Dayanış(ama)mak..

Dayanışma

Franz Kafka, “düz bir hat üzerinde yaşıyoruz” der ve ardından ekler “buna rağmen her insan aslında bir labirenttir”…

Çok açık görünen gerçekler, insan denilen labirentin içinde yolunu kaybedebiliyor. Öyle yollara sapıyoruz ki bazen kim olduğumuz, ne için burada bulunduğumuzu, diğer insanlar ile nasıl bir ilişki içinde olduğumuzu kolayca unutuyoruz. Düşününce, böylesi bir  unutkanlığın sonucunun, anlamsızlık,  hiçlik duygusu, ölüm  korkusu, sinmişlik, dışlanmışlık, hatta ölüm dürtüsü ve sapkınlık olması gayet doğal geliyor… Bu duygular ile baş etmek için yöneldiğimiz  “güç arzusu, güç ihtiyacı” ise duygu dünyamızı iyiden karıştırıp, içinden çıkılmaz hale getiriyor..

Çare ne? Aklıma gelen tek  yol, insanlığımızı, toplumsallığımızı, toplumsal bir varlık olduğumuzu yeniden hatırlayabilmek. Toplumsallıktan kastettiğim şey basitçe, sosyal ve eğlenceli insanlar haline gelmek değil kuşkusuz… Toplumsallaşma, insan gibi yaşama kaygısı taşıma, diğer insanlar ile birlikte eşit, daha doğrusu birbirini eşdeğeri olarak gören bireyler olarak ilişki kurmayı, dayanışmayı yürekten kabullenmektir. Bireysel ihtirasların kıskacından uzaklaşmak, kapitalist ideolojinin insanları toplumsallıktan uzaklaştıran, atomize eden efsunundan uzak bir mesafede konumlanabilmektir.  Bu kısa yazı insanın toplumsal yönü ile bireyselliği arasındaki gerilime politik düzlem üzerinden bakma amacını taşıyor..

1848 de Avrupanın dört bir yanını saran toplumsal hareketlerin ,devrimlerin ruhu , 1871 Paris Komünü ile devam etti. 1889 da ikinci enternasyonal ile tüm dünyada sosyalistler birbirlerine bağlandılar. İkinci enternasyonel “1 Mayıs”ı işçi sınıfının uluslararası birlik,  mücadele ve dayanışma günü (1889), 8 Mart`ı da “dünya emekçi kadınlar günü” (1910) olarak ilan etmişti.Böyle baktığımızda, vurguların “küresel birlik, dayanışma ve  mücadele” üzerine yapıldığı  siyasal     paradigma kolayca görülmekte. Ne yazık ki ikinci enternasyonel, birinci dünya savaşının başlaması ile birlikte beraberlik ve dayanışma ruhunu kaybetti ve sosyalistler milli duyguların tesiri ile ulusal birliklerini  diğer ulusal birliklere karşı destekleme yolunu seçtiler. 1968 senesinde ise ufukta yeni bir toplumsal hareket belirdi. Ancak bu kez hareketin değiştirmeye niyetlendiği şey siyasal düzen değildi. 68 hareketi üst mercilerden yalnızca bireysel ve kültürel özgürlükler talep ediyordu. Toplum, aile, din  gibi bireyin özgürlüğü karşısında konumlandığı düşünülen kültürel nizama, geleneksel eğitim ve çalışma düzenine ve gençlerden gençelere rağmen beklenenlere bir başkaldırı söz konusu idi. Esasen bu talepler kapitalizmin yeni çehresine gayet uygundu ve kısa sürede geniş kabul gördü. Dolayısı ile 1970 li yıllar hoşgörünün ve liberal bireysel özgürlüklerin yılları oldu. Geniş bir satha yayılmış sosyalist örgütlenme ve dayanışma ruhu aşındı, antikapitalist mücadele yer altına inerek Almanyada Baeder Meinhof ,İtalyada Kızıl Tugaylar,Türkiyede PKK,THKO ,DHKP-C  gibi terör örgütleri formunu aldı.

Böylece bu günlere geldik.Günümüz bireyinin lugatında “dayanışma” sözcüğüne karşılık gelen anlam nedir acaba? Bu soruyu  kendime sorma sebebim,giderek atomize olan bir toplumda ,atomlaşan bireylerin arasında ,ufak farklar ile birbirlerinden farklılaşan ,özgün (?) bireyler olmanın yüceltildiği bir dönemde yaşıyor iken “dayanışma duygusu” gibi  bir duygunun hala hissedebilme olanağını araştırmak olmalı.Artık gerek günlük yaşamda gerekse politik düzlemde birlikte eylemekten, birbirini tamamlamaktan, ortak aklın bir parçası olmaktan çok,  bir şirket çalışanı gibi “bireysel performansı diplemenin” ,”birikmiş primleri” tahsil etmenin , bir üste “terfi etmenin” yollarını araştırıyoruz gibi geliyor bana… “Gemisini kurtaran kaptan”  düzeni denebilecek bu düzen içerisinde “ilgisini çekebilecek” denli “renkli”, “eğlenceli”, ”alışılmışın dışında” bir takım şeyler sunulmadıkça insanların toplumsal sorumluluk,  paylaşım duygusu ile bir araya gelme, dayanışma, ortak etkinlikte bulunma olasılığı var mıdır hala?

Evet,var, olmalı… Bu soruyu sormamın sebebi var olduğuna inandığım bu imkanın  çevresinin “bireysellik” mayınları ile çevrili olduğunu, ”atomize” olma tehdidi ile her an karşı karşıya bulunduğumuzu ancak bu halin geçici, kapitalizme özgü konjonktürel olduğunun farkına varmamız gerektiğidir. Özümüzün bu denli yüzer gezer, eğlencelik-çekirdeklik  şeylerden ibaret olduğuna inanmak için felsefi, tarihsel, evrimsel, ideolojik  sözde genetik-bilimsel gerekçelere sığınamayacağımızın altını çizmeliyiz.

Bireysellik diğer insanlar ile etkinlikten sizi ayıran, soyutlayan şey değil bu etkinliklerde sizin sunduğunuz katkıyı size özel yapan tarz, stildir. İnsanlığın bin bir hallerini göstermek gerektiğinde bunu sinema, fotoğraf, resim, müzik, heykel  vb ile yapabilmeniz bireyselliğinizdir. Eğitim düzeninin bir yarışa dönüşmesi , kapitalist değirmene kova  ile su taşıması esnasında  ortaya çıkan “atomize edici- yabancılaştırıcı” etkiyi nasıl algılıyorsanız öyle, bireysel  uygun bir yolla  ifade edebilirsiniz. Fukara, aç, açıkta bırakılan insanların resimlerini çizebilir, öykülerini anlatabilirsiniz. Bu gerçekleri görmemek, görmemek üzere gözlerini kapamak bireysel bir eylem değil olsa olsa toplumsal gerçeklere karşı körlük , aymazlık, bilinçsizliktir. Göz göre göre insanların bir kısmının diğer kısmını sömürmesi, tahakküm altında tutması, kendileri katlarda oturup yatlarda gezerken kömür madenlerinde, tersanelerde, gökdelen yapımlarında karın tokluğuna çalışan emekçilerin  “ne yazık ki kaderlerinde yazılı olduğu için!!” iş kazaları sonucu telef olması gibi olguların  değişmeyecek  tözsel gerçekler olduğuna inanmak ideolojik olarak formatlanmışlıktan başka bir şey değildir.

İnsan kendi küçük kaderinden çıkıp insanlığın büyük kaderine katılabilmelidir. Bu kadere katılmak bireyselliğini kaybetmek değil, bu büyük yapı içerisinde kendi yapısına ait özellikleri katabilmektir. Komünist ütopya “herkese ihtiyacına göre,herkesten yeteneği ölçüsünde” şeklindedir.Bu ütopyaya katılmak sizi, siz olmaktan, birey olmaktan  çıkarmaz ancak bir üst kategoriye gerçekten dahil olmanızı sağlar, yani  insan yapar!

Print Friendly
Bunlarda ilginizi çekebilir:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>