin zihinden bağımsız olduğu savı üstüne temellendiğinden, özne ile nesne ikiliği bağlamında hep özneye öncelik tanıyan idealizmin tersine bütün önceliği nesneye vermektedir.
—–
Gerçekçilik, idealizme karşıt bir biçimde zihnin hiçbir a priori bilgisi olmadığım, doğuştan getirdiği hiçbir bilgi bulunmadığım, zihindeki bütün bilginin duyular yoluyla dış dünyadan geldiğini ileri sürmektedir. Bu bağlamda, gerçekçiliğin asıl çerçevesi, hocası Platon’un idealar kuramına kesin bir biçimde karşı çıkan Aristoteles tarafından çizilmiştir denilebilir. Bilginin tek kaynağının duyu verileri olduğunu, ancak duyu verileri doğrultusunda gerçekliğe açılabileceğimizi savunan Aristoteles, Platon ‘un formlar dünyasına yönelik “idealar gerçekçiliği”ni yeryüzüne indirerek gerçekçiliği ait olduğu anlama geri taşımıştır.
——
Bunlarda ilginizi çekebilir:

Gerçek nedir?

Gerçeklik nedir?

En genel anlamda “varlığı kesin olan”. Yerleşik felsefe dilinde, elle tutulup göz ile görülecek biçimde varolanı; varlığı hiçbir koşulda yadsınamayan durum, olgu, olay, nesne ya da nitelik olarak var olanı; düşünülene, tasarımlanana, imgelenene, düşlenene karşıt olarak varolanı; varlığı “ideal”, “koşullu”, “olanaklı”, gizil güç” biçimindeki varolma kipIeri dışında temellendirilebileni; görünüş olanın tersine doğrudan şeylerin kendileriyle ilintili olanı; varolmak için insan bilincine ve deneyimine gerek duyan şeylerin tersine somut, olgusal, zihinden bağımsız bir varlığı bulunanı; kurmaca, yapıntı, düşlemsel ya da imgesel olmayanı; algıdan ve duyumlardan bağımsız biçimde kuramsal bir kuruluşu olmaksızın kendi başına varolanı; belli bir tözü, maddi, fiziksel ya da nesnel bir varlığı bulunanı; varlığı, geçmişten ya da gelecekten us yoluyla çıkarsanmayıp şimdide verilmiş ya da sunulmuş olanı; olumsal olmayanı, araştırma gerektirmeyeni, doğrudan gösteri-lebilir olanı, zorunlu olanın varlığını anlatan felsefe terimi.
Bunlarda ilginizi çekebilir:

Kaba Komünizm ve Marx

Karl Marx

Kaba komünizm önceden tasarlanmış bir asgariden başlayarak, toplumu bu ortak asgari düzeye indirgeme isteğinin son noktaya varmasından başka bir şey değildir. Yoksul ve bir şey istemeyen insanın doğal olmayan basitliğine geri dönülmektedir. Oysaki bu insan, özel mülkiyetin ötesine geçmek bir yana, özel mülkiyete varmayı bile başaramamıştır. Topluluk sadece bir emek topluluğudur ve topluluk sermayesinden herkese eşit ücret verilmektedir. Topluluk evrensel kapitalisttir,ilişkinin her iki yanı da hayali bir evrenselliğe yükseltilmiştir. Kaba komünizm özel mülkiyetin yüzeye çıkışının bir şeklidir sadece.Kavramı anlamış ancak özü kavrayamamıştır.

1844 el yazmaları, Marx

Eşit hak , burjuva hukukundan başka bir şey değildir. Oysa eşdeğerler arasındaki değişim ancak ortalama olarak mevcuttur ve bireysel durumlarda söz konusu değildir. Ama bu ilerlemeye karşın,  eşit hak hala burjuva sınırlar içinde kalmaktadır. Buradaki eşitlik emeğin ortak ölçü birimi olarak kalmasından ibarettir. Ama, bir birey fizik ya da moral bakımdan bir başkasından üstün olabilir, aynı zaman içinde daha fazla emek sarfetmiş olabilir ya da daha uzun çalışabilir.Bu eşit hak eşit olmayan emek için eşit olmayan hakdır.Niteliği gereği,hak,ancak aynı ölçü birimi kullanıldığında söz konusu olabilir. Ama eşit olmayan bireyler (eşit olsalardı birey olmazlardı) ancak aynı açıdan değerlendirildikelrinde,ortak bir birimle ölçülebilirler. Öte yandan bir işçi evlidir, teki değildir, birinin ötekinden daha çok çocuğu vardır vb vb. Bütün bu sakıncalardan uzak durmak için hak eşit olmamalıydı.

“Gotha programının eleştirisi” Marx

Bunlarda ilginizi çekebilir:

Yukarı doğru çalın..

Yukarı Doğru Çalın!

Beethoven’in öğrencisinin öğrencisi piyanist Artur Schnabel:
“Sadece patatesler aşağı doğru büyür.
Bir orkestra şefinin batonu yukarı işaret eder.

Bir balerin yukarı doğru uzanır.
İnsanlar boyuna ve enine büyür.”
“Müzisyenlere tavsiyem:yukarı doğru çalın!”


Bunlarda ilginizi çekebilir: