Sıcak para hareketleri ve kapitalizm

Borsa, tahvil alım satımı ve banka kredileri gibi finasal enstrümanlar sıradan insanın günlük hayatına girmeden , bu günkü kadar etkilemeden önce; kimilerince kapitalizm, şirketlerin “kar” için çalıştığı, çalışırken “piyasanın görünmez eli sayesinde” ihtiyaç olunan mal ve hizmetleri karşıladığı, hem bugünü hem de yarını kurtaran-kurtaracak olan bir insanlık mucizesi sayılmaktaydı.

Artı değer sömürüsü globalleşen dünya ile birlikte globalleşti ve sermaye görülmedik ölçülerde birikti.

Bu birikim endüstriyel yatırıma her zaman dönüşmedi. Tahmin etmekte güçlük çektiğim ancak önemli bir meblağ olduğunu zannettiğim bir miktarı “endüstriyel yatırım yapan şirketlere” oynanan “borsa bahislerine”, devletlere yapılan “tahvil yatırımlarına”, “mortgage kredilerine” yapılan “türev” denilen yatırım araçlarına yöneldi. Buralardan elde ettiği faiz ile artı değer üretmeden ama toplam artı değer havuzundan pay alarak semirdi.

İstanbul caddelerini çevreleyen Bılboardlarda bir bankanın reklam afişi var. Tanıdık bir tiyatrocu genç bir bankacının omzuna elini koynuş, gülümeyerek yldan geçenlere bakıyorlar. Remisn altında bankanın ismi ile “Herkese bir finansçı lazım” yazmakta.

Cep telefonlarına neredeyse rastgele atılan banka mesajlarında, “filanca banka şubesinde şu miktarda ihtiyaç krediniz hazır, şubemize gelerek hemen çekebilirsiniz” yazıyor.

Sermaye sanayi ve hizmet yatırımına dönüşmediğinde artı değer üretmeye devam etmez. Ama büyümeye devam eder.

Nasıl?

Artı değeri üretenlerin yani emekçilerin bütçelerine sızarak, pay çalarak büyür. Bütçelerini aşan ürünleri geleceklerini ipotek ederek alan emekçi kesim bunun faizini de bankalara yani finans kapitale faiz olarak öder.

Bunun ismi “ipotekçilik”tir. Kredi kartına ve ihtiyaç kredilerine başvuranlar maaşlarını, sahip oldukları eşyayı, gayrı menkullerini ipotek etmekteler. Geçmişte nadiren başvurulan bu yol günümüzde başvurulmadığı zaman tuhaf karşılanacak geçerlilikte bir yol oldu.

Dikkat edilirse emekçi kesimin mal varlığında kredi yolu ile yaratılan genişleme kendi bütçesindeki artışa değil geleceğe yansıtılmış gelir beklentisine dayanmakta.

Yani kapitalist kalkınma-gelişme süreçlerinde emekçi kesimin gelir artışı tüketim ürünlerini satın alma gücünde kısıtlı artış dışında artmıyor.

    Oysa pek çok yaşam kalitesi kategorisinde yerinde sayma hatta egriye gitme söz konusu

  • Hayatını garantiye alma yolunda bir artış yok.
  • Mesela emeklilik gelirleri artmıyor,
  • emekli olma süresi de kısalmıyor.
  • Gayrı menkul gibi refah artışı hanesine yazılacak satın alım gücü artışı yine yok.
  • Aksine çocukların eğitim masrafları, elektrik-su-yakıt-ulaşım gibi zorunlu harcamalar bütçe içinde belki eskisinden daha fazla yekün tutuyor.
  • İşsizlik oranlarında ciddi azalma yok
  • Teknoloji öncesi döneme oranla yapılan işten duyulan memnuniyet, anlamlı bir iş yapıldığına dair inançta artış yok

Yani tüketim ürünlerini satın alma gücünde ve teknoloji-bilişim devriminin getirdiği hizmetlerden yararlanma oranında artıştan başka ciddi bir yarar görünmüyor.

Hatta ulusal devletlerin bütçe durumları da iyi gözükmüyor. Bir çok gelişmiş ülkenin büyük bütçe açığı ve her ay ödemek zorunda olduğu ciddi faiz giderleri var. Bu giderler yüzünden temel ihtiyaçlara zengin fakir ayrımı gözetmeksizin yansıyan dolaylı vergiler salınmış, salınmakta.

Buna karşın ilerleme esasen sermaye ve finans boyutlarında görülüyor. Bu kategorilerde ciddi bir artış,şişme var.

Yani insanlığın ürettiği artı değer, ona refah artışı şeklinde geri dönmekten çok uluslararası alanda dolaşıp halkları borçlandırma sureti ile kendisine daha da fazla kazanç arayan finansal güce dönüyor.

Emekçilerin ürettiği artı değer havuzundan hem devletlerin finans kesimine olan iç-dış borçlanmalarının faizleri ödeniyor hem de emekçilerin geleceklerini ipotek ederek finans kesiminden aldıkları kredilerin faizleri.

İnsanların daha az çalışıp daha kolay emekli olması, hayatlarını garantiye almaları mümkün değil. Bu kapitalizmin ruhuna aykırı.

Kapitalizmin arzusu ona her zaman ihtiyaç duyacak açlıkta emekçi kesimlerin varlığıdır.

Bu yüzden kapitalizm ona teknoloji ürünü giderek daha ucuza ürettiği oyuncaklar verip eğlendirir. Ancak sırtından sopayı karnından sıpayı eksik etmez! Sopa her zaman yaşanılacak işssizlik tehdidi , sıpa ise emekçi kesimin sistem içinde eksilmemesini, yeniden üretimini garantiye alacak “üç çocuk”tur.

Print Friendly
Bunlarda ilginizi çekebilir:

3 Responses to Sıcak para hareketleri ve kapitalizm

  1. Oxfam’ın yaptığı bir araştırmaya göre dünyadaki en zengin 85 kişinin serveti, en fakir 3.5 milyar insanın toplam mal varlığına denk geliyor. Dünya nüfusunun yaklaşık 7 milyar olduğu göz önüne alındığında, 85 kişinin toplam mal varlığı dünya nüfusunun yarısına bedel. Araştırma sonucu hazırlanan rapora göre, 2013 yılında dünya 2013 yeni milyarder kazandı. Dünyadaki 1426 milyarderin toplam varlığı ise 5.4 trilyon dolar ediyor.

    YÜZDE 1’DE 110 TRİLYON DOLAR VAR

    Rapora göre dünyanın en zengin yüzde 1′lik kesiminin elinde 110 trilyon dolar bulunuyor. Bu miktar, dünyanın yüzde 50′lik kısmını oluşturan insanların elindeki toplam varlığın 65 katına denk geliyor. Oxfam’ın raporunda, “İnsanlar ileriye doğru birlikte hareket etmek yerine ekonomik ve siyasi güç bakımından gitgide ayrışıyor. Bu da toplumsal gerilimi artırırken toplumsal çöküş riskini de yükseltiyor” denildi.

  2. yazılar çok güzel tşk..bunları beğenip paylaşmamız mümkünmü..sosyal paylaşım sitelerinde

  3. yorumlar güzel tşk

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>