Jurgen Habermas ve “eleştirel demokrasi”

Juergen Habermas

Habermas, pozitivizmin, nesnel olduğu ve çıkardan bağımsız olduğuna inanmaz. Aksine bilimlerin “ilgi” leri ve “çıkarları” vardır.

Bilimler tek tip değildir, ilgi ve çıkarlarına göre Habermas’a göre üç tip bilim gözlenebilir. Doğa bilimleriin (ampirik çözümleyici bilimler) ve doğa bilimlerinin yöntemlerini pozitivist bir şekilde sosyal alana taşıyan normatif (kural koyucu) sosyal bilimlerin ilgisi; “teknik” bilişsel ilgi dir

Tarihsel sosyal bilimler dediği, yorumsayıcı teknikleri kullanan bilimlerin ilgisi: “pratik-ahlaki” bilişsel ilgi dir.

İdeoloji eleştirisini üzerine kurulan, eleştirel teori gibi bilimlerin ilgisi” özgürleştirici” bilişsel ilgidir.

Tarihsel-yorumcamacı bilimlerin maksadı, Habermas’a göre, ampirik-çözümleyici bilimlerde olduğu gibi olguların gözlemlenmesi ile sınırlı olmaması, anlamların anlaşılması ilr ilgili olduğudur. Yani kural bağlamlı (normatif) bir durumu ortaya koymak değil de, eldeki metinlerin yorumlanması esas alınmaktadır.

Habermas, yorumsayıcının nesnel olduğu iddiasına katılmaz. Yorumsayıcı, kendi düşüncesi- anlayışı ile geçmişteki metni uzlaştırma çabası içindedir aslında. Bu “pratik” bir çıkardır ve yerini “özgürleştirici” çıkara terketmelidir.

Weber, araçsal akıl fikrini ortaya atan düşünürdür. Weber buna “rasyonalizasyon” demişti. Aydınlanma ile birlikte, ön plana çıkan Akıl; ilerlemeyi, düzeni, hesap edilebilirliği nasıl sağlayacağını düşünmüş ve bunları gerçekleştirmek için araçlar ortaya sürmüştür. Ancak insan bu aklın etkisine ve tahakkümüne girmeye başladığından itibaren yine “Weber”in deyişi ile “aklın demir kafesi” içine sıkışıp kalmış, bireysel hayat biçimleri ve hayata dair “anlam ve amaçlılık” duyguları yitirilmiştir. Weber bu kafesten çıkma konusunda karamsardır. Aydınlanmanın etkisi ile gerçekleşen rasyonalizayon süreci Poizitivizm ile de bir ideolojik kimliğe bürünmüştür.

Eleştirel okul, Horkheimer, Adorno ve Marcuse işte “pozitivizm ideolojisini” eleştirir. Bu eleştiri esnasında kantarın topuzu fazla kaçar ve “aklın kendisi” de acımasızca eleştirilir. İşte Habermas bu noktada Frankfurt okulundan ayrılır. Araçsal aklın karşısına iletişimsel aklı koyar. İletişimsel akıl bir öznelerarasılığı ifade eder. İletişimsel akıl, Araçsal akılda olan araçların ve amaçların sorgulanamazlığını olumsuzlamaktadır. İletişimsel akılda amaçlar, değerler sorgulanmaktadır. Bir tür “sorgulayıcı aklı” temsil etmektedir. İnsanların kendi iradelerini iletişim içinde inşa etmelerini ifade eder. “Rasyonalite iletişimi gerektirir, çünkü bir şey ancak en azından bir diğer kişinin anlaması için gerekli koşulları sağladığından rasyoneldir.” İletişime geçmek de bir eylemi ifade etmektedir. Nasıl ki araçsal aklın doğrultusunda amaçları sorgulamadan, meşru kabul eden bir bilinçle araçsal eylemde bulunuyorsak; iletişimsel akıl doğrultusunda da öznelerarası etkileşimden doğan iletişimsel eylemde bulunuruz. Dolayısıyla Habermas araçsal akıl ile iletişimsel akıl arasında bir ayrımın yanında her birine sırasıyla denk düşen araçsal eylem ve iletişimsel eylem ayrımı da yapmaktadır.

Habermas, Marx’ın tersine insanı insan yapan şeyin “iş-emek” yani “araçsal akıl” olduğunu inkar eder. Araçsal akıl vardır insani var oluşta şüphesiz ama insan aynı zamanda iletişen-sembolik bildirimlerde bulunan ve iletişim ile kendisini kuran-var eden bir varlıktır da aynı zamanda. Marx’ın insanın bu yönünü görmediğini ve onu salt emeği ile kendini var eden bir varlık olduğunu söyler. Habermas, insanın böylece “iş” ve “etkileşim” yapan bir varlık olarak ele alınmasını önerir. Böylece insan “iş yapan-araçsal aklı kullanan” ve “etkileşen-iletişimsel aklı kullanan” bir varlıktır.

Habermas, iletişimsel eylemi şöyle tanımlamaktadır: “İletişimsel eylem deyimini, dil ve eylem yeteneği olan öznelerin, birbiriyle anlaşma böylelikle etkinliklerini koordine etme amacıyla girdikleri ilişkilerdeki simgesel ( dilsel ve dilsel olmayan) anlatımlar için kullanıyorum.” İşte iletişimsel eylem araçsal eylem gibi kural bağımlı (normatif) değildir. Özne nesne dikotomisi üzerine kurulmaz. Öznelerarasılığı temsil eder. Bir etkileşim sürecidir ve bir dönüşlü düşünmeyi içerisinde barındırır. Ben nasıl ki bu süreçte başka özneleri etkileyebiliyorsam aynı şekilde o öznelerden de etkilenmekteyimdir.

Yine Habermas’a göre araçsal eylem, ampirik bilgiye dayanan teknik kurallara uyar. Öte yandan iletişimsel eylem, simgelerle sağlanan bir etkileşimdir ve karşılıklı davranış beklentilerini tanımlayan ve en azından iki eyleyici özne tarafından anlaşılmış ve kabul edilmiş olmaları gereken, zorunlu geçerli normlara uyar. Burada teknik kurallara uyma ve zorunlu geçerli normlara uyma arasında bir fark gözetilmektedir. Teknik kurallara uyma farkında olmadığımız, bilmediğimiz tahakküm ilişkileri içerisinde tecelli eden bir durumdur. Zorunlu geçerli normlara uyma ise etkileşim sonucunda gerçekleşen, özneler tarafından dönüşlü düşünme ile bir özgürleşimi ifade eden ve bunun akabinde karşılıklı olarak bir muhakeme, müzakere sürecinin ardından oydaştığımız kuralların bizi bağlaması durumudur.

Habermas’a göre bu gün yürürlükte olan olan “liberal toplumsal-siyasal örgütlenme tarzımız” bir meşruluk krizinin içerisine girmiştir. Zira, politik bir alan olan “kamusal alan” içerisinde varolmamız sadece “vatandaş kimliğimiz” ile sınırlıdır. Burada bizden beklenen davranışları göstermek zorundayızdır. Öte yandan vatandaş kimliğimiz dışında kendimizi ortaya koyabilecek tüm farklılık ve kimliklerimiz ile adına “sivil toplum” denilen, kamusal-politik alandan yalıtılmış alanda, özneler arası etkileşimliğimiz, yani asıl kendimizi var ediş biçimimiz ile var oluruz. Kamusal-politik alan bürokratik işleyiş araçsal akıl ile maluldür. Demokrasi ve seçimler, yalnızca bürokrasinin başına geçenleri değiştirmekte ancak bürokrasinin kendisini ve araçsal aklın bireye tahakküm biçimini değiştirmemektedir.

Bu yüzden Habermas, sivil toplum ile sınırlanan iletişimsel etkinliğin kamusal-politik alana taşınmasını talep eder. Araçsal aklın yerini iletişimsel akıl doldurmalıdır.

“Habermas, kamusal alanı kahramanlığın sergilendiği ve itibar kazanmanın belirlediği bir alandan çok; katılım ekseninde toplumsal normlara ve kolektif politik kararlara ulaşmada, o normların ve kararların muhataplarına söz hakkı tanıyacak prosedürlerin demokratik şekilde yaratılması olarak tanımlar.”

Yani kamusal alan herkese açıktır. Bu alanda öznelerin saptırılmamış bir eylem sürecini tasvir eder. İşte bu alandan bireylerin müzakere ederek “consensus’a” varması ile liberal demokrasinin meşruluk sorunsalı halledilmiş olunacaktır. Demokrasinin daha demokratik olması durumunu ifade eder. Politik kararlar tartışılarak alındığı için daha demokratik olacaktır. Habermas demokrasi türünü “sorgulayıcı demokrasi” olarak nitelendirir. Habermas, son tahlilde modernist ve akılcıdır. Postmodernler ve Frankfurt okulunun diğer temsilcileri gibi aklın karşısında yer almaz. Sadece aklın başka bir form içerisine girmesi gerektiğini söyler. Bu demokrasiyi, akılcı aklın eğemenliğinden kurtararak ilerletecek “sorgulayıcı demokrasiye” dönüştürecektir.

Print Friendly
Bunlarda ilginizi çekebilir:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>