Sokratik Felsefe ve Psikoterapi

“Benlik teknolojileri” üzerine yazan önemli bir düşünür Foucault’tur. Foucault, tarihi eski Yunan’a uzanan bu teknolojileri günümüzdeki akıl sağlığı uygulamaları ile kıyaslar. Benlik teknolojileri ile kasıt insanın kendisi, hayatı üzerine düşünerek daha iyi, acıdan elemden, kederden uzak, hayatın gerçeğini idrak ederek ve onunla uzlaşarak , doğru tabirle “kendi ile barışık” bir hayat sürmesi yönünde geliştirilmeye çalışılan tekniklerdir. Etkilenmesi, hedeflenen benliktir ancak üzerinde çalışılan benliği etkilemesi maksadıyla beden de olabilir. Atinadaki sportif oyunlar yahut uzak doğu felsefesinde ortaya çıkan “Kama sutra” gibi teknikler bu kapsamdadır.
Eski Yunan felsefesinde Sokrates önemli bir dönüm noktası oldu. Sokrates ile birlikte dünyayı, kainatı inceleyen felsefe insanın üzerine eğildi ve daha iyi bir yaşam nasıl mümkün olabilir sorusu üzerine yoğunlaştı. Böylece “erdem” fikri doğdu.

Sokrates “bildiğim bir şey varsa o da bir şey bilmediğimdir” diyerek ne demek istedi? Burada sahip olduğu bir erdemden bahsediyordu. O erdem neydi?Sokrates’in “önyargıya, büyüklenmeye, böbürlenmeye” karşı duruş sergilediğini görüyorum. Sahiplendiği erdem ”tevazu ve esneklikti”. Zizek’in de sıklıkla ifade ettiği gibi bir olgunun baktığın perspektife göre değişen gerçeklikleri var (yamuk bakmak.)

Değişik düşünce biçimlerine açık olmak, diyaloglar ile farklı bakış açılarını ortaya çıkarmak. Bu da Sokrates’in “merak” erdemini sahiplendiğini gösteriyor.

Sokrates kendisini Atina’nın kıçına yapışmış bir at sineğine benzeterek hangi erdemi sahiplenmiş olabilir?

Rahatsız edici olmanın sonuçların katlanmayı da içerecek şekilde ”farklı olmayı kabullenmek” erdemini olmasın?

Sokrates çok eleştireldi, diyalogları yürüttüğü kişinin düşüncelerindeki çelişkileri farkeder, bunları ortaya serer, başka yargıların mümkünlüğünü gösterir ancak sonunda “yanlış düşünüyorsun ama işin gerçeği şudur aslında” diyerek kendi doğrusu ortaya koymaya kalkmazdı!

“Elimizde verili, nesnel gerçekliklerin olmadığı, herkesin kendi doğrusunu keşfetmesi gerektiği” ise söylemek istediği; insanın kendisi olması, hazır reçetelere itibar etmeyerek kendisini inşa etmesi gerektiği fikri ile ”varoluşsal sorumluluğa sahip çıkma” erdemini dile getirmiş olmalı.

“Sorgulanmayan bir hayat yaşamaya değmez” ifadesi ile insanın kendi üzerine, hayatı üzerine düşünmesinin bir erdem olduğunu ileri sürdü (özbilinçlilik ve içe bakış)

Günümüzde felsefe ve psikoterapi üzerinden benlik teknolojileri pratik uygulama alanları buluyor. Dinsel pratikler de var bu sınıfta değerlendirilme potansiyeli taşıyan. Ancak dinsel pratiklerde düşünce bağımsız değil. Daha iyi bir yaşam, doğaüstü güçlerin kızdırılmamasına, onaylarının kazanılmasına bağlanıyor ki bu bakımdan o konuya hiç girmemek gerekiyor.

Psikoterapi, Sokrates’in yöntemlerinden farklı bir yöntem kullanmıyor. Diyalog var, düşüncelerdeki çelişkileri yakalamak var, önyargılı düşünceleri terketmek var, öz bilinçlilik ve içebakış kavramlarının günlük yaşam pratiklerine dahil edilmesi var, farklılıkların kabulü var, varoluşsal sorumluluğun üzerine alınması var.

Belki bir fark, duygusal izlerin yeniden değerlendirilmesi ve düzeltilmesi. Bir fark, ama önemli bir “teknolojik!” fark.

Print Friendly
Bunlarda ilginizi çekebilir:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>