Lacancı Semptom ve Synthom

Semptom, tutarlılığı, öznenin belli bir bilgisizliğini gerektiren bir oluşum olarak da tanımlanabilir: Özne “semptomunun keyfini”, ancak onun mantığını gözden kaçırdığı sürece çıkarabilir – semptomun yorumunun başarı ölçütü tam da semptomu ortadan kaldırmasıdır.”
Zizek

************
Lacan (ve onun çağdaş takipçisi Zizek) , öznenin ortaya çıkış sürecini  speküle ederken “kurucu eksiklik” fikrini eksen almasıyla bilinir.  Zizek “semptomu” icat eden ilk kişinin Marx olduğunu, Freud’un Marx’dan esinlenerek bu kavramı psikanalize taşıdığını ifade eder. Lakin, Freud’un Marx okumadığı, Marx’ın kuramsal fikirleriyle alakalı olmadığı da bilinmektedir. Freud eserlerinde pek çok düşünür ve sanatçıdan alıntılar yapardı ancak Marx’a değindiği görülmemiştir. Birbirinden habersiz de olsa belki iki “mucitin” aynı kavramı tarihsel bir faz farkıyla ve değişik sahalarda icat ettiklerini düşünmek mümkün.Nedir semptom kavramını önemli kılan şey?
———

Bir rahatsızlık belirtisi eskiden beri sağlıklı, normal şekilde gerçekleşmesi gereken bir fizyolojik işlevde görülen aksaklık sonucu ortaya çıkan patolojik durum olarak görülürdü. Sağlıklı işleyen süreçler bir dış etkenin (enfeksiyon, travma, kanser vb. ) araya girmesiyle eskisi gibi normal işleyemiyor ve ortaya ağrılı, sancılı, şekil bozukluğu içeren bir görüntü çıkıyordu. Tıbbi anlamıyla semptom bir “patolojik fazla” idi ve doğrudan bu fazlaya yönelik tedavi (semptomatik tedavi)  ile giderilmesi gerekiyordu.

Oysa Freud’un ruhsal tıbbında , semptom fiziksel tıptan farklı olarak “patolojik bir fazlalık” olarak ele alınmıyordu. Semptom, ruhsal enerjilerin akışkanlıklarıyla ilgili süreçlerin arasındaki çatışmaların sonucunda ortaya çıkan bir ara yol bulma girişimi, “ruhsal uzlaşma”nın fark edilen görünümü olarak alınmaktaydı (compromise formation) Bir başka deyişle semptom fiziksel veya ruhsal anlamda sağlıklı görünümü yerinden eden “patolojik bir fazlalık” değil benliğin kendisini “ne ise o olarak” dışarı vurma biçimi olarak anlaşılıyordu. Bu bakımdan tıpkı rüyalar gibi semptom da sujenin bilinçdışına giden “kral yoluydu.” Örneğin histerik körlük “ruhsal çatışmayı alevlendiren” bir sahneyi görmeye dayanamama, histerik felç aynı anda hem sevilen hem de nefret edilen kişiye karşı “bilinç dışı saldırgan dürtülerin” kontrolü ele geçirme tehlikesini bertaraf etme girişimi olarak yorumlanmaktaydı.

Lacan ise bir adım daha ileriye gitti ve semptomun öznedeki kurucu bir eksikliğin ifadesi olarak ele alınması gerektiğini bildirdi. Lacan’a göre özne baştan beri eksiksiz, bütünlüklü bir yapıya sahip değildir. Zaten bu sebeble “arzular.” Lacan, arzu ile talep arasındaki farka dikkat çeker. Talep, ihtiyaca binaendir ve bu anlamda arzudan farklıdır. Açlık dürtüsünün doğurduğu eksik yiyecek talebine neden olur ve yemek yendiğinde talep karşılanır.Arzu ise eksiğin boşluğu etrafında rüzgarın dönmesi ile oluşan bir anafor gibidir.Arzunun oluşması ve devamı için böyle bir boşluk gerekir…

J.D. Nasio arzunun tatminsizliğini şöyle açıklıyor:
“Arzunun tatminsizliği konuşan varlıklar olduğumuz gerçeğine dayanır. Konuşmak,sembolik dünyanın bir parçası olmak demektir. Her şeyin kendisinden başka ikircikli pek çok anlama geldiği semboller dünyasında, arzunun tam tatminine giden yol binbir labirentten oluşan sonsuz bir alana açılır.Sözler ve edimler açılan yan anlamlardan kurtulamaz ve buradan arzunun hedefi olan tam tatmine asla ulaşılamaz. Ancak karamsar olmak için gerek de yoktur. Zira arzunun peşinden atılan her adım belki ona ulaşmamızı sağlamayacak ama kendi ölçeğinde yaratıcı bir edim ortaya koyacaktır. Önceden çizilmemiş bir yol her deneyimde yeni bir yola açılır. Varılan her sınır sonsuza uzanan bir diziye açılan eşiktir.”
—-

Lacan arzunun “kayıp nesne” (obje petit a) peşine düşülmesi ile bağlantılı olduğunu söyler. Böylece esasen doyurulması imkansız arzunun peşinden hep “tatmin olacağımız” sanısı ile gideriz. Arzunun çevrede bulunan ,“kayıp nesne” ile eşleştiği sanısı uyandıran ikameleri bularak bağlanmaya çalışması sonucu hayatımız dramatik bir hale dönüşür. Arzunun nihayetinde tatmin olmayışı sonrası hayal kırıklıkları ve bilinçdışı bastırmalar neticesi, bastırılanın göstereni olarak gerçekliğe ve hatta Lacan’cı gerçek’e doğru yönelmiş semptom ortaya çıkar. Semptom bu haliyle kişinin anlam dünyasının bir parçasıdır ve tıbbi bir nosyonun da ötesinde konumlanmıştır. Lacan semptomun zevkin bir aracı haline geldiğini zevk her kısmından bu “tersine doyuma” sızdığını yazar. Gerçeklik zevkin doyurulması buyurur ve semptom o anda işbaşındadır. Gerçek haz ilkesinin aşılmasına iter ve zevki buyurur. Semptom o anda zevk sıfatıyla Gerçek’in karanlık bir mesajı haline gelir ve artık yorumlanamaz. Bu semptomun synthome haline geldiği noktadır.

Print Friendly
Bunlarda ilginizi çekebilir:

2 Responses to Lacancı Semptom ve Synthom

  1. sebahattin şen

    “Lacancı Semptom ve Synthom” isimli yazınız her iki kavramı anlaşılır bir biçimde özetliyor. üzerinde çalışmakta olduğum bir yazım için Zizek’ten aktardaığınız pasajı ve Freud alıntılarınızla ilgili yararlandığınız kaynakları öğrenme şansım var mıdır?

    teşekkürler,

    sebahattin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>