Edmund Husserl (1859-1938)

Edmund Husserl (1859-1938)

Edmund Husserl, “fenomenoloji” felsefesinin kurucusudur. 1916-1928 yılları arası Alman Freiberg üniversitesi felsefe kürsüsünün başında bulunmuştur. Döneminin ürün veren ünlü felsefecilerinden farklı olarak (Marx, Engels,  Feuerbach) akademik yönü de bulunan bir filozoftur. 19. yüzyıl ortalarından itibaren doğa bilimleri karşısında felsefe biliminin alanı sınırlanmaya başlamıştı. Ampirizm ve pozitivizm akımları üniversite çevrelerinde yaygın kabul görüyordu. Husserl, çalışmaları ile felsefenin doğa bilimlerinden farklı , nesnelerden oluşan bir “varlık alanı” olduğunu ortaya koymaya ve bu suretle felsefeyi bağımsız bir disiplin olarak ayakta tutmaya çalıştı. Nesneleri doğa bilimlerinden farklı olarak,duyu verilerinden bağımsız salt bilince ait olgular olarak ele aldığı ve nesnelerin “ ”özlerine” ait bilgiyi ele geçirmeye çalıştığı felsefesine “fenomenoloji”, bu özlere de fenomen denmektedir.

Fenomenoloji, nesnelerin bizim algı dünyamız dışında “nesnel bir gerçekliğe” sahip olup olmadığı ile ilgilenmez. Ampirik olarak bilince verili nesneyi alır ve naif bir realizm duygusu ile kayıtsız şartsız kabul eder.Bu anlamda fenomenoloji pozitivizm ve ampirizm akımlarına oldukça benzer. İki akımdan farkı ise Husserl’in fenomenolojik yönteminin nesnelerin “özlerine” akıl yoluyla ulaşmak istemesinde yatar. Diğer bir farkı ise pozitivizmin/ampirizmin maddi dünyayı yöneten doğa yasaları ile ilgili kabullerini yadsıması ve nesnelerin bilinçteki varlıklarını -birbirleriyle ilişkileri bağlamında olmayan- “rastlantı kategorisi” içinde ele almasıdır.

Doğa yasalarının yadsınması neye dayanır? Husserl, doğa yasaları denilenlerin belirli koşullar içerisinde nesneler arası ilişkileri açıkladığını, bu koşullar değiştiğinde aralarındaki ilişkinin de değiştiğini ifade etmiştir. Öz ise fiziksel dünyanın koşullarından münezzeh olsa gerektir. O yüzden fenomenoloji nesneleri doğa yasalarına ve diğer nesnelerle olan ilişkilerine bakmadan tek tek, “bilinçteki tikel varlıkları itibarıyla” ele alır ve inceler.

Fenomenolojik yöntem nedir?

Husserl bilincin her zaman niyetli bir şekilde “bir şeye yöneltilmiş bilinç” olduğunu söylemiştir. Fenomenolojik yöntem önce bilinçte bulunan nesnenin “verili” bir nesne olduğunu yani gerçek dünyadaki varlığı ne denli tartışmalı olsa da bilinçteki varlığının tartışmasız bir gerçek olarak ortada olduğunu kabul eder.

Bu ön kabul sonrasındaki ikinci aşamada “fenomenolojik indirgeme yöntemi” ile nesnenin duysal algılarımızdan ileri gelen somut nitelikleri, diğer nesnelerle ilişkileri “parantez içine alınarak” fiili olarak dıştalanır. Daha geniş kapsamlı bir indirgeme ile nesne kültürel anlamından (töresel,bilimsel,sanatsal,dinsel ,hukuki vb.) soyutlanır.

Üçüncü aşamada özne de benliğini paranteze alarak ; nesne ile aynı dünyayı paylaşan öznelliğini tüm önyargılarını, değerlendirmelerini askıya alır. “Eidetik yöntem” (eidos: salt öz) denilen bu yöntem ile sonuçta nesnelerin bilinçteki “ide” lerine, (aşkın ve içkin) salt özlerine ulaşılmış olur. Fenomenolojik yöntem Descartes’in cogito’sunun pratiğine benzer bir yol izler ancak amacı akıl yoluyla “nesnelerin gerçekliğini örten perdeyi kaldırmak/hakikati ortaya çıkarmak” değil sadece “bilince yansıyan nesnelere ait özsel bilgiyi elde etmek” şeklinde farklılaşmıştır.

Print Friendly
Bunlarda ilginizi çekebilir:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>