Kohut ve kendilik psikolojisi

Heinz Kohut

Heinz Kohut, asimile olmuş bir yahudi ailesinin çocuğu olarak 1913 de Viyana’da doğdu. Burada tıp fakültesini bitirdi. 1936 yılında babası lösemi hastalığına yakalanarak öldü. Bu tarihten sonra Kohut Freud’un yakın çevresinde yer alan bir analist olan August Aichhorn ile psikanalitik terapiye başladı.  Hitler rejiminin yahudiler üzerindeki baskısının artması üzerine 1940 yılında önce İngiltere’ye ardından ABD’de Chicago kentine göç etmek durumunda kaldı. Chicago psikanaliz enstitüsünde kendisine önemli bir yer edindi. İlk başlarda geleneksel psikanalize oldukça yakın bir çizgi izleyen Kohut, psikanalizin yetersiz kaldığı alanları gördükçe yeni bir psikolojik gelişim paradigması üzerinde çalışmaya başladı. Psikanalizin temelinde yer alan   “id-ego ve süperego” şeklinde üç parçaya dayalı benlik anlayışına ulaşabilmek için öncelikle benliğin kendisini yeterince değerli ve bütünlüklü hissettiği bir evreden geçmesi gereğine işaret etti. Narsistik gelişim süreci adını verdiği bir süreç sonunda ancak bütünlüklü bir kendiliğin oluşabildiğini ileri sürdü.  Bu süreç boyunca bebek, her şeye kadir olduğunu düşündüğü tüm güçlü narsistik bir evreden adım adım sınırlarını bildiği, kendisini yeterince değerli hissettiği bütünlüklü bir kendiliğe ulaşıyordu. Bu aşamada karşılaştığı engeller değersizlik duyguları ile dolu ve kendi içinde bölünmüş bir kendilik oluşumu ile sonuçlanıyordu. Bölünmüş kendiliğin bir bölümü kendisini değersiz ve zayıf hissederken bir başka bölümü kadir-i mutlak (narsistik)  bir hissiyat içerisinde bulunuyordu. Böylece psikanalizin nevrozları ,  cinsel dürtüler ile ebeveynin koyduğu yasaklar arasında kalan çocuğun yaşadığı  suçluluk duygularına ve cinselliğin baskılanmasına bağlayan klasik psikanalitik teoriden farklı olarak cinsellik ufkunun dışına doğru yönelerek  benlikte hissedilen değersizlik duygularının menşeini araştıran yeni bir psikoloji kuramı ile karşılaşıyorduk. Şimdi Kohut’un kuramına biraz daha yakından bakalım.

Tüm güçlü narsistik evre nedir?

Çocuğun nesne ilişkileri bağlamında ben ile ben olmayan arasındaki ayrımı kuracağı döneme kadar arkaik narsistik bir dönem söz konusudur. Çocuk bu dönemde mutlak anlamda “omnipotent-tüm güçlü” konumdadır. İlişkide bulunduğu “kendilik nesnesine” –ki bu ebeveyni ve çoğu kez annesi veya anne yedeğidir- büyüklenmeci kendiliğinin teşhirci gösterilerini sunar ve kendilik nesnesinin “gözlerinin ışıltısında-gülümseyişinde-dokunuşlarının sıcaklığında” bu kendiliğin kabul edilmesini-onaylanmasını bekler. İdeal nesne-ideal ebeveyn çocuğun narsistik tüm güçlülüğünün bir parçasıdır ve onun sınırsız beklentilerinin nesnesidir. Bu dönem her halükarda geçirilmesi zorunlu olan ve narsisizmin sağlıklı gelişmesi için tayin edici özellikte bir dönem olarak düşünülmektedir.

Benlik sınırlarının ayrılması-dönüştürerek içselleştirme evresi

Doğal gelişim sürecinde tüm güçlü bu evrenin sağlıklı olarak geçilmesi ideal annenin çocuğun zaman zaman hayal kırıklığına uğramasına rağmen büyüklenmeci-teşhirci benliğine yeterince-kafi derecede ayna tutabilmesine bağlıdır. Eğer çocuk bu evreyi anneyi fiziksel olarak kaybetmeden veya annenin kendi ruhsal problemleri veya uğraşları nedeni ile ilgisini kaybetmeden geçirmeyi başarırsa ,yaşadığı hayal kırıklıkları ve gelişen sinir siteminin fonksiyonalitesi çocuğun dış dünyaya ait nesnelerle kendi benlik sınırlarını ayırt edebildiği bir döneme ulaşmasını sağlayacaktır.

Artık sınırlar ayrılmıştır ancak eskisi kadar ideal olmasa da (sınırsız beklentilerin nesnesi olmasa da) ideal anne imagosu ile özdeşim süreci devam etmektedir. Çocuk sağlıklı narsistik gelişim sürecinde anneninbeklediği kadar ideal bir nesne olmadığını tedricen anlayacak kadar şanslıysa başarılı bir narsisistik süreçten geçecek demektir.Bu esnada anne, çocuğun büyüklenmeci-teşhirci kendilik gösterilerini seçici olarak aynalayarak çocuğun annenin değer sistemini “dönüştürerek içselleştirmesine” izin verir. Bu çocuğa ait, başlıca annenin (ve varsa diğer önemli ideal nesne figürlerinin) onayı ile gelişen “düşünce- davranış tarzı repertuarıdır.” Eğer anne çocuk ilişkisi başarılı olmuşsa çocuğun güçlü bir öz saygıya ve kendiliğe ilişik “gurur” erdemine (kibir değil) sahip olduğu görülür.

Narsistik kişilik bozukluğunun patogenezi

Eğer anne aynalama görevini yapamayacak durumdaysa , örneğin fiziksel olarak az bulunuyorsa, hastalık nedeniyle (depresyon-psikoz veya fiziksel rahatsızlıklar) ilişki kurmuyorsa veya eşduyum bozuklukları gösteriyorsa (aynalama görevini yerli yerince yapmıyor veya anne çocuğu kendi narsistik bozukluğu nedeniyle yine kendisinin ruhsal durumuna uyması-senkronize olması için manipüle ediyorsa) çocuk tutarlılık göstermeyen sayısız kendilik çekirdeklerini birleştirip “saygı ve gurura” sahip özgün-tek bir kendilik oluşturmayı başaramaz. İdeal ebeveyn imagosu ile uygun temas kesintiye uğradığında gelişim süreci de kesintiye uğrar ve bu noktada saplanma (fiksasyon) oluşur. Böyle bir ideal ebeveyn imagosu arkaik -tüm güçlü özellikler gösterir ve yatırılan narsisistik libido ile düzensiz kendilik çekirdeklerini bir arada tutan tutkal görevi görür. Narsistik kişilik bozukluğunda ideal ebeveyn imagosunun yerini tutacak nesne arayışı ömür boyunca sürebilir.

Sonuçta ortaya çıkan kendisini giderilemeyen bir “boşluk-eksiklik hissi” ile tanımlayan kendiliktir. Zaman ve uzayda fiziksel ve psişik parçaların bütünlüğü kurulamaz. Dönüştürmeli içselleştirme ile olgunlaşamayan ve ancak bastırılabilen “büyüklenmeci kendiliğin” teşhirci gösterilerinin yüzeye yükselme tehdidi narsisistik bir gerilim halinde hissedilir. Bu etkinlik sosyal hayatta tehlikeli olabileceği için utanç tehdidine yol açar. Büyüklenmeci çabalar ego güdümünde rasyonel amaçlara yönlendirilemeye çalışılabilir.Kısmen başarılı da olabilir bu çabalar. Ancak hiçbir zaman elde edilen başarı yeterli olmayacak vebaşarının sınırlı insani etkinliğin bir ürünü olması fikri kabul edilemeyecektir. Böylece bastırılmış-bilinçdışı sınır tanımayan başarı düşlemleri ile dolu belirsiz bir gelecek tahayyül edilir.

Büyüklenmeci düşlemler ve rüyalar

Bu tür büyülenmeci impulslar gerçeklik denetiminin kaybolduğu “düş” esnasında “uçma” ve “zihin yoluyla nesnelerin kontrolü” gibi üstün güçlere sahip olunan rüyalarda kendisini gösterir.Gündüz düşlerinde de benzer bir etkinliğe şahit olunur..

Yakın zamanda on yedi yaşlarında meslek lisesi son sınıfında “kalıpçılık” üzerine staj yapan bir hastam uyumsuzluk ve işe ilgisinin olmaması nedeniyle öğretmeni tarafından gönderilmişti.Konuştuğumuzda bu işin kendisine hitap etmediğini söyledi.İş yerlerinin makinelerle dolu olduğundan,çalışma arkadaşlarının-diğer işçilerin kaba yapılarından, kendi aralarında küfürlü konuşmalarından şikayet ediyordu. Duraklayarak ,utangaç bir tavırla ancak zekice cümleler kurarak konuştu.Kendisinin yaşayıp yaşamadığından emin olamadığını söyledi (kendiliğin zaman ve uzayda bütünleşmiş varlığının hissedilememesi) ve çok unutkan olduğunu-günün hangi saatinde bulunduğunu kaçırdığını (zamansal süreklilikte eksiklik) iletti.Gelecekte ne yapmak istediği ile ilgili bir fikri yoktu ancak stajı bitirerek lise eğitimini tamamlamak arzusundaydı.Kalıpçılığı bir yana bırakırsak hangi mesleklerin kendisine daha uygun olabileceğini araştırdık.Devlet memuru olabileceğini söyledi.Devlet memurluğunun tek başına bir meslek olamayacağını belirterek,kendisine daha özgül bir makam seçmesini bekledim.Aldığım yanıt şaşırtıcıydı.Belediye reisliği ve ya valilik görevleri kendisine uygundu!Genç hastam sosyal olarak tecrit olmuştu ve öz güveni çok düşüktü.Yakınındaki herhangi bir kimse sırf kendisi olmadığı için kendisinden üstün görünüyordu.Ancak büyüklenmeci benliğinin görkem-ihtişam düşlemleri özgüven eksikliğinin yanında tablonun teşhis edilebilmesi için gerekli ipuçlarını veriyordu.

Narsistik kendilik çekirdekleri

Çocuğun kendiliği narsistik sürecin başlarında “narsistik kendilik çekirdeklerinden” oluşmuştur. Zihinsel ve bedensel işlevler birbirilerinden yalıtılmış haldedirler. Anne ise çocuğun “büyüklenmeci-teşhirci” gösterilerini yönelttiği “kendilik nesnesi” konumundadır. Bu otoerotik dönem enasında ,empatik bir annenin annenin aynalayıcı görevi başarıyla yerin getirmesi çocuğun kendilik çekirdeklerinin bütünleşmesine ,zaman da sürekliliğe ve uzayda bütünlüğe sahip bir kendilik deneyimi yaşayabilmesini olanaklı kılar.

Print Friendly
Bunlarda ilginizi çekebilir:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>