Aslı Gibidir-Abbas Kiarostami 2010- Dr Can Güngen

Aslı Gibidir

Bu güne değin çektiği 39 filmden 13′ü ile Cannes film festivalinde yer almış, 1997 yılında Taste of Cherry ile de Altın Palmiye ödülünü kazanmış ünlü İranlı yönetmen Abbas Kiarostami ,bu kez kendi ülkesi dışında çektiği ilk film olan “Aslı Gibidir” ile karşımıza çıkıyor.. Başrollerde ise Juliette Binoche ve William Shimell yer almakta. Filmin açılış sahnesinde İtalya Arezzo’da verilen konferansa tanık oluyoruz.Yazdığı yeni  kitabı tanıtan İngiliz yazar  James Miller’a göre dünyada “asıl-orijinal- olan” hiçbir şey yoktur.Adı “Certified copy” (Aslı gibidir) olan kitapta Miller sanat tarihinde uzun bir yolculuğa çıkarak orijinal olarak tanınan ve hayran olunan eserlerin bile pek çok kez bir başka eserden esinlenerek-kopyalanarak yaratıldığını ileri sürmektedir. Örneğin,yaşadığı çağın en ünlü sanatçısı olan Leonardo Da Vinci bile aslında Mona Lisa’da daha önceki bir tablonun kopyasını yapmıştır.Konferansa katılan Elle (J.Binoche) Millerı dinlemek ister ancak peşi sıra sırt çantası ile konferans salonuna gelen küçük oğlu yüzünden konsantre olamaz.

Miller ile konferans sonrası tanışan Elle, kendisini küçük sanat eserleri ve antikalar bulunan dükkanına davet eder.Burada buluşan ikili James in kapalı alanda rahat hissetmemesi dolayısı ile dışarıya çıkmaya karar verirler. Oturup bir şeyler yemek üzere arabayla gezmeye başlarlar.Belirli bir hedefi olmayan  gezintinin yönü birazdan Elle tarafından yakın ve  şirin bir kasaba olan Lucignano’ya çevrilir.Jamesin kasabadan ayrılmak üzere bineceği akşam dokuz trenine az bir vakit vardır.Konuşmalar başta sanat eserleri ve James’in kitabının konusu “orjinalite ve kopya” üzerinedir.Sonra hayat üzerine konuşmalara döner.Küçük bir restoranda oturduklarında James bir telefon konuşması için masadan kalkar.O esnada restoran işletmecisi bir kadın karı koca olduğunu sandığı çift hakkında Elleye bazı yorumlar yapar.Elle kadının yanılgısını düzeltmez.Hatta kadınla, sanki gerçekten sorunları olan karı kocaymışlar gibi dertleşir.Bu oyun James geldikten sonrada sürer.Restorandan çıkarlar ancak artık on beş yıllık evli bir çiftmiş gibi aralarındaki ilişkiyi,geçmiş yaşantıları ,hayal kırıklıklarını ve sevgiyi sorgulamaktadırlar.Neyin gerçek-orijinal- , neyin oyun –taklit- olduğu anlaşılamayan ancak seyirci için son derece keyifli diyaloglar yaşanmaktadır.

Filmin orjinalite ve taklit üzerinden yaptığı tartışmanın ucu  modernite ile postmodernite arasındaki gerilime uzanıyor dersek hata yapmış olmayız.Tartışmacılar da bu gerilimin tez ve antitezi olacak şekilde çizilmişler belliki..Elle modern bir kadın,kekeme kocasına tutku ile bağlı kız kardeşinin muhafazakar evliliği göz önünde tutulduğunda ,eşine ya da evine değil isteklerine bağlı,özgür ,aydın , çocuğuna karşı sorumluluk hissi ile yüklü ,ilişkisinden sorumluluk talep eden , gerçekliğin müsaade ettiği ölçüde romantik ,modern bir kadın .Modern kişiliğin alamet-i farikasını ,muhafazakar sosyal biçimlendirmelere karşı durarak özyaratım olanaklarını araştırmak şeklinde düşünürsek , Elle nin filmin ortaya koyduğu gerilimin “orjinal” kutbunda yer aldığını söyleyebiliriz.Oysa James tam aksine postmodernist ,göreceliğe yapılan vurguya dayanan perspektiften  bakıyor dünyaya.İşte  bu “orjinaldir” diye işaret edilen her hangi bir şeyin bu sıfatı hak edecek tözsel bir niteliğe sahip olmadığını, sıradan bir  objeyi  yahut herhangi bir yaratımı alıp ,müzeye-yahut odağa- koymanın,sanat eseri statüsüne yükseltmenin, böylece değerli addetmenin söz konusu olduğunu ileri sürüyor.

Sanat hususunda yapılan , modern-postmodern algıların zıtlığına dayalı tartışma giderek kadın erkek ilişkilerine dönmeye başlıyor.Elle, sorumlu ve uyumlu görünümüyle modern insanın akılcılığını ve kontrolünü temsil ediyor sanki.İlişki manasında uyumlu ,sevecen bir dünyanın kurulabileceğine dair iyimser ve ilerlemeci bir bakış var.Oysa James  değişken,uyumlu olabileceği gibi uyumsuz da olabilen,kontrolsüz ve bu kontrolsüzlüğü savunan, dalgalı, kaotik bir ruh hali içerisinde.Elle , oyunmu gerçekmi film boyunca anlaşılamayan ilişki sorunları tartışmasının bir yerinde ,Jamesi  son evlilik yıldönümü gecesi erkenden uyuyakalması ile eleştirir.James bu davranışı ile ilişkilerine artık özen göstermediğini ortaya koymuştur Elle ye  göre..James, bu ithama bir hatıra ile karşılık  verir.. Ailecek yorucu bir seyahat dönüşü esnasında, Elle bir an için direksiyon başında uyuyakalmıştır…James yan koltukta durumu erkenden fark etmiş ,Elleyi tam zamanında uyandırmayı başarmış ve  ölümcül bir kazanın eşiğinden dönülmüştür.James der ki: “Elle, direksiyon başında uyuyakaldığın o gece, oğlunu ya da beni sevmekten vaz mı geçmiştin ki?” James böylece, ilişkilerde  modern ,akılcı sorgulamaların tıkandığı yere işaret etmektedir…Neden sonuç ilişkilerini kuruluşu son tahlilde James e göre keyfidir.Ortada ne orjinal nedenler ne de buna sıkı sıkıya bağlı sonuçlar vardır.Bahsedilebilecek tek şey varsa o da olan bitenler hakkında yapılan ve  tözsel gerçekliğe sahip olamayan kimi yorumlardır.

Postmodernitenin ,hayat hakkında genel inançsızlık ve umutsuzluğu  filmin atmosferi içine dahil gibi görünüyor.. Uğradıkları küçük kasabanın tarihi mekanlarında  o esnada  gerçekleşmekte olan nikah ve kutlamalara James in kayıtsızlığı dikkat çekicidir.Birlikte fotoğraf çektirmek isteyen yeni evli çiftlere olumsuz yanıt verir James.Evliliğin zaman içinde kadın ve erkeği getireceği yer bakımından umutsuzdur.Umut ve umutsuzluk meselesini modernitenin toplumsal açıdan güzel bir gelecek kurma hayali açısından düşünebiliriz.Bu gelecek bilinenlerden çok keşfedilenler ile kurulacaktı.Bu bakımdan modernite ,yeniye,keşfedilene,orjinale değer verir.Tutuculuğa, yinelemeye karşıdır.

Modern anlayış, yaratıma verdiği önem, kusursuzluk arayışı ,içerdiği ahenk, uyum ile orjinaliteye daima önem verir..Kopya modern için , sıradan olan, benzerinden türetilendir,vasıfsızdır..Durduğu yerden öteye  geçmeyi, yarıştığını aşmayı içermez,sadece anlamsızca yinelenir..Tıpkı ortaçağ Avrupası gibi..

Filmi bu gözlüklerle izleyen izleyici kendisine şu soruyu sorabilir..

Elle gibi sorumluluğa önem veren,uyum ve ahenge,mutluluğa, inanan ve bunlara karşın hayal kırıklığına uğramaya hazır modern görüşlü bireylerden midir ,yoksa mutlak  uyumun imkansız olduğunu, kısmi olan ile yetinmek gerektiğini bilen ,akıl dışılığı olağanlaştıran,gevşek bağlantılı James misali postmodern görüşlü bireylerden mi?

Yönetmen taraf tutmadan tartışmayı güzel ve uzun planlar,akıcı diyaloglar ile aktarıyor.Başyapıt olmasa bile güzel bir film,izlenmesi gerekir..

Print Friendly
Bunlarda ilginizi çekebilir:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>