Jean Baudrillard-2

Jean Baudrillard

Postmodernizmin bir diğer önemli temsilcisi ise kendisini “kuramsal düzeyde bir teorist ve nihilist” olarak tanımlayan Baudrillard’dır. Herhangi bir yöntem kullanmadığını, yöntemsizliğin bir yöntem olduğunu, dilbilimin en iyi yönteme sahip olduğunu kabul eden Baudrillard (1988) ,tıpkı Fransız postmodernist meslektaşı Lyotard gibi eski Marksistlerdendir. Ancak Marxizmi aşama aşama alağaşı etmiş “dönek Marksistler” kervanına katılarak postmodernist görüşlere yönelmiştir.

Baudrillard’ın postmodernizme ilşkin en önemli yapıtları “sessiz yığınların gölgesinde ya da toplumsalın sonu” (1978) “Simülasyonlar (1981)” ve “Kötülüğün Şeffaflığı” (1990)’dır. Baudrillard’ın postmodernizme ilişkin vurgu ve argümanlarına geçmeden önce onun daha önceki çalışmalarında neyi ortaya koymak istediğine ilişkin birkaç saptama yapmaya çalışalım.

Baudrillard ilk çalışmalarından biri olan nesneler dizgesi (1968)’nde ,Neo-Marxist bir perspektiften, sosyo ekonomik düzenin başlıca unsuru olan tüketim olanağını araştırır.Sarup’un da dediği gibi bir sınıflandırma dizgesi oluşturan tüketim nesnelerinin davranışın şekillenmesi üzerine etkilerinin olduğunu ileri sürer.


Baudrillard, “Tüketim toplumu” (1970) adlı yapıtında , tüketici nesnelerinin halktan apayrı bir göstergeler dizgesi oluşturduğunu ileri sürer. Bu sıralarda hala Marksisttir. Baudrillard, “Belirtinin Ekonomi Politiğinin Eleştirisi İçin (1972)” adlı yapıtında yavaş yavaş Marksizmden kopuşunun sinyallerini verir. Bu yapıtında , özellikle Larrain’de belirttiği gibi; Marks’ın ideoloji teorisini ve Marksist yaklaşım içindeki kullanım değerinin konumunu eleştirir ve artık o Marksizmin bir eleştiricisi olarak kendisinin kabul ettirmeye başlar. Baudrillard Marksist kuramın merkezinde olması gereken geleneksel çiftlere karşı çıkar: “özne/nesne”, “altyapı/üstyapı” , “sömürü/yabancılaşma”

Baudrillard’ın Marks ve Marksizmi eleştirisi “Üretim aynası” (1975) adlı yapıtında en yüksek noktasına çıkar.Bu yapıt,Baudrillard’ın Marks’ın ekonomik indirgemeciliğinden kendisini uzak tutma isteminin ve Marksist kuramın dili, göstergeleri ve iletişimi kavramsallaştırma yetisini içersinde taşımadığının açık bir belirtisidir. Bu yapıtta Marksizm kapitalizmin en yüksek haklılandırılış formu olarak ele alınır.

Baudrillard’ın Marksizmden uzaklaşmasına 1960’lı yıllarda dünyada meydana gelen oluşumlar, kapitalizmin pratiği ve Marksizmin bekleneni verememesi yönündeki eğilimler etkili olmuştur ve Baudrillard, Kellner’in belirttiği gibi, Marksizmden postmodernizme yönelmiştir.

Baudrillard’a göre modernlik eksenli uygarlıklar (modern uygarlıklar) her düzeyde pazarın evrenselleşmesi görünümü altında bir yayılma ve patlama, hukukun ve elde edilen başarıların evrenselleşmesi adı altında ekonomik ve felsefi değerler üstüne inşa edilmiştir. Hiç kuşkusuz ki bu uygarlıklar en azından belli bir süre bir patlama ya da kontrol edilebilen ve aşama yanlısı bir enerjinin özgürleştirilmesini yaşamışlardır. “Bu dönemi onların kültürlerinin altın çağı olarak adlandırabiliriz.” Ancak Baudrillard’a göre belli bir hızlandırma ve zorlama sürecine göre bu patlama süreci kontrol edilemeyecek bir duruma gelmiş ve ölümcül bir hız ve genleşme seviyesine çıkmıştır. Daha doğrusu evrenselin sınırlarına ulaşmış ve yayılabileceği alanları tüketerek,krizlerin gündeme gelmesine neden olmuştur. Bu durumu Baudrillard kötülüğün şeffaflığı adlı yapıtında şu çarpıcı sözlerle dile getirir.Moden toplumların içinde bulunduğu durumu nitelemek gerekseydi bir orji sonrası hali derdim.Orji tam da modernliğin patladığı andır: Politik özgürleşme,cinsel özgürleşme, üretici güçlerin özgürleşmesi, yıkıcı güçlerin özgürleşmesi, kadının, çocuğun, bilinçdışı itkilerin özgürleşmesi. Bu tam bir orjidir;gerçeğin, ussalın, cinselin, eleştirel ve karşı eleştirelin, büyümenin ve büyüme krizinin orjisidir.

Tüm bunlarla birlikte “ötekini keşfetme,araştırma ve icat orjisi (farklılık orjisi)” yaşıyoruz. Diyen Baudrillard’ın anlatısı sanayi kapitalizminin egemenliğindeki modernlik çağının sona ermesi, taklitler, hipergerçeklik, şiddetli bir patlamayla içe çöküş ve yeni teknoloji,kültür ve toplum şekilleri tarafından oluşturulan post endüstriyel postmodernizm çağıyla ilgilidir.

Baudrillard’a göre sanayi üretiminin öne plana çıktığı burjuva sınıfı dönemi olan modernlik, mekanikleşme, teknoloji ve piyasayla nitelenirken, postmodernizm tüm sınırların, alanların, yüksek ve aşağı kültür, görüş ve gerçeklik arasındaki ayrımların ve geleneksel felsefe ile sosyal teorilerin barındırdıkları tüm diğer çift değişkenli karşıtlıkların “şiddetli bir infilakla içe dönüşünün mevzisi” olmaktadır. Baudrillard’a göre bu durum, önceki sosyal teorinin tüm olumluluklarının büyük göndergelerinin, sonulluluklarının bittiğini gösterir. Yani anlamın, tarihin, iktidarın, gerçeğin ve toplumsalın sonu gelmiştir artık. Böylece Baudrillard’cı anlamda modernlik; yaşam alanlarının giderek artan farklılaşması ve buna eşlik eden sosyal parçalanma ve yabancılaşma süreci ile nitelendirilirken, postmodernizm farklılaşmanın giderilmesi ve buna eşlik eden şiddetli bir patlama ile içe dönük çöküş süreci olarak yorumlanabilir.

Yukarıda vurgulananlara ilaveten Baudrillard, modernliği “…görüşlerin radikal yıkılışı,dünyanın büyüsünün çözülerek,yorum ve tarihin şiddetine terk edilmesi” olarak betimler. Baudrillard’a göre modernlik Marx ve Freud’un çağıydı; siyaset,kültür ve toplumsal yaşamın ekonominin gölge fenomenleri olarak yorumlandıkları ya da her şeyin arzu ya da bilinçdışı bazında yorumlandığı çağdı.Modernliğin “devrimi” tarihin,ekonominin ya da arzunun diyalektiğinin güvenli palamarı ile sağlanmış bir anlam devrimiydi. Baudrillard bu evreni küçümser ve “…ikinci devrimin,yani daha önceki görünüşlerin yıkılışına eşit bir anlam yıkılışı süreci olan yirminci yüzyılın postmodernite devriminin” bir parçası olduğunu savunur.”Anlamla yaşayan anlamla ölür” Bu bağlamda Baudrillard’a göre “Postmodern dünya anlamdan yoksundur;postmodernite teorilerin boşlukta süründükleri,güvenli bir limana demirlemedikleri bir nihilizm evrenidir.

Baudrillard’a göre anlamın ve modernliğin tüm göndergelerinin ve sonulluklarının yıkılışından sonra, postmodernizm boşluk ve acıya verilen bir yanıt olarak betimlenir.Bu çerçevede Baudrillard’a göre “Bu yanıt geçmiş tüm kültürlerin,yıkılan her şeyin,neşeyle yıkılan ve yaşayabilmek için,varkalabilmek için üzüntü içinde yeniden inşa edilen her şeyin geri getirilmeye çalışıldığı geçmiş bir kültürün restorasyonuna yöneliktir….Artık yapılacak şey parçalarla oynamaktan ibarettir.Parçalarla oynamak işte bu postmoderndir.”

Diğer taraftan Baudrillard’a göre modern sanayi toplumunun anahtarı üretimken postmodern toplumda “gerçek”i önceleyen modeller olarak “taklitler” toplumsal düzene egemen olmaya ve toplumu “hipergerçeklik olarak oluşturmaya başlar” Bu bağlamda, Baudrillard’a göre gerçeğin tanımı şudur: “..Gerçek ,eşdeğerli bir yeniden üretimi mümkün olandır.-gerçek yalnızca yeniden üretilebilir olan değildir,her zaman yeniden üretilmiş olandır,hipergerçekliktir.

Baudrillard’a göre ,hiçbir şey gerçekten yansımıyor,gerçeklik diye bir şey yok,bir simülasyon durumundayız.Eşdeyişle Baudrillard bize içinde yaşadığımız dünyanın bir simülasyon dünyası olduğunu söylemektedir.Ancak Baudrillard içinde yaşadığımız çağın adını koymada zaman zaman zorluk çekmektedir.Bu konuda sessiz yığınların gölgesinde Ya da toplumsalın sonu” adlı yapıtında şöyle demektedir.

Baudrillard der ki: “Hem Marksist hem de kapitalist sorunsal aşılabilir gibi görünüyor…Çünkü bu ikisini de aşan bir şeyler oldu ve her ikisi de onun yanında marjinal akldılar.Beni asıl ilgilendiren şey de zaten bu yeni değişiklik oldu.Onu nasıl adlandırabiliriz bilmiyorum…Postmodern mi,simülasyon mu nasıl adlandırılacağı da önemli değil benim için”

Baudrillard “Game with Vestiges” adlı makalesinde postmodernizmin yıkıntıdan (modernliğin harabelerinden) arta kalanlarla oynanan bir oyun olduğunu vurgular.Ona göre tarih durdu,anlamı olmayan bir tür tarih-sonrasındayız,tüm tanımlar her şey bitti.En önemlisi toplumsalın sonu geldi.Baudrillard yukarıda anılan yapıtında,toplumsalın bittiğini, toplumsalın anonimleştiğini, toplumsalın kitleler olduğunu, politikanın çöktüğünü vurgular.

Baudrillard’a göre artık toplumsalın enerjisi azalmakta,özgünlüğü elden gitmekte,tarihsel niteliği ve idealliği buharlaşıp kaybolmakta ve anonimleşmektedir. Baudrillard’ın deyişiyle “o artık KİTLEDİR. KİTLELERDİR” Baudrillard’a göre postmodern çağda kitleler ise gerçeklerden ziyade sadece gösteriyle ilgilenmektedirler. Bu bağlamda Baudrillard şöyle demektedir:

Baudrillard:

“Onlar anlam yerine gösteri istemektedirler.Hiç bir çaba onları içeriklerin ya da kodun ciddiyetine inandırmada yeterince inandırıcı olmamıştır. Gösterge isteyen insanlara mesaj verilmeye çalışılmaktadır.Oysa onlar içinde bir gösteri olması koşulu ile tüm içeriklere tapmaktadırlar. Yadsıdıkları şey anlamın diyalektiğidir.”

Öyle görünüyor ki, Baudrillard’a göre kitleleri kayıtsız sessiz bir çoğunluk haline getiren başlıca güç enformasyon ve medyanın çoğalmasıdır.

Sonuç olarak diyebilriz ki, audrillard’a göre modern toplumlarda üretim ile tüketim arasındaki ilişki postmodern toplumda kopmuştur. Artık yepyeni bir dönem yani postmodern dönem başlamıştır. “Bundan böyle ne üretim ne tüketim vardır” Bu sürecin tersine döndürülmesi/alaşağı edilmesiyle birlikte simülasyon dönemi kurulmuştur. Bu simülasyon döneminde toplumsal iflas etmiş “..Üretimin gereklerinin yerine örnekçeler, kodlar, taklitçeler ve “taklit” üstgerçekliği geçmiş (Sarup) “her şey yalnızca imge ve hipergerçeklik”e dönüşmüş, anlam zedelenmiş, kesinlikler kaybolmuş, belirlenme ölmüş, gerçeklikler yerine onların suretleri egemen olmaya başlamıştır.

Kaynak:Postmodernizm dedikleri-Sezgin Kızılçelik

Print Friendly
Bunlarda ilginizi çekebilir:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>