İslam coğrafyasında korku ve şiddet nasıl tohumlanıyor?

Psikanalitik kurama göre; psikoseksüel gelişme çağındaki bireylerin ruhsal dünyalarında akış halinde olan “erotik ve saldırgan dürtüler” ebeveynlerin ve toplumun caydırıcı tavrıyla süzgeçten geçirilmeye ve  biçim değiştirmeye teşvik edilir. Çıplak, çiğ haldeki dürtülerin kendilerini örtük ve sofistike biçimlerde ortaya koymalarına imkan tanıyan kültürel (spor, müzik, resim, sanat, bilim, felsefe ve zararsız bir doz “din” gibi)“yüceltme kanalları” açılır.

İslam kültüründe ise psikoseksüel gelişme çağındaki bireylerin ruhsal dünyalarında  filizlenen  saldırgan, ötekileştirici dürtülerin bilinç dışına bastırılmasına veya yüceltilmesine imkan tanıyan kültürel iklim koşulları  yazık ki yeterince olgunlaşmış değil. Ümmet ile kafirlerin dünyası arasındaki derin ayrım, “ötekini” kendisiyle eşit görmeme hali bu coğrafyada marazi boyutlara ulaşmış durumda.

İnsanların arasında eşitlik ve kardeşliği tesis etmeye uğraştığımız bir çağdayız. Bu çağın siyasal ve sosyolojik meselelerini tartıştığımızda en çok kullandığımız sözcüklerden biri “ötekileştirmek.” Ötekileştirme denilen olgunun insanlar arasında gerçekleşen   empati yitiminde rol oynayan  başlıca dinamik olduğunu biliyoruz. Ötekileştirmek, diğerini salt başka bir dine, siyasi görüşe, sosyolojik sınıfa ait olarak görmek değil onunda ötesinde “insani anlamda kendi eşiti olarak görmemek” demek. Bu kabullenememe hali, kendi sahip olduğu haklara ötekinin sahip olmasını kabullenmemekten başlayan ve “yeryüzünde yaşam hakkını tanımamaya” kadar giden algısal bir spektrum üzerinde konumlanabilir.

İslami bağlamda önemli bir kavrama işaret eden  ”kafir” sözcüğü  kültüre sirayet etmiş derin “ötekileştirme” olgusuna işaret eder.  Freud, medeniyet üzerine düşüncelerini dile getirdiği “Uygarlık ve hoşnutsuzlukları” adlı eserinde, açıkça eyleme vurulması uygun olmayan dürtülerin  bilinç dışına bastırılmasının uygarlık için öneminden bahsetmişti. Dürtülerin ve düşüncelerin filtrelenmesi sürecinde aktif rol alan ruhsal kompartıman olan üstbenlik aynı zamanda dürtülerin doyuma kavuşamamasından dolayı hissedilen engellenme duygusu ve ortaya çıkan nevrotik tabiatlı ruhi arazlardan da sorumluydu. Freud bu arazların “uygarlık adına ödenmesi gereken bedel” olduğuna dikkat çekiyordu.

Bastırma ve yüceltme denilen ego mekanizmalarının çalışabilmesi için belirli bir medeniyet seviyesine, kültürel iklime ihtiyaç duyulduğu açıktır. Başkasına saygıyı,  kendi eşiti olarak görmesini telkin eden,  onu erotik ve tahripkar içgüdülerin nesnesi olmaktan men eden bir kültürel iklimdir söz konusu olan. Bu kültürel iklim sayesinde sağlıklı bir üst benlik gelişebilir ve ego işlevleri uygun biçimde yürüyebilir. Ötekileştirmenin mübah olduğu  kültürel iklimlerde ise bu işlevleri yerine getirecek sağlıklı  üstbenlik gelişemez,  bastırma ve yüceltme ile ilgili ego işlevleri de aksar.  Freud’un bahsettiği ruhsal çatışma ve “medeniyet için katlanılması gereken nevrotik bedelin” artık görülmeyeceği ama dürtülerin herhangi bir engel ile karşılaşmadan eyleme koyma ile orta yere serileceği medeniyet öncesi bir iklimdir artık söz konusu olan.

İşte belki de bu yüzden Ortadoğu coğrafyasında nevrotik değil, psikopatik düzeyde örgütlenmiş kişilikler ile sıklıkla karşılaşıyoruz.   Bu kişiliklerin ego seviyesinde kullandıkları savunma mekanizmaları  yüceltme ne bastırma ile ilgili değil. Ancak masif miktarda    rasyonalizasyona  (Allah’ın istediği olur, kader böyleymiş) ve inkar-projeksiyon mekanizmalarına (hak ile batılın mücadelesini yaşıyoruz, çektiklerimizin sorumlusu haçlı dünyasıdır vb.) başvurulduğu görülüyor.

Freud’a göre medeniyet olgusunun ruhsal dinamiklere ait lugattaki terimsel karşılığı “yüceltme ve bastırmadır.” Barbarlığın karşılığı ise “inkar, projeksiyon ve dürtüyü doğrudan eyleme dökmedir.” İslam’ın doktriner yapısı ne erotik, ne de yıkıcı dürtülere yönelik yüceltme kanallarının işlevselliğine imkan tanımıyor. Sanata açıkça kapalı. Resim, heykel, müzik , edebiyat yasak. Kadın, erkek ve kadın cinselliğinin toplumsal hayata kazandıracağı güçlü dinamizmi yok etmek, kültürü fakirleştirmek istercesine kapatılmış, köşeye sürülmüş.

Sanat nedir, bir düşünün. “Ben içimde bir yerlerde tam olarak ifade edemeyeceğim bazı hisler, tutkular, arzular, kavgalar, öfkeler yaşıyorum, bu bilmediğiniz, yaşamadığınız bir şeyler de değil üstelik,  ama durun bakın, ben onu size öyle bir biçimde anlatacağım ki,  siz bunu  dinlerken  benim ifade ediş tarzıma takılacaksınız. Alttan alta hissedip de böyle dile getiremediğiniz şeylerle karşılaştığınızda keyifleneceksiniz. Sonra bir söz de siz söyleyeceksiniz sözümün üstüne, söyleşeceğiz böylelikle. İçimizdeki darlık savuşup gidecek.”

Ama biz şimdi kalkalım bu yolu tıkayalım: “Hayır, hiçbir biçimde hissedişini kağıda, kaleme, çamura, kile, boyaya, fotoğraf makinesine, video kameraya dökemeyeceksin diyelim”. “Döksen de biz ona bakacağız, uygunsuz bir şeyler kastettiğinden huylanırsak sileceğiz..” diyelim. Ne olacak şimdi?

Boşalamayan tahripkar enerji ve dolayısıyla engellenme duygusu ile öfke içeride giderek birikecek. Sonra bu öfkeyi topluma azap, cehennem korkuları salarak zorla, kısmen de olsa bastıracağız, yoksa alimallah insan denilen  içinde gayya kuyusu misali ne idüğü belirsiz derin bir boşluk barındıran   yaratık bütün hışmını topluma, yönetici sınıfa hatta bizatihi dinin kendisine yönlediriverir ve denge bozulur. O yüzden  esaslı bir kısım tahripkar enerjiyi bastırılmasına müsade etmeden alıp doğrudan “iç ve dış kafirlere” yönlendireceğiz. Bu dünyanın düzensizliğini, yozluğunu, başarısızlık ve basiretsizliklerimizi alıp  kafirlere, onların Allah’ın sözüne itaat etmeyişine bağlayacağız. Sonra gelsin hınçla dolup kendini patlatanlar, kalabalığın ortasına makineliyle dalıp tarayanlar, bıçakla kelle kesenler, diri diri adam yakanlar, eşcinselleri damdan atanlar, kadınları pazarda üç kuruşa satanlar..

Medeniyet demokraside, evet.  Zira sağlıklı ruhsal gelişim için özgürlüğe ihtiyaç var. Sınırları belli, diğerini “ötekileştirmediğimiz” anayasaca garanti edilen hak ve özgürlüklerin herkes için geçerli olduğu demokratik bir yönetim biçimine. Ama İslamın bazı örneklerde görüldüğü üzere kendinden olmayanı kafir, mürted, katli vacip ilan edebilecek denli ileri gidebildiği “ötekileştirici” doktrini  ile demokrasinin “özgürlük-eşitlik-kardeşlik” temalı yaşam paradigması yan yana gelebilir mi? İslamın ideolojisi demokrasinin temel prensiplerine uygun mu?  Bu soruların sorulması gereken yer batı değil, burası, İslam coğrafyası, cevap vermek durumunda olan da batı entelejensiyası değil bizleriz.

Print Friendly
Bunlarda ilginizi çekebilir:

5 Responses to İslam coğrafyasında korku ve şiddet nasıl tohumlanıyor?

  1. Bu gönderi için teşekkür ederim. Eğer “medeniyet olgusunun ruhsal dinamikleri” üzerinden çözüm aranacaksa medeniyetin her iki tarafı da örselenmiş durumda. Hem de ciddi boyutlarda. Yüzlerce yıldır Asya’yı ve Afrika’yı ve kendinden saymadığı, “öteki”leştirdiği kültürleri insafsızca tüketme noktasına getiren Hıristiyan ideolojisi değil midir? Antik çağdan bu yana, Yunanlı ve Romalı olmayanı barbar ilan eden ideolojinin devamı değil midir batı ideolojisi? Batı ideolojisi derken Hıristiyan ideolojisi demeye gerek duymuyorum çünkü en Ateist batılı bile, Hıristiyan ideolojisi ile oluşturur dünyaya bakışını.
    “İslam’ın ideolojisi demokrasinin temel prensiplerine uygun mu? ” Soru doğru görünüyor, yalnız aynı soruyu coğrafi konumunu tersine çevirerek, bir kez daha yeniden sormalıyız. “Batı ideolojisi, demokrasinin temel prensiplerine uygun mu?” Bu gün, günümüzde özellikle uygun mu? Aslında bu “soruyu medeniyet olgusunun dinamikleri adına” şöyle sormak gerekir: Dinlerin ideolojileri demokrasinin temel prensiplerine uygun mu? Tabi Demokrasi olgusunu yüceleştirmeden.

    • Haklı olarak belirttiğiniz gibi; ideolojiler genel olarak kendi içinde tutarlılık yaratmaya çalışırken, diğer düşünceleri, inançları dışarıda tutan yapılardır. Lyotard bunlara “büyük anlatılar” demişti. Hıristiyanlıkta büyük anlatıdır, İslam da. Ancak yazıda belirtmeye çalıştığım husus; insan ruhunda doğal olarak mevcut olan şiddetin yönetilmesi babında iki din arasındaki doktriner fark. Hıristiyanlık şiddetin sanat eserine dönüşmesine imkan veriyor. Mesih’in çarmıha gerilmesi hikayesi tüm fantazması ile şiddet hikayesidir. Mel Gibson’un çektiği “Passion of Christ” filmi şiddet içeren sahneleri nedeni ile izleyiciler tarafından zorlukla seyredildi. Şiddet yüceltme kanalları tarafından filtreleniyor ve sanat eseri oluyor. Şiddet somut haliyle ise yasaklanıyor (bastırılıyor) İslamda yüceltme kanallarına itibar gösterilmemesi çok önemli bir handikaptır medeniyet adına. İşaret dilini kullanamayan İslam, şiddeti fiiliyata döküyor. Bastırması da yarım, tamamlanmamış bir bastırma. Batıyı kafir görüyor, barışma yoluna gidemiyor, ötekileştirdikçe şiddet sarmalının içine düşüyor. Oysa şiddeti bastırması ve İsa’nın dediği gibi şiddete maruz kaldığında öteki yanağını çevirmesi gerekirdi. Bu düzenleyici ilke Muhammed peygamberin tutumu ve sözleri nedeni ile İslam’da kabul görmemiş. İslam kültürünün temel sorunu cihad mantığı ile yoğrulmuş olması. İslamın değil “keskin köşeli hak-batıl ayrımı üzerinden giden cihad mantığının” değişmesi gerekiyor.

  2. İslam’daki şiddetin kaynağının açıkcası bastırılmış cinsellik olduğunu söylüyorsunuz,ama cihadçıları iyi incelersek yani canlı bombaları kadınların daha önceden islamdan önce açık seçik pozlar veren mankenler,erkeklerinde esrarkeş olduğu gözleniyor buna ne diyorsunuz?
    Sonra örselenmiş bir coğrafyanın çocukları olduğu da aşikar 1.Dünya savaşında pay edilen topraklarından ölüm hiç eksik olmuyor…

    • Ortadoğu coğrafyasının dışında yetişmiş, oradan gelen cihadçıların psikolojisi, bölgede yetişen kişilik tiplerine nazaran değişiklikler gösteriyor olabilir. Şöyle ki, bu kişiler kişilik ve kimlik bozukluğu çeken karakterler gibi görünüyor. Aidiyetsizliklerini telafi etmek istiyorlar, suçluluk duygularına bir kefaret sunmak istiyorlar. Vahşi coğrafya bu tarz insanları bir mıknatıs gibi çekiyor.

      Bu arada tezimin cinselliğin bastırılması değil, yüceltilememesi, zarafet kazanamaması, olgun bir sevgi formuna dönüşememesi, ilkel haline en yakın formunda, çiğ bir halde yerinde sayması şeklinde okunması daha yerinde olur. Aynı şey ve belki daha önemli kısmı da yıkıcı duygular için geçerli. Bunlar da yüceltilemiyor ama kendinden olmayan karşı (batı, yahudiler, müşrikler, münafıklar vb) kategoriler yaratılıp kışkırtılıyor.

  3. müslümanların bu anlattıklarınızı anlaması, değişmek, yumuşamak, tedavi yönünde çaba sarf etmek istemesi.. cennetle motive olmuş, hem kendilerini hem birbirlerini sürekli gaza getiren korkunç bir kolektif enerjinin yatışması milyarlarca insanın sakinleşmesi nasıl da imkansız görünüyor. ve bir iradesi olmadığı için bu imkansızlığı umursamayan doğa müslüman denilen cellat sürüsünün eline ne çok kadın, çocuk ve eşcinsel teslim etti… of hayat ne kadar anlamsız. boş yere ölmüş öldürülmüş tek bir insan olması bile düşünen hisseden insan için ben ne yüzle yaşamaya devam ediyorum sorusunu sordururken yüzbinlerce milyonlarca insan bu canilerin elinde feci şekillerde can verdiler veriyorlar verecekler.. internet gibi müthiş bir araç olmasına rağmen şimdilik yapılabilecek fazla bir şey yok çünkü sayıca çok fazlalar, hangisine doğruyu nasıl anlatacaksınız. bu sefer de önemli bir kısmı okumadıkları bir kitabı kafalarında güzelleştirerek yok aslında bizim dinimiz şöyle güzel böyle iyi diyerek başlıyorlar idealize etmeye.. onlar için de kolay değil ki, bunca zaman, uğrunda ne kanlar dökülmüş ne büyük toplumsal kaoslar savaşar cinnetler yaşanmış, herşeyin boşuna olduğunu kabul edebilirler mi.. adam dini için karısını çocuğunu doğrayacak potansiyele sahipken, lut kavmi diye anlatılan masalın etkisiyle yoğun tiksinti ve nefret beslediği eşcinsele mi eşitlik tanıyacak hak tanıyacak. kendini yeryüzünün efendisi sanacak kadar büyük bir kibir hastalığına yakalanmış mümkün mü. bir kadını çırılçıplak soyup kollarından ve bacaklarından tutup yere doğru sırt üstü çevirmişler küçücük kör bıçakla boğazını kesiyorlar biri de alttan leğen tutuyor fışkıran kanı doldurmaya çalışıyor. seyretseniz bir türlü ay ben dayananmam diyip duyarsız kalsanız seyretmeseniz bir türlü.. korkunçtu ve 1 yıl oldu hala gözümün önünden gitmiyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>