Varoluşçuluk idealist bir felsefe değildir.

    Varoluşçuluğun klasik felsefi akımlar arasında ontolojik ve epistemolojik olarak hangi düzlemde durduğunu ifade etmeden  önce  bir kaç felsefe akımının tanımı ile tartışacağımız kavramlara açıklık getirelim.

  • Realizm: Realizmin ana düşüncesini, nesnelerinin varoluşları ve neye benzediklerinin, bizden ve bizlerin onlara ulaşmasından bağımsız olduğu meydana getirir. Örneğin güneş sisteminde kaç tane gezegenin olduğu, bizim orada kaç tane olacağını düşünmemize, olmasını istememize veya araştırmamıza bağlı olarak değişmez.
  • İdealizm: Felsefede, en geniş anlamıyla, tinsel güçlerin evrendeki tüm süreçleri ya da olup bitenleri belirlediğini savunan tüm Felsefe öğretilerini içerecek biçimde kullanılan “idealizm” terimi, varolan her şeyi “düşünce”ye bağlayıp ondan türeten; düşünce dışında nesnel bir gerçekliğin varolmadığını, başka bir deyişle düşünceden bağımsız bir varlığın ya da maddî gerçekliğin bulunmadığını dile getiren felsefe akımını niteler.Varlığın ne’liğini ,özünü (essence) konu ettiğinden ontolojik bir bakış açısına sahiptir.
  • Rasyonalizm: Doğru ve genel geçer bilgi elde edilebilir. Böyle bir bilginin kaynağı akıldır, düşünmedir.” tezini savunun görüşe, akılcılık (rasyonalizm) adı verilir.Rasyonalizmin anti tezi ampirizmdir. Bu görüşe göre, akıl yoluyla belirlenmiş zorunlu, kesin, genel geçer bilgi örneği matematik ve mantıktır.Platon idealar dünyasının akıl yolu ile kavranabileceğini ileri sürdüğünden idealizm (varlığın esası) ile rasyonalizmi varlığa ulaşmanın yöntemi) birleştirmiştir.Aristo ise Platonun idealizmini eleştirerek ilgisini dünyaya,nesnelerin bilgisine yöneltmişti.Bu bakımdan bir realisttir.Nesneler hakkında elde edilen bilgi duyuma yönelik ampirik/bilimsel bilgiydi.Ancak Aristo bu bilgilerden yola çıkarak,akıl yürütme (mantık) ile gerçekliğin,tümel olanın bilgisine ulaşılacağını düşünüyordu.Gerçekliğe ulaştıktan sonra onun bilgisini kullanarak tümden gelim yolu ile akıl kullanılabilirdi.Descartes Aristo’ya benzer şekilde Descartes, insan zihninde doğuştan var olduğunu kabul ettiği gerçeklerden başlanarak ve matematiğin metodu kullanılarak apaçık bilgilere varılabileceğini iddia etmiştir. Şüphe metodunu kullanarak araştırma yapan Descartes’in ilk bulduğu gerçek ; şüphe eden bilincin muhakkak surette var olan bilinç olması gerektiği gerçeğidir (cogito ergo sum) Descartes aklı kullanarak ( akıl yürütme yöntemi =rasyonalizm) ile “tanrısal/aşkın töze” (ontolojik boyuta=idealizm) ulaşmayı hedeflemiştir.
  • Materyalizm: Bütün evrenin, her varlığın ve olgunun, en temelde maddi özellik gösteren öğelerden oluştuğu, bunlarla ilgili açıklamaların da bu öğelere ve aralarındaki ilişkilere indirgenebileceği yolundaki görüş. Buna göre, düşünsel ya da zihinsel denen olgular ya maddi olguların karmaşık biçimleridir ya da varlıkların temellerindeki yapıya indirgenerek açıklanabilir.
  • Varoluşçuluk: Varoluşçuluk (egzistansiyalizm) bireyin deneyimini, ve bu deneyimin tekilliğini ve biricikliğini insan doğasını anlamanın temeli olarak gören bir felsefe akımıdır. Varoluşçuluk, insanın varoluşuyla doğal nesnelere özgü varlık türü arasındaki karşıtlığı büyük bir güçle vurgulayan, iradesi ve bilinci olan insanların, irade ve bilinçten yoksun nesneler dünyasına fırlatılmış olduğunu öne süren bir düşünce okuludur. Bu akım insan özgürlüğüne inanır ve insanların davranışlarından sorumlu olduğunu öne sürer.

Varoluşçuluk ve materyalizm

Varoluşçuluk materyalizmden farklıdır.Zira varoluşçulukta hakikat ve doğrular özneldir,nesnel değildir.Maddi yasaların dünyayı ve insanı şekillendirdiği görüşünden,belirlenimcilikten uzaktır.Ne var ki sonsuz bir özgürlük tahayyülü içinde de değildir.Zira dünyada bir varlık olarak insanı kuşatan koşulları,zorlantıları göz önünde bulundursa da nihayetinde bu koşullar tarafından insanın belirlenemeyeceğini,insanın alacağı tutumlarda özgür olduğunu ileri sürer.Bu bakımdan ideoloji konusunda yürütülen tartışmalara ışık tutabilecek bir görüştür varoluşçuluk.Maddi koşulların bilinci nihai olarak belirlediği Althusserci yapısalcı materyalizmden farklı bir bilinç modeli ortaya koyarak ile öznellik/nesnellik sorununa yaklaşır.Nesnel koşulların bilinç üzerindeki etkisini yadsımaz ancak öznelliğe/özgürlüğe/olumsallığa da yer verir.Sartre’nin komünizm ile varoluşçuluğu uzlaştırma girişimi böyle bakıldığında çok da temelsiz değildir.

Varoluşçuluk ,varlık ve tümeller gibi nesnel gerçeklik ile ilgili meseleleri aydınlatma ,yasalarını ortaya koyma çabasına girmez.Her zaman tekil ve bireyseldir.Oysaki yöntemi bilim olan materyalizm ve diyalektik materyalizm dünyayı,nesneleri ve varlığı açıklayacak ve değişimlerini gösterecek temel yasaları keşfetme peşindedir.Böyle bir iddiası olmayan varoluşçuluğun ise nasıl genel yasalarla yoksa bilim ile de ilişkisi yoktur.

Varoluşçuluk ve idealizm

İdealizmin eksenini,zihinden bağımsız,ayrı bir gerçeklik olamayacağı düşüncesi çizer.Saltık gerçeklik (töz) zihin veya akıldır.İdealist filozoflar varlığı,nesneleri açıklarken görünen dünyanın (fenomenler) arkasında görünmeyen ancak akıl yolu ile ulaşılabilen bir gerçekliğin olduğu görüşünde birleşirler.Platona göre fenomenlerin ardında onların fikirleri (idealar) vardı.Spinoza,Leibniz ve Berkeley’e göre ise bu gerçeklik “salt akıl /tanrının aklıdır”. Kant bu gerçekliğin bilinemeyeceğini (kendinde şey), Schopenhauer ise bu gerçekliğin ancak insanın içsel deneyim (ve kuşkusuz akıl) yolu ile ayırtına varabileceği “evrensel istenç” olduğunu ileri sürmüştür.Hegel’e göre ise töz tanrı değilse de zihindir.Zihin diyalektik biçimde kendisi ile çelişerek yabancılaşır,teklikten çokluğa doğaya döner ve oradan kalkarak (yabancılaşarak)çokluktan tekliğe insan zihnine rücu eder.

İdealizmin hareket yönüne baktığımızda “zihnin (aklın)” evvel emirde bir parçası olduğu “saltık gerçeği” tanımanın insan için tek imkan olduğu fikri ile karşılaşırız.Oysa ki varoluşçuluk,en azından tanrısız diyebileceğimiz Nieztcheci ve Sarteci varoluşçuluk, ontolojik bakımdan “saltık gerçek” gibi apaçık bir gerçeğe ulaşmayı hedeflemez, tam bir bilinemezci (agnostik)gibi hareket eder:Saltık gerçek ne var ve bilinebilir (Descartesin tanrısal tözü gibi) ne de var ama bilinemez (Kant’ın kendinde şeyi/numen gibi) bir şey değil ,varlığı hakkında fikir yürütülemez bir şeydir.Evrenin akılla anlaşılabilen bir gelişme doğrultusu yoktur.Burada varoluşçuluğun takındığı tavır ontolojik veya epistemolojik mahiyette değildir,subjektif ,duyumsamalar ile ilgili bir tepkidir.Hissedilen “angst (bunaltı) ve absürdite (saçmalık)”tır.Gerçek saçmadır (epistemolojik karşılık) ve varoluş bunaltı yaratır (ontolojik karşılık). Saçma olan ise anlamsızdır.Bununla birlikte varoluşçuluk anlamın keyfi şekilde bireyler tarafından oluşturulacağını söyler.Bu keyfiyet dolayısı ile birey özgürdür ve kendisini,kendi özünü serbestçe ortaya koyabilecektir.Bu esnada rasyonel olması,nesnel gerçekliklere hükmeden yasalar ile uyumlu hareket etmesi gerekmez.Zira varoluşçulukta ne rasyonalite ne de belirlenim (determinizm ve bilim) iradenin tecelli edişinde zorunlu unsurlar değildir.Varoluşçuluğun ontolojik ve epistemolojik sorulara cevap vermekten kaçınması ,bu sorulara öznel duyumlarla cevap vermeye kalkması,ciddi felsefe çevrelerince eleştirilmiş ve varoluşçuluğun felsefe sistemleri içine dahil edilmesinde tereddüde yol açmıştır.

Print Friendly
Bunlarda ilginizi çekebilir:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>