Otantik yaşantı ne demektir?

Eski Yunanca “authéntēs” sözcüğü  “asıl olan, vekil olmayan,  bir işi kendisi yapan,  soylu kişi” anlamlarına geliyor.  Fransızca “authentique” aslına uygun demek. Dilimizde otantizm;   “sahici,  gerçek,  içten”  anlamlarına gelen bir kullanıma sahip.

“Otantik yaşantı”  ifadesi  olağandan  farklı bir bilinç düzeyinde bulunma, mistik bir deneyim yaşama çağrışımları  yaratıyor…  Ne var ki,  otantik yaşantı   denilen bu çağrışımların aksine “çıplak” yaşamsal bir gerçeğe karşılık gelmekte.

İnsanın en doğal, otantik yaşam sürebileceği mekan herhalde kırlar, kırevleri köylerdir diye düşünürüm.  Yaşam salt kendisini sürdürmek içindir buralarda ve yaşamı sürdürürken yapıp ettiklerimiz, hele de ürettiklerimiz bize egemen olmayı başaramamıştır hala. Emeğimizin ürünleri bizimdir, istersek bir başkası ile paylaşabilir ya da değiş-tokuş yapabiliriz. Salt doğanın verdiği nimet ile geçinip gitmek dahi çokça mümkündür. Bu hayatta zorunluluk yaşamaktan ileri gelen zorunluluklardır. Bu zorunluluklar henüz modern yaşam denilende olduğu gibi çok karmaşık ekonomik süreçlerin tesiri altında deforme olmamış, sahici ve yalınlıkları ile karşımızda durmaktadır.

Oysa her fırsatta  öve öve bitiremediğimiz “modern yaşam tarzı denilen Leviathan” doğal-gerçek zorunluluklarımızı kamufle ederken, yaşam ile ilişkilendirmekte güçlük çektiğimiz, nereden karşımıza çıktığını bilemeyip bazen hayret ettiğimiz tuhaf yükümlülükler altına sokmakta bizi.

Günümüzde “insanca bir yaşam sürme” hakkı temel bir insanlık hakkı olarak ayrım yapmadan tüm insanlık için kabul görüyor.  Böyle bir hakka sahip olmak çok güzel ama acaba bu hak ile kastedilen ne?

Barınma, karın doyurma, temiz hava ve suya erişim hakkı, dolaşım, yerleşim, çalışma hakkı, mülkiyet hakkı gibi haklar düşünüldüğünde, evet bunlar gerekli diyorum. Ama “insanca yaşama hakkı” denilen şey bu temel kriterler çerçevesinde temellendirilebilecek bir şey mi, sanmıyorum.

Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, insanların bir bölümü işsiz, yapacak iş bulamıyor. Diğer kısmı iş sahibi ancak bunların önemli bir kesimi de hayatı yaşamak için boş zaman bulamıyor. Çalışan kesimin hayatı karmaşık idari yapılanmalar içerisinde iki boyutlu “çalış ve dinlen” düzleminde “yükümlülükler” ile tıka basa dolu geçip gidiyor.

Eski çağlarda insanlar az sayıda kişiye karşı (feodal bey, kral vb) sorumlu iken çağımıza has demokratik toplumlarda birey olmanın sorumluluğu ile tüm topluma hatta insanlığa karşı yükümlülükler taşıyoruz..

Ürettiğimiz mal ve hizmetlerin bedelini, yüksek gökdelenlerin ofislerinde, genişçe bir büroya yerleştirilmiş ufacık box’larda, ya da on beş yirmi metrekarelik iç mekanlara hapsolup yaşam sahamızı daraltarak, doğadan koparak ve her saatimizi kendisini maddi manevi tüm ihtiyaçlarımıza önceleyerek dayatan bir takım işlere adayarak geçirmek durumundayız.

Böylesi “insanca yaşam sürüyormuş gibi olmak”lı yaşantıların kaybettirdikleri kazandırdıklarından daha fazla sanırım. “Olduğun gibi olmak, hayatın getirdiklerine paralel yaşamak” yerine “toplumsal yaşama ve üretim düzeninin gereklerine ayak uydurma adına yaşamsal isteklerini bastırmak, kendine yabancılaşmak, sıradanlaşmak” ödenen bedeli anlatıyor.

Otantik yaşamın ne olduğunu ifade etmeye kalkışırsam, “pragmatizm ve konformizm tuzağına düşmeden, önce kendine sonra diğer insanlara karşı dürüst, samimi yalansız bir yaşam sürmektir” otantizm diyebilirim.

Bir başka deyişle “düzgülü-zorlantılı olmayan, spontan, içten gelen davranışların üst düzeyde olduğu” bir yaşam demektir otantik yaşam…

Bir başka anlamı daha var otantik yaşantının..Yukarıda anlatmaya çalıştığım sosyal düzeyin biraz daha derininde “içinde bulunduğu dünya ile ilişkileri bağlamında anlamı olan ölümlü bir varlık” ,Heidegger’in deyişi ile “Ekzistan” olduğunu kavradığında gerçek anlamda otantik yaşantı duygusu hissedebilir insan…Ölüm, husule geldiğinde insanı yok eder belki ama henüz ortada yok iken bir olasılık olarak “da sein”in varlığına anlam kazandırır.

Yaşam heyecanını hissediyor, bir insan olarak eni konu kısa bir zaman dilimi arasında varlığımı sürdüreceğimi idrak ediyor, varlığımı sürdürdüğüm bu kısa ve geçici zaman diliminde beni ben yapan yaşamsal çizgileri içsel yönelimlerimle çizmeme imkan tanıyor, insanı insan yapan şeyi yani “insani ilişkiyi” samimi, içtenlikli bir şekilde kurabiliyorsam “otantik yaşam” süebiliyorum demektir.

Print Friendly
Bunlarda ilginizi çekebilir:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>