Psikanaliz Yazıları(I):Fetişizm-Dr.Can Güngen

Fetişizm

Arzu sınırsızca akmak ister.Ancak psişik bir olgu olan arzunun sınırsızlığı beden ile  temas ettiği bölgelerde net sınırlara kavuşur.Kadim dinlerin  ve antik felsefenin birbirinden ayırdığı  et  ile ruhun (flesh and sprit)  birbirine kavuşma noktaları üzerinde ilk çalışmalar yapan psikiyatr  Sigmund Freud’tur.Arzunun bedenin haz ile uyarıldığı ,“erojen” bölgeler üzerinden akma imkanı sayesinde insanoğlu kısmi de olsa tatmine ulaşabilir.

Neden arzular ancak kısmen doyurulabilir? Yazılarımızı takip edenler bilir,köken olarak Freudçu olan Lacan ekolü,arzunun tam tatmininin imkansız olduğunu,arzu girdabının hiç dinmeyen çalkantısı sayesinde ruhsal dinamiklerin işlevsel düzeylerini koruyabildiğini savunur.Freud’un Nirvana ilkesi de benzer şeyi söyler.Tüm gerilimlerin yatışması için duyulan ruhsal ihtiyaç uyarınca-ki buna son tahlilde “ölüm içgüdüsü” demişti Freud-ego çatışmaları çözümlemek için beceriler geliştirir.Ancak tüm çatışmaların tamamen çözümlendiği –ölüm haricinde- gerçek hiçbir an bulunamaz.Bu vaziyet E. Erikson’un sosyal gerilimlerin ruhsal karşılığı anlamında kullandığı “actuality” terimine paralel  yönde yaşamsal bakımdan çok değerli ve vazgeçilmez olan  “ego gerilimini” (ego tension) oluşturur.İşte bu gerilim arzuların doyumsuzluğunun dolaylı bir işaretidir halihazırda.Kısmi doyum ise münkündür.Arzunun, “cinsel haz arayışı” şekline bürünüp aktığı ,üreme organlarının başat rolü oynadığı cinsel eylem kısmi doyum yollarından birisidir.

Freud’un psikolojiye yaptığı eşsiz katkılardan birisi , cinsel enerji anlamına gelen libido’nun bebeklikten erişkinliğe doğru uzanan süreçte değişik  organlara bağlanması esasına dayanan “psikoseksüel gelişim süreci” paradigmasını ortaya koymuş olmasıdır.Bir bebeğin ilk cinsel uyarılma bölgesi ağızdır.Oral bölgeye bağlanan libido,olağan fizyolojik gelişim doğrultusunda  , anal sfinkter üzerinde kazanılan kontrol yeteneğine paralel olarak yıldızı parlayan yeni  bölgeye doğru yer değiştirir.Ancak oral bölgeden ne o zaman ne de hayatın diğer bir döneminde-olağan koşullarda- tamamen ayrılmaz.Anal sfinkter , tuvalet terbiyesi alınan bu  dönemde, arzusunu ve yeni parlayan egosunu yansıtmaya yarayan kullanışlı bir enstrümandır adeta.Ağız bölgesi hazza yönelik bağlanma arzusunu “tutma-emme” ,yıkıma yönelik saldırganca arzuları “ısırma-bırakma” ile ifade ediyordu.Anal bölge de bu arzulara sırasıyla dışkıyı “tutma” ve “salıverme” olanakları üzerinden karşılık verir.Genital bölgenin haz arayışında ön plana geçtiği Odipal dönem ile birlikte aşk ve saldırganca duyguların aktarımında yeni bir sayfa açılmış olur.Bu dönemde arzuların aktarılması yalnızca üreme organları ile yürütülen basit cinsel aktiviteye bırakılmaz.Zira arzuların çeşitliliği ve yoğunluğu boşalabilmek için sıradan cinsel aktivitenin  temin edebileceği imkanlardan fazlasını talep eder. Aşk,bir başkasının arzusuyla uyuşan “uzlaşma ve birleşme” temelli  (yapıcı) bir haz iken,saldırganlık muhatabın arzusu hilafına “iktidar arayışı, ret ve zorlama” kodları taşıyan cinsel eylemliklerde kendisini gösterir.

Cinsel eylem, Odipal dönem sonrasında yalnızca üreme organları ile sınırlı bir modda kalmaz.Yaşam boyunca muhtevasında  pre-odipal unsurlar barındırmaya yazgılıdır.Organ hazzı bağlamında yerleşmiş ve yerlerinden kopmamış libidinal güçler oral ve anal bölgelerin uyarılması ile birlikte cinsel eylem içerisinde değişen düzeylerde kendilerini ortaya koyarlar. Pre-odipal unsurların tezahürü yukarıda bahsettiğim tarzda yani hem “yapıcı-birleştirici aşk” hem de “yıkıcı saldırganlık” şeklinde olabilir.

Fetişizm

Yazının başlığını oluşturan fetişizm meselesine ilk adımımızı yaptığımız kuramsal girişin ardından atabiliriz.Psikanaliz mecrasında fetişizm, herkes için tabi karşılanan arzu nesneleri ve bu nesnelere yönelik olağan  cinsel dışavurum biçimlerinden  farklı  yönelimlere sahip olma olgusu olarak anlaşılır. Kısmi nesneler, özellikle de preodipal dönemde dahi haz odağı  olmayan beden parçaları fetişistik ilginin odağı olabilir.Örneğin ayaklar, kulaklar, eller ,hatta bunların yalnızca belirli bir bölümü ,boyun,saçlar ,göbek vb doğrudan cinsel haz alan veya veren uyaranlar  doğurmaz.Bu bakımdan böylesi bölgeleri cinsel uyarı yaratan bölgeler statüsüne kavuşturmak  olağan değildir ve bu itibarla sapkın‘cadır..

Fetişizm ile ilişkili beden bölgesinin nasıl olupta bir haz nesnesi haline geldiği psikanaliz açısından ilginç bir konudur.Doğal süreçlere eklenmiş ,iliştirilmiş ancak öne çıktıktan sonra doğal süreçlerden adeta kopmuş,bağımsızlığını ilan etmiş bir yönelimden söz ediyoruz.Örneğin “ayak fetişizmini” alalım.Ayaklar bölge itibarı ile ağızdan da ,anal bölgeden de uzaktır.Bedenin sonlandığı ,bacakların yerle temas ettiği en alt seviyede,göz hizasının çok aşağılarında, görünmesi giyilen çorap ve ayakkabılar nedeni ile güç olan,haz açısından neredeyse duyarsız  bir bölge…Yerle teması nedeni ile kolayca kirlenen ve özellikle eğilip bakmasak çok az göreceğimiz bir uzuv bir arzu nesnesi haline nasıl geliyor?Psikanaliz asıl haz nesnesinin yerine fetiş nesnesinin geçirilmesini bir kaydırma mekanizmasının çalışmasına bağlıyor. “Yer değiştirme” (displacement) denilen mekanizma sayesinde kabul görmesi mümkünsüz bir bölgeye olan ilksel aşk söz konusu.Örneğin anal bölge ile ilgili uğraşlara  ya da neredeyse eşcinsel yönelimli görünen bir fallik düşkünlüğe bakalım.Bu sinir bozucu bölgeler (!) ile ilgili eylemler ebeveyn tarafından kınanıp,yasaklanınca bedenin yine kısmi nesne statüsündeki bir başka bölgesine yöneliniyor..Kınanma tehlikesi olmadan dokunması mümkün hatta buralara dokunulması halinde ebevynlerin aldırışsız davrandığı ,küçük cinsel faille  şaka yapıp eğlendikleri bölgeler buraları.Çocuk yaptığı şeyin içinde cinsel nitelikte haz uyandırdığını ve esasen masumiyet görünümü altında ebeveyni atlatan hileli bir yola başvurmuş olduğunu biliyor.Farkında olunsaydı ensest tabusuna toslayacak olan hileli faaliyetinden ötürü “gizlilik ve suçluluk” duyguları hissetmeye başlıyor.Çocuğun arzularını erişkin diline  çevirseydik,ne duyardık?:”Teyzeciğim, sen masumca ayaklarına dokunuyorum sanıyorsun oysa ben onlarla tatmin olduğum hayalini kuruyorum”

Burada bir tür “gözetlemecilik” (voyerizm) de var işin içinde.Bu gözetlemeciliğin radikal şekli tuvaletlerini yapan erişkinleri hatta bazen  başka çocukları gözetlemek biçiminde sergileniyor.Burada haz veren “dokunma” duyumunun yerine  görme hazzı,“bakış” duyumu geçmiş oluyor.Bakma arzusunun kimi zaman tersine,bakılma arzusuna dönebildiğini biliyoruz.İşte eksibizyonizm de (teşhircilik) bu tersine dönmenin ürünüdür.Böylece teşhirci başkalarının örtük-fetişistik bakma,izleme arzularını ortalık yere seren bir ajan olarak “bakanın duyumsadığı hazzı” ortaklaşır..

Üriner sistemin yani idrar yollarını ilgilendiren düşlemlerin fetişistik karakter alması ,anal impulsların “kirlilik” standardı ile ilgili ayrıca sanırım sado mazoşistik bir kaliteye de sahip. Şüphesiz sado mazoşizm ile fetişizm arasında-şart değil ama- kimi  ilişkiler var.Çocuğun erken haz duyumsamalarından birisi “üretral haz” denilen ,işerken duyduğu hazdır.Bu haz oldukça sınırlı ancak ensestiyöz tabiatı, gizlilik unsuru ve yasaklamanın akıl edilemediği  gözden kaçan şekli hazzı artıran faktörler oluyor.

Sadizm-mazoşizm ve  fetişizm

Freud acı duyumunun cinsel uyarılmaya yol açabildiğini ve cinsel haz uğruna acı duyumunun hazsızlığına katlanılabildiğini düşünerek mazoşistik eylemin sadizmden önce geldiğini ileri sürmüştü. Bir kez cinsel içgüdü mazoşistik bir doyuma yönelmişse,aynı kişi sadistik eylemlerde bulunarak zulmettiği kişinin acısını paylaşma yoluna  yönelebilirdi.Ancak sadizm cinsel içgüdünün ilk amaçlı eylemlerinden sayılamazdı. Bu bakış açısı ile tüm sadistik eylemler ,mesela hayvanlara uygulanan şiddet açıklanabilir mi,bilmiyorum.Bir canlıyı öldürmekten , yaralamaktan yahut kanibalistik öğelerin devreye girdiği bir faaliyetten  duyulan zevk, sıradan ağrısal uyaranın acı üzerinden ateşlediği cinsel zevk ile karşılaştırılamaz herhalde.Bu gibi durumlar için birikmiş saldırgan-yıkıcı duyumların hatta psikotik algı ve düşüncelerin uyarıldığını düşünebiliriz.Ancak cinselliğe dair olupta şizofrenik düşünce-duygulanımın içine dahil olmadığı haller için Freudun getirdiği açıklamalar gayet tatmin edicidir.

Çocuk ,ebeveynin verdiği acıdan başka çıkar yolu yoksa haz almayı öğrenmiş olabilir.Örneğin  viktorya çağının ebeveyninin ahlaki terbiyesinden  geçen bir çocuk önce maruz kaldığı zulümden  doğan mazoşistik zevkler ile tanışacak ,sonrasında ise saldırganla özdeşleşme yolu ile kendisi de benzer sadistik faaliyetleri ailesine  uygulayacaktı.

Sıradan cinselliğin içinde her zaman sado mazoşistik öğelerin bulunduğu bilinir.Bu vaziyet yukarıda belirtilen “kaçınılmaz durum karşısında saldırganla özdeşleşme” mekanizması ile açıklanamaz. Gözlemler cinselliğin içine sızan bir miktar saldırganlığın doğal olduğu yönündedir.Erkeğin saldırganlığı, “intruzivite” (girginlik) olarak tabir edilen  erkeğin  uzvunun kadın bedenine dahli noktasında olması gerektiği gibi olup, normaldir.İntruzivite,sosyal anlamda erkeğin iktidar arayışı ve sertliği (cinsel ilişkinin gerçekleşmesi için uygulanması gereken olağan şiddet) anlamında da kullanılmakta.Erkeğin sadizm tahayyülünde, kadın bedenini ele geçirmek ve zamanında ebevynleri için kurduğu hayallerde olduğu gibi ,kadın bedenini kendi bedeninin bir uzantısı ya da arzularının kölesi haline getirmek vardır.Kadın ise erkeğin iktidar arayışına meydan okuyan ,onu ele geçirdiğinde ezebilecek bir kıskaca benzeyen cinsel uzvu (vaginası) ile karşı saldırganlık gösterebilir.Erkeği vaginasından ayrılmasına izin vermeyerek bir uzantı haline getirmek,kendi arzularına tabi kılmak ister.Bu şekilde fallik gücü elde eder.Erkeğin korkusu bu esnada kadının vaginası arasına sıkışıp erkekliğini yitirmesidir (kastre olmasıdır). Bu tarz bir üstünlük gösterisinde kadına kimi zaman sivri topuklu ayakkabılar gibi delici,yaralayıcı aksesuarlar ve askeri bir kampta esir ya da komuta altında bulunduğu hissi uyandıran deri çizmeler yardımcı olabilir.

Bir cinsel aktivitede haz duyumu yarattığı kadar , saldırganlık duygularının boşalımına yönelen  impulsların bulunması normaldir.Anormallik ölçütü ,iki tarafın haz aldığı cinsel faaliyeti sabote edecek surette cinselliği tekeline alan sadomazoşistik-fetişistik karakterdir.Modern zamanların öncesinde cinsel faaliyetin üreme temelli icrası Tanrının isteği olarak doğal addediliyor ve sonu bildik yolla döllenmeye varmayan ilişki biçimleri -özellike eşcinsel ve fetişisitik olanları- reddediliyordu.Bu gün cinsel aktivite için normalite kriteri böyle değil.Psikiyatri ,çiftin arasında kalan ve karşılıklı rızaya dayanan hiçbir cinsel aktiviteyi patolojik olarak görmemektedir.Bu birkaç yüz yıl öncesine kadar toplum ahlaki bakımından kabul edilemez pratikleri içerebilir.Ancak günümüzde ahlaki standartların oldukça görecelileştiği bir gerçektir.Ahlaki standartlar bu denli göreceliyken psikiyatrinin bir ahlaki kurum olarak ortaya çıkıp,değerler koyması beklenemez.Bu bakımdan psikiyatrinin değerlendirmeleri ahlaki değil cinsel aktivitenin işlevselliği yönünde olmaktadır.

Print Friendly
Bunlarda ilginizi çekebilir:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>