“Dünya berbat bir yer”: Politik teoride “kurucu eksiklik” fikri

İsyan olmadan asla

Zizek’in politik teoriye eksen teşkil edecek paradigmalar arasında “kurucu eksiklik” fikrine yakın olduğunu ve zemine esas teşkil eden bu fikri esasen Lacan’a borçlu olduğunu bilmekteyiz. Lacancı teorinin temel iddiası, –bireysel ya da sosyal– kimliğin eksiklik üstüne kurulu olduğudur.

Dolayısıyla toplumsal ilişkiler, indirgenemez biçimde antagonizm, çatışma, fikir ayrılığı ve dışlama ile ilgilenir.

Toplumsal   yaşamın birincil unsuru, herhangi bir toplumsal ‘bütün’ün ortaya çıkmasını       engelleyen bir olumsuzluktur. Mouffe’un kelimeleriyle, ‘toplum, çatışma ve antagonizmi sahne arkasına saklayan bir illüzyondur’

Stavrakakis için, ‘kişisel travma, toplumsal kriz ve politik anlamda kopuş, insan deneyiminin değişmez özellikleridir’.

Bu tip iddiaların politik anlamda bazı sonuçları söz konusudur çünkü bu iddialar, esas olumsuzluğun, yöneldiği herhangi bir alanda (“reformist” ya da “devrimci”, fark etmez) tatmin edici gelişmelere ulaşma olasılığını eler. Antagonizm boyutu, sonuç olarak, ‘kökü kazılamaz bir şeydir’.

Lacancı teori, çatışma ve antagonizm yaratmak için etiksel bir sadakat gerektirir. Bu etik, genellikle kendini ontolojiye çıkan dolambaçlı bir yolla açımlar: etik buyruk, eksikliğin önce geldiği gerçeğini ‘kabul etmek’ ya da ‘kavramak’tır ve buna karşı çıkanlara yöneltilen suçlama da, onların bir tür yanılgıya düştükleridir (yanılsama, aldanma, körlük, kabul etme konusunda başarısızlık, vb.).

Bir örnek ele almak gerekirse, Chantal Mouffe, yapısökümcü etiği, ‘“politik olanı” antagonistik boyutunda kabul edememek’ ile eleştirir; ötekilerle kurulacak diyaloğun politikasında ‘eksik olan şey’, ‘politika alanını karakterize eden’ ve ‘güç ya da şiddet unsuru’ gerektiren bir “karar” anının derinlemesine düşünülmesidir’. Mouffe, görünürde eksik olan bu politikaya, toplumsalın ‘doğasını’ ‘derinlemesine düşünmek’ konusunda bir zorunluluk ekler. Kişi, ‘toplumsalın sınırlarının gerçek doğasını ve bunların zorunlu kıldığı dışlama biçimlerini rasyonellik ve ahlâk perdesinin altına gizlemeye çalışmaktan ziyade, kavramaya yönelen’ bir politika arayışında olmalıdır. Antagonizmi kabullenme başarısızlığı, ‘tehlikeli bir liberal yanılsama’ ve ‘gerçekten kaçmak’tır. O halde Mouffe, toplumsal anlamda dışlamayı bir gereklilik olarak kabul eder ve çatışmayı (kurumsallaştırmak ya da uygarlaştırmak yerine) çözmeye yönelik herhangi bir girişime karşı çıkar. Dost/düşman safları gereklidir; ontolojik ve kökü kazılamaz olan düşmanca duygular, zapt edilebilse de asla yok edilemez. Pratikte, bu doğrudan çatışma ve antagonizmi onaylamak anlamına gelir. Mouffe metnin başka kısımlarında, antagonizmin etiğini kendi doğrusu içinde değerli olarak niteleyerek daha doğrudan bir biçimde açımlar. Dolayısıyla eşitlik ve özgürlük ‘asla … barışmaz’

Ve dolayısıyla “Doğru evrensel değildir. Her durumun kendi doğrusu vardır. Gerçek anlamda evrensel bakış açısı asil gaye değil, yakınmadır. Bizi birleştiren şey insani değerlere veya yüksek gayelere olan bağlılığımız değil, dünyanın her yerde berbat olduğu gerçeğidir.”


Print Friendly
Bunlarda ilginizi çekebilir:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>