Sosyal medyada “felsefesever” güruh ne yapmak istiyor?

Felsefe forumlarına gönderilen mesajlara, sosyal paylaşım sitelerindeki felsefe etiketli iletilere baktığımda insanların felsefece düşünmekten ne anladığına dair şöylesi bir görüş sahibi olmaya başladım.

Öncelikle bu insanların çoğu; felsefe ile edebiyatı , eleştirel ve özgür düşünebilme ile özlü-güzel sözler okuyup paylaşmayı  birbirine karıştırıyorlar sanıyorum…  Aforizmalardan hoşlanıyorlar. Tumturaklı, kallavi  kelamın kulakta bıraktığı “bakın, önemli şeyler söyleniyor”  hissine fazla bel bağlıyorlar.  Okudukları metinlerde “bütünsel anlama” ,”fikirler arası göndermelere” ,”konuya dair tez -antitezlerin yarıştırılmasına ” değil,  metnin içinden cımbızla çekilen sözce dizilerinin kenardan köşeden  dahi olsa kendi hislerine tercüman olma kabiliyetine tav oluyorlar..

Hayatı aforizmlarla idrak edebileceklerine , henüz kendileri gibi dünyayı idrak edemeyenlere Niçeden bir aforizma patlatıp çalım satabileceklerine inanıyorlar ne yazık ki..

Marx’ın fikirlerinden ne anladığı belli değilken söz konusu düşünürün kadın hakları konusundaki bir kelamından alıntı yapan var mesela..  ”Ünlü düşünür!” Marx’ın  felsefi imajından faydalanıp kadın hakları mevzusunda kendi durduğu yerin haklılığına işaret etmek istiyor belli ki..

Ya da Niçenin üstinsanını kendisi ile özdeşleştirip , beraberce çıktıkları gökdelenin yüzellinci katından aşağı bakıpta gördüğü karıncavari insan sürüsüne ve de ahlakına  küçümseyici sözler ile yaklaşan alıntıları paylaşanlar var.

Kant’ın meşhur “sapere aude” (aklını kullan) sözüne  takanlar var mesela , aydınlanmanın yüceliğini kanıtlamak üzere ikide bir alıntılayanlar.  Kant’la ilgili başka bir şey okumuyor , fikirlerini zihinlerinde tartmaya lüzum görmüyorlar, ya ne yapıyorlar? Sanki koca Kant memleketin ulusalcı gazetelerinden birinde köşe yazarıymış ve aydınlanma üzerine methiyeler düzmekle meşgulmuş gibi  ”aklını kullan” sözünden çıkıp kendi dünya görüşlerine dayanak aramaya çalışıyorlar..

Oysa felsefe tartışma konusu meseleleri parça-pinçik, kıyısından köşesinden eşeleyerek incelemeye tevessül etmeyen, kategorik biçimde  ele alan düşünme sanatıdır bir kere…

Okuduğun düşünürün, yazarın  bütünlüklü  fikrini, söylemini önce idrak etmen lazım ki sonra kimi konularda ettiği sözlere anlam veresin. Metni anlamakla da  bitmez iş, onu tez-antitez bağlamından diğer  metinler ile karşı karşıya koyabilmelisin.  Sözgelimi, Marx üzerine okuyorsan zihninin bir yanı Marx’ın fikirlerini,  diğer yanı liberal ekonomik tezleri seslendirecek , ikisini alıp karşılıklı konuşturacaksın. O ne der, bu ne der, hangisinin fikri akla daha yatkındır  filan diye düşünürken o anki seviyen itibarı ile doğru-yanlış bir görüşe ulaşacaksın. Bu görüş zamanın testinden geçecek, okuduğun başka metinlerin gölgesinde yeniden değerlendirilecek, tartışılacak . Böylece zamanla fikirler yerleşecek, idrak düzeyi yükselecek…Kuşkusuz sabır ve emek gerek. Sosyal paylaşım sitelerinde hiç olmayan şey yani.

Felsefece düşünmeye çalışanların kapıldığı İkinci bir yanlış , bütün meselenin oturup kendi kendine,derin derin düşünmek olduğunu zannetmektir.

Açıp beni etkileyecek bir şey okumayayım, düşünürleri, düşünceleri öğrenmeyeyim amaaaa  kendi kendime sorular sorup buna yine kendim cevaplar bulayım (uydurayım) diye düşünenler var, hayretle müşahade ediyorum. Diyor ki mesela, “…efendim o düşünürler eski zamanlara ait, onların koşulları farklı idi, oysa ben bu günün şartlarına göre düşünüyorum, demek ki teşhisi koyup, sorunlarımı kendim çözebilirim. Bu mantıkla hareket edip felsefi monolog geliştirenler var..

Bir alt grup da “yargılama karşıtı” diyebileceğim düşünür (!) grubu. Ben okuyayım, onu da okuyayım, bunu da;  ama şu görüşe takılıp kalmayayım,  ben “şucuyum” demeyeyim, aman hiç bir görüşü, kimseleri yargılamayayım. Düşünceleri yargılamamak , kategorilere sokmamak lazım. Halbuki bu düşünce izleğini takip edenler bilmiyorlar ki sosyal bilimler meselelere kategorik yaklaşır. Bir içeriği alıp bir yere, zamana, fikir ağacının bir dalına etiketlemezsen kargaşada  kaybolur gider. Bir fikre karşı önyargılı olmakla bir içeriğin başlığa iliştirilmesi aynı şey değildir. Önyargı, başka türlü düşünmeye kapalı olmak, özeleştiriden kaçınmaktır. Oysa kategorik düşünme önyargılı düşünme olmayıp  aksine özeleştiriye,yeniden değerlendirmeye her zaman açıktır.

Print Friendly
Bunlarda ilginizi çekebilir:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>