Modern hayat ve idealler-Dr Can Güngen

Aydınlanma çağının alameti farikası insanın üstünde,ötesinde boyun eğmesi gereken tanrısal bir gücün olmadığına ikna olmasıdır.Bilim adamı,yazar ve düşünürlerde başlayan bu kanaat zamanla kapsamı ortalama insanı da içine alacak şekilde genişledi.Önce ticaret sonra sanayi burjuvasinin sanat ve düşünce camiasındaki aydın insanları finansal olarak desteklediği biliniyor. Bu destekte bilimin dünyanın ve evrenin  tanrısal olmayan bir modeline dair ortaya koyduğu kimi somut kanıtların payı var.Ancak bu kadar değil. Burjuvazi hiç kuşkusuz kilise ve aristokrasi ile  ekonomik ve siyasi bir iktidar mücadelesi içerisindeydi.Bu mücadele esnasında rakiplerinin güç aldığı ilahi dayanak noktalarını yıkmaya yönelik çabalara dolaylı,dolaysız destek verdi ,biliyoruz.Ve sonunda kapitalizm çağında insana dair her şeyin metalaşmasına izin verecek şekilde “haz arzusunun” önündeki tüm engeller temizlendi.Aydınlanmanın argümanı “her şeyin ölçüsü insan” idi.Bu etik bir duruştu ancak söz konusu ifade pazar ekonomisinin diline çevrildiğinde “her şey insanın haz alması içindir” e dönüştü. İnsanın haz almasının önündeki uhrevi ve ahlaki hemen her türlü engel etkisizleştirildi ve haz almasına yarayacak her şey alınıp satılır hale,yani meta haline getirildi.Gayet tabi bunca metanın üretilmesi için de durmaksızın çalışmak gerekiyordu.

20 yy başlarında objektif,deneye dayalı önermeler kurabilmesi bakımından gerçek bilim sayılan “davranış psikolojisi” insan davranışlarını güdüleyen temel mekanizmanın “ödül-ceza” mekanizması yani “sopa-havuç” olduğunu ortaya koymuştu.Günümüzde emekçi sınıftan ortalama insanın içine düştüğü hal tam bir paradokstur.Dev kapitalist üretim makinesine hizmet etmek için asketik bir ruhla tam gün çalışır ve çalışmasının meyvalarını toplamak için bütçesinin yettiği ölçüde “haz” imkanlarını zorlar.

Haz mı,asketizm mi?Modern hayat yerine göre her ikisi diyor.Burada bazı sorunlar var.Modern hayatın dikte ettiği yaşam biçimi öncelikle etik bir dayanağa sahip değil.Önerdiği yalnızca pragmatik bir yaklaşım.Pragmatizm modern hayatın tüm unsurlarına derinliğine nüfuz etmiş durumda. Örneğin eğitim dünyasına hakim olan ve öğrencilerin eğitim sürecini algılama tarzını belirleyen toplumsal paradigmaya bakalım. Neden eğitim görüyorum diye soran bir öğrenciye aile ve öğretmenleri tarafından verilen cevap “0rta eğitimi bitirecek ,üniversiteye devam edecek ve daha iyi bir iş bulacaksın” şeklinde oluyor.Oysaki bu yanıt gerçek bir  ideali işaret etmiyor ve tamamen pragmatik.Bir adım ileri gildiğinde,iş bulunca ne olacak diye sorulduğunda ne cevap verilecek? Çocuk daha iyi,daha mutlu ,daha özgür,daha toplumsal olacak ,hayatı “yaşamaya değer görmesi bakımından” onaylayacak mı, yoksa tam şimdi eğitim sürecinde yaşadığı “sopa-havuç” zorlantısının biraz daha sert ve zorlayıcı bir versiyonunu tecrübe etmekle mi yetinecek?

Etik sorun işte burada ortaya çıkıyor.Pragmatizm çok genel bir ifade ile insanların hedefe doğru giderken ahlaki sorunlara  takılmamaları demek.Oysaki hedef ne? Haz ve acı ,yalnız başlarına bir hedef olarak değerlendirilemez.Zira bunlar insan davranışını koşullayan nöral temelli duyumsamalardır ve ancak araçsal bir öneme sahiptirler.Örneğin insan “cinsel haz duyumunu” daimi kılmak için evlenmez,evlenmek önce kültürel olarak arzu edilen bir olgudur.Bir yaşam tarzıdır , aile kurmak,geçimini sağlamak,çoluk çocuk sahibi olmak bir tür idealdir.Haz-ve hatta acı- ise bu idealin gerçekleşmesi esnasında yaşanan fizyolojik duyumsamalardır.Evliliğin “haz fetişizmi” içerisinde algılanma olasılığını nasıl düşünemiyorsak , çocuğun eğitim sürecinin etik dayanağının sınavlarda başarılı olup ilerde daha iyi iş bulmak olduğunu da düşünmememiz ,eğitimi “sınav ve iş fetişizmi” algıları dışında tahayyül etmemiz gerekir.Eğer çocuğa mesela ,eğitimin onun “özgür ,iyi ,estetik zevklere haiz ,kendisinden başkalarını da düşünen toplumsal bir insan” olmasına yarayacağını söyleyebiliyor ve bu ilkelere uygun şekilde düzenleyebiliyorsak çocuğa bir ideal kazandırmış oluruz.İşte böylesi bir ideal “asketik ve hedonik yönlendirmelerin” dışına çıkabilen etik bir yönlendirme olurdu.

Oysa böylesi idealler koymanın hayalcilik,delilik, boş konuşma ya da fazla iyi niyetli olma anlamlarına gelebileceği kapitalist bir dünyada yaşıyoruz.Bu dünyanın bugünden yarına kolayca değişme ihtimali yok.Ne var ki gelecek zaman zarfında herhangi bir değişim olacaksa  bugün  atılan düşünce tohumları nın etkili olması beklenebilir.

Modern bireyin yaşamakta olduğu “anlamsızlık bunaltısını” tamamen bir varoluş ya da kader bunaltısı olarak yorumlaması yerinde bir yorumlama mıdır? Yaşantılanan anlamsızlık deneyimi kısmen içine sürüklendiğimiz varoluşsal boşluğun sonucu.Ancak bunun ötesinde bana açıkça  “araçsal aklın” toplum üzerinde egemenliğini  ilan etmesinin ürünü gibi de görünüyor.Modern insan “varlığını koşulsuz dayatan,kendi kurallarını kendisi koyan sermayeci düzenin” baskısı altında etik yönelimini kaybetmiş bir insan türüdür.Anlamsızlık duygusu etiğin,ideallerin kaybı ile “haz-acı” ve “üretim-tüketim” ekseninde içine düşüp çıkamadığımız bir anaforun  etkisidir.

Ve cevap verilmesi gereken iki soru var.Üretim ve tüketim fetişizminden çıkmak mümkün mü,hangi şartlarda mümkün? Ve ikincisi “ölmeyecek gibi çalışma” ülküsünün yerine hangi etik değerleri, idealleri benimseyebiliriz .İlk soruya ben olumlu cevap veriyorum.Sürecin fetişistik karakterini her gün daha fazla sayıda insan fark etmeye başlıyor.Ancak insanlar da doğaya ve yaşam şartlarına karşı yeterince korunmuşluk duygusu henüz gelişemedi diye düşünüyorum.Gerçi bu duygunun gelişememesi sermayeci düzene içsel bir mesele.İnsanların kendilerini sürekli tehdit altında hissetmesi gerekiyor ki sistem onları zorlayarak en verimli konumda çalıştırabilsin.Bu yüzden önce insanların yaşadıkları “tehdit algısı” üzerinde düşünmeleri lazım.Eğer tehdit algısı sahip olunan şeylerin daimi olarak korunması ve artırılması düzeyinde çalışacaksa çaresi yok,sonuna kadar hissedilecek.Fakat,bundan iki bin dört yüz yıl önce Epikürosun yaptığı gibi zorunlu ve doğal olmayan ihtiyaçları eleyerek bakmayı başarabilirse bir şeyler farklılaşabilir.Tüketim talebinin yoğunlaşmadığı alanlarda üretiminde sınırlanacağını düşünebiliriz.Bu değişim için salt ekonomik olmayan böyle bir düşünce seviyesinde hareket eden insanlara ihtiyaç var.İdeali dile getiren  düşünce insanları ve bu ideali içselleştirebilen insanlar.Bu insanların aralarında kurdukları yapı kooperatifleri,zirai birlikler vb bireysel birikimlerin –kuşkusuz bankalar yoluyla- büyük sermaye havuzuna dönmeyip ,kar değil ihtiyaç zemininde hareket etmesini sağlayabilir.

İdealler konusunda üretim-tüketim sürecindekine benzer devrimci bir görüş geliştirmek zorundayız.Bu konuda insanlığa belki en fazla yardımcı olacak filozof Nietzschedir diye düşünüyorum.Zira ölümlü insanın yaşamın trajik gerçekliği karşısında paniğe kapılmadan , akılsızca yollara savrulmadan ayakta durabilmesi için gerçekten de üst insana doğru evrilmesi gerekir. Tevekkül anlayışına  esrimenin karıştığı ebedi dönüş uğrağıdır bu.Evet,istenç kutsanabilir zira istençten gayrı elde kutsanabilecek değer yoktur.Bahsedilen istenç “kar etme,çıkar sağlama, insansal mücadelede üstün gelme” istenci filan değildir kuşkusuz.Yaşam istencinin ,yaşamın verdiği Dionysosça esrikliğe duyulan özlemin ,semavi dinlerin temsil ettiği ölüm istencine galebe çalması,yaşamın onaylanmasıdır..Bunu öğretecek,anlatacak olan da felsefe ve sanattır tabi,başta müzik ,plastik sanatlar , edebiyat ve insan düşüncesinin tarih boyunca  aktığı mecraya  bakmaya olanak sağlayan felsefe… O halde eğitim söz konusu olduğunda ,felsefe ve sanatlar ana branşlar olmalıdır.

“Yaşamın onaylanması” bir ideal olabilir dedik.Bu ideal yaşamın dışında aksesuar niyetine ona iliştirilen ,üretimcilik, stokçuluk ,yarışmacılık ,savaşkanlık gibi ideallerin de olumsuzlanması demektir.İnsanın kendi yaşamını onaylaması ,başka insanların da yaşamlarını onaylaması demektir.Böylesi paylaşılmış bir insanlık idealinin deneyimde belirleyici olması yaşam algımızı bütünü ile değiştirebilir.

Print Friendly
Bunlarda ilginizi çekebilir:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>