Antonio Gramsci

Gramsci, Antonio (1891-1937)

Yoksullaşmış Sardinya Adası’nın alt orta sınıf bir ana babasından dogan Gramsci, 1911 yılında Torino Üniversitesi’nde bir burs kazandı. Orada, ltalyan idealist filozof Benedetto Croce’den etkilendi. Torino işçi sınıfı hareketinin derin tesiri altında kalan Gramsci, 1913 yılında İtalyan Sosyalist Partisi’ne (PSI) katıldı ve sosyalist gazetelere yazılar yazmaya başladı. Geri bırakılmış köylü kültürü ile endüstriyel kent tecrübesine sahip olması, İtalya’da sosyalist bir “devrimin, ulusal-popüler bir perspektifi ve işçi sınıfı ile köylülük arasında bir ittifakı gerektirdigine ilişkin görüşünü etkiledi. Işçi sınıfının toplu çıkarının ötesine geçmesi gerektigi düşüncesi ve kültür ile ideolojinin siyasal rolü, onun çalışmasında degişmeyen bir tema olarak kalacaktı. Gramsci Ekim Devrimi’ni, Marx’ın Kapital’inin, devrimin kapitalist üretim güçlerinin tam olarak gelişmesini beklemesi gerektigini öne sürebilen her çeşit yorumunu hükümsüz kılmasından; ve seçkinler yerine toplum kitlesi tarafından gerçekleştirilen bir toplumsal degişme örnegi olmasından dolayı selamlamıştı.

Toplumun sosyalist dönüştürülmesi, onun çalışması boyunca, demokratik denetimin genişlemesi olarak tanımlanmıştır.

1919 yılında Gramsci, hızlı bir biçimde degişmekte olan fabrika konseyi hareketine bir ses saglayarak Rus devriminden çıkartılan dersleri ıtalyan baglamına tercüme etmek amacıyla, yeni Torino sosyalist haftalık dergisi O. Nuovo’nun kurulmasına yardım etti. Üretici alanın yeni bir uygarlık için temel saglayabilecegine ilişkin Sorel’in fikrinden etkilenen Gramsci, fabrika konseylerinin, işçi sınıfını birleştirmeye yardım ettigini; işçilerin üretici ve toplumsal sistem içindeki yerlerini anlamalanna; ve burjuvazinin artık üretici güçlerin gelişmesini garanti edemedigi bir dönemde, yeni bir toplum ve yeni bir devlet tipinin yaratılması için gerekli becerilerin geliştirilmesine imkan verdigini yazdı. Eski toplumu yıkmanın ve işçi sınıfının iktidannı sürdürmenin tek yolu, yeni bir düzen inşa etmeye başlamaktı. Böylece; Gramsci’nin HEGEMONYA kavramının kökleri bu dönemde bulunabilir. (Buci-Glucksmann, 1979). Işçi sınıfının yeni kurumlannın içinde bulunduğu bağlam, kişisel girişimcinin rolünün gerilemesi, bankalar ve devlet tarafından yapılan yatırımın artması ve siyasal, toplumsal ve ekonomik alanlar arasındaki bu ilişkinin degişmesi sonucu ortaya çıkan liberal demokrasinin kriziydi. 1920-1921 yıllarındaki faşist saldırı Gramsci’yi, büyük toprak sahipleri, endüstriyel burjuvazinin bazı kesimleri ve devlet makinesindeki bazı unsurlar tarafından araç olarak kullanılan küçük burjuvazinin krizden etkilenmeyen kesimlerindeki faşist kitle tabanını çözümlerneye yöneltti. Faşizmin ıtalyan devleti için yeni bir birleşme temeli saglayacagını yazan Gramsci, her ne kadar yeni rejimin kırılganlıgını abartmış olsa da, bir hükümet darbesi (coup d’etat) olacagını öngördü.

1921 yılı Ocak ayında Gramsci, ıtalyan Komünist Partisi’nin (PCl) kurulmasına yardım etti. 1922 ile 1924 yıllan arasında Moskova ve Viyana’da, Sovyetler Birligi’nde sosyalizmi inşa etmek için nasıl bit politika takip etmek gerektigi ve Sosyalistlerle Batı’daki yeni komünist partiler arasındaki ilişkileri tartışmakta olan Komintem içinde çalıştı. 1924′de İtalyan Parlamentosu’na seçilen Gramsci, ıtalya’ya dönerek Parti liderligi’ni ele aldı ve PCI’yı önceki yıllardaki sekterliginden kitle hareketi içinde kökleri olan bir parti haline dönüştürmek için mücadeleye girdi. 1926 yılında tutuklanan Gramsci, 20 yıldan fazla hapse mahkum edildi. Hapisanedeki çalışmalarının başlangıç noktasının, entellektüellerin siyasal işlevinin araştırılması olacağını yazmıştı. Aynı anda çeşitli defterler ve değişik temalar üzerinde çalışan, hapisane sansürüne maruz kalan ve kaynak konusunda rastgelelige mahkum olan Gramsci, giderek sonunda otuz dört not defteri doldurdu. Tek bir not genellikle birkaç kavramı birleştirip, belirli bir tartışma ya da tarihsel gön-derme içerdiginden ve pek çogunun da birçok versiyonu bulundugundan, Hapishane Defterleri‘ndeki fikirlerinin kronolojik ya da çizgisel bir tarifini yapmak mümkün degildir.

Gramsci, İtalya’nın birleşmesini, özellikle de ltalyan entellektüllerinin rolü ve köylü kitlesi’nin yeni siyasal düzene olsa olsa en çok pasif bir rıza göstermekte oldugu bu yeni ulus-devletin nasıl bir “pasif devrimin sonucu ortaya çıktıgını analiz etti.

AYDlNLAR’ı her yeni ilerici sınıfın yeni toplumsal düzeni örgütlernek için ihtiyaç duydugu organik entellektüeller; ve daha önceki bir tarihsel döneme giden bir gelenege sahip bulunan geleneksel entellektüeller olmak üzere ikiye ayırdı. Entellektüelleri çok genel olarak, “geniş anlamıyla örgütleyici işlevi olan” herkesi kapsayacak bir biçimde tanımlamıştı (Gramsci 1971, s.97).Bütün insanlann akılcı ve düşünsel yetenekleri olmasına ragmen, günümüzde yalnızca bazılannın toplumda entellektüel bir işlevi olduğunu öne sürer.

Entellektüeller, Gramsci’nin hegemonya dedigi inançlar ağını ve kuramsal ve toplumsal ilişkileri örgütlerler. Böylece, Gramsci, siyasal toplumun gücü örgütledigi ve SİVİL TOPLUM’un ise rızayı sagladığı yerde devleti, güç artı nza, ya da cebirle donanmış hegemonya olarak yeniden tanımlar (Gramsci, 1971, s.263). Gramsci “devlet” sözcügünü degişik biçimlerde, hukuki-anayasal dar anlamıyla siyasal ve sivil toplum arasında bir denge olarak ya da ikisini birden kapsayarak kullanır. Bazı yazarlar rıza ögesini çok fazla vurgulayan “zayıf” devlet görüşünü eleştirirken (Anderson 1976-77), digerleri de Gramsci’nin sivil ve siyasal toplumu ayıran çizgilerin giderek daha bulanıklaştıgı modern müdahaleci devleti analiz etmeye çalıştığını vurgular (Sassoon 1980).

Hegamonya ve sosyalist strateji

Gramsci, sivil toplumun karmaşık kurumlar ve kitle örgütleri içerdiği ileri kapitalist ülkelerdeki siyasal iktidarın doğasının, varolan düzeni ortadan kaldırma ya ve sosyalist dönüştürme için kesin bir zafere yol açmaya muktedir tek stratejiyi belirlendigini öne sürer: Çarlık Rusyası’nın çok degişik koşullarında başarılı olmuş olan hareket savaşı ya da cepheden hücumun yalnızca belirli bir taktik oldugu yerde, artık bir mevzi ya da siper savaşı. Machiavelliden etkilenen Gramsci’ye göre, Modern Prens -yani devrimci parti- kendi organik entellektüellerini ve alternatif bir hegemonyayı geliştirmeye yardım ederek işçi sınıfının yeni bir toplum yaratmasına imkan veren yapıdır.

Ancak, kapitalizmin siyasal, toplumsal ve ekonomik krizi, bir yandan üretici güçlerin gelişmesini saglarken, diger yandan yönetici hareketinin bir tehdit oluşturmasını önlemek için, çeşitli pasif devrim türleri aracılıgıyla yeniden örgütlenmesiyle sonuçlanabilir. Gramsci bu kategori içine, faşizmi, degişik reformculuk türlerini ve Avrupa’da başlatılan bilimsel yöneticilik ve yürüyen bant üretimini sokar.

Entellektüellere ilişkin fikirleri konusunda Gramsci, profesyonel filozofların soyut düşünme becerisini geliştirmelerine ragmen, bütün insanların dünyayı yorumlarken, genellikle sistematik ve eleştirel olmayan bir biçimde olsa da, felsefi bir pratik içine girdiklerini söyler. Felsefe çagın “ortak duyusu” üzerindeki etkileriyle, Marx’ın terimleriyle, “maddi bir güç” haline gelir. Felsefi bir sistem, basitce soyut bir düzeyde eleştirilerek degil, çeşitli toplumsal güçlerin ideoloji oluşturmalarına yardım ettigi için bu ideolojilerle ilişkisinin kurulması gerektigi anlamında tarihsel bir perspektife oturtulmalıdır.

Bir “praxsis felsefesi” olarak Marksizm, giderek daha çok insan uzmanlıklar, eleştirel entellektüel beceriler ve tutarlı bir dünya görüşü edindikçe, kitlelerin tarihin yapıcıları olmalarına yardım edebilir.

Gramsci kendi dönemindeki, “bu konuda felsefi olmalıyız” deyiminde yansıyan ve pasifligi ve el ayak çekmeyi destekleyen iki etkili görüşe saldırır:Croee’nin idealizmi ve Buharin’in, Gramsci’ye göre basit ve mekanik olan Marksizm yorumu. Bu yaklaşım Gramsci’nin edebiyat, folklor ve -bir grup olarak entellektüellerin nüfus kitlesi ve ulusal-popüler bir kültürün gelişmesi ile nasıl bir ilişki içinde oldukları bakış açısından analiz edilmesi gereken- popüler kültür ile “yüksek” ya da “resmi” kültür arasındaki ilişkiye popüler eleştirel bakışında da yankısını bulur.

Sağlıksız geçen uzun yılların sonunda Gramsci, 1937 yılında beyin kanamasından öldü. II. Dünya Savaşı’nın ardından yayımlanmaya başlanmasıyla birlikte, çalışmaları üzerine çeşitli tartışmalar gelişti (Jocteau 1975; Mouffe ve Sassoon 1977). Ortaya atılan sorular arasında, düşüncesinin önemli boyutlarının İtalyan ya da uluslararası olup olmadıgı; fikirlerinin Lenin’inkilerle ilişkisi; ve hapishanedeyken PCI ve Sovyetler Birligrndeki gelişmelerle ilişkisi bulunur. Son zamanlardaki yorumlar Gramsci’nin embriyonik sosyalist kuramına ve varolan sosyalist toplumların tecrübesinin eleştirel olarak incelenmesine katkıda bulundugna işaret etmektedir. II. Dünya Savaşı sonrası PCI üzerindeki etkisi ve fikirlerinin AVRUPA KOMÜNIZMI ile ilişkisi de tartışma konusudur.

Marksist Düşünce Sözlüğü-Tom Bottomore

Print Friendly
Bunlarda ilginizi çekebilir:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>