Çile çekme psikolojisi

Caferiler'in çilesi

Çile çekmek, matem tutmak başa gelen travmatik bir olayın sonrasında yaşanan ruhsal bir iyileşme süreci olarak bakılarak anlaşılabilen bir şey.

Oysa Hıristiyanlıktaki Katolisizm ve İslam Caferiliğinde olduğu gibi sonsuzca yaşanan matem ve çile çekmenin değer olarak benimsendiği öğretiler de var.

Bu öğretilerdeki matem/çile sürecinin psikolojik değeri ne olabilir peki?

Bir kaybın arkasından, o kaybın fiziksel varlığına eşlik eden ruhsal imgesini kaybetmemek için verilen bir uğraş olduğunu ve işe yaramadığında bir süre sonra kaybedilenin geri gelmeyeceği gerçeği ile yüzleşileceği, imgeye paradoksal biçimde yatırılan yoğun libidinal/agresif enerji yükünün geri çekileceği pekala mantıklı bir düşünce. Çekilen enerji ile birlikte imgenin duygusal yükü azalacak ve izi solgunlaşacak.

Peki İsa’nın çektiği çileyi ölene kadar çekmenin mantığı ne olabilir?

Kerbela’da yitirilen Hasan ve Hüseyin’in keder dolu imgesini canlı tutmak için verilen uğraş yas sürecinin mantığına uymakta mı?

Ve can alıcı soru şu: Çile çekmenin kaçınılmaz bir süreç olduğuna ikna olmak, acıyı hafifleten, ruhu iyileştiren bir etmen midir?

Geçenlerde Igdır’da yaşayan Caferilerin dini ritüelleri ile ilgili seyrettiğim ilginç belgesele, bir hastamın ruhsal sıkıntısına verdiği dünyaya mesafe koyma tepkisi ile çözüm bulduğunu görmem eklenince konuya merakım arttı.

Oruç hemen her dinde var, kendini özel zamanlarda dünya nimetlerinden sakınma şeklinde…Bu pratik, açıkça çileciliğin ruhsal faydalarından yararlanmaya meyilli
görünüyor.

İslam’ın kelime anlamı “teslimiyet”…
Başına yücelerden gelecek her şeye hazır tutmak, kabullenmek (nasip-kısmet), isyan etmeden çekmek dinin özü.

Hayal kırıklığına uğramamak için makul beklentiler oluşturmanın ötesine giden, acı ile beslenme halinden bahsediyorum.

Bazı uzmanlar, depresyon tepkisini de sağlıklı bir tepki olduğunu söylerler. Bir kayıp ve eksiklik duygusuna karşı ruh acı çekerek iyileşmeye çalışıyordur belki? Çile çekmek de, bir tür kronik depresyon hali içerisine çekilip daha öte dertlere karşı denge bulmaya çalışmaktır belki. Daha öte derken, tamamen dağılmayı, dissosiye olmayı yani psikotik bir yarılmanın içine girmeyi kastediyorum. Belki, depresyodaki kişi dünyadan çekilerek acıya son vermeyi deniyordur.

Evet, aslında ruh için en tehdit edici şey yok olmak/yok sayılmaktır. Bu tehdit ise gerçek tarafından iletilen bir haberdir. Bu haberi/iletiyi/mesajı gördüğümüzde başa çıkmak için her şeyi yaparız. Önce fiziki mücadele ile daha sonra ruhsal savunma mekanizmaları ile. Ve en nihai ancak en berbat çözüm ise “delirmektir.” Gerçekle olan bağlantıyı yok etmek ve tehditten kurtulmak. İşte depresyon bu noktaya varmadan hemen önce tehdide karşı alınmış son bir önlem olabilir. Kişinin değerini düşürerek, alt liglere çekilerek mücadeleden vazgeçmesi. Yaşama karşı iştahını kapatması.

Yaşama iştahını ölçülü kapatmanın yolu ise sanırım çilecilik içeren dinsel öğretilere yakın durmak.

Çilecilik öğretileri, dünyanın zalim bir yer olduğunu ve iyi niyetli beklentilerin karşılık bulmadığını toplu gerçekleştirilen ritüeller ve bireysel günlük uygulamalar ile müritlerin kalbine ve aklına kazımayı başarıyor.

Print Friendly
Bunlarda ilginizi çekebilir:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>