Doğurmak isteyen adamın hikayesi

Yürüyen Kelimeler-Eduardo Galeano

Çitlembik yayınları s 148-155

Desenler:D.J.Borges

Kadınlar? Bir alt ırk, siyahlar gibi, fakirler, deliler gibi. Çocuklar gi­bi özgürlük yetisinden yoksun. Ağlamaya ve bağırmaya yazgılı, hemcinsleri hakkında kötü konuşmaya, her gün saçlarını ve fikir­lerini değiştirmeye. Yatakta ve mutfakta nadiren zevk verirler, onun dı­şında daima can sıkarlar.

Don Seratico her zaman açık sözlü bir adam oldu. Ama şimdi yılların alacakaranlığında koyu bir bulut düşüncelerine gölge düşürüyordu. Şu Havva kızlarında ona küçük düşürücü ve acıma uyandırıcı gelmeyen bir şey vardı. Kabul etmek çok zor olsa da onları kıskanıyordu: Kadınların içinde yaşanabiliyordu, onun değil; kadınlar iki can olabiliyordu, o değil.

Don Seratica ona pek çok zevk ve şans sunan hayattan şikayet etmiyor­du, ama o asla doğurmamıştı, diğerlerinin ayrıcalığı onu öfkelendiriyordu. Bir hamilelik deneyimi yaşamadan bu dünyadan gitmeye hiç niyeti yoktu.

-Bir oğlan doğuracağım, diye and içti, ya da en azından bir kız.

Aynı günlerde, o civarlardaki bir dağda bir başka yemin edildi. Av­cılar tuzaklarını kurmuştu ve kaplan kapana kısıldı. Kaplan, bir dalda asılı salınıp duran bir maymuna yardım etmesi için yalvarı­yordu, ama maymun tereddüt ediyordu. Kaplan havayı öperek yemin etti:

-Senin kölen olacağım.

Maymun kapanı açtı ve gittiler. Kaplan önden gidiyordu, yolları açıp maymunun ayak basacağı yerleri süpürerek. Maymun dinlenmek için oturduğunda, kaplan bir muz yaprağıyla onu yelpazeliyordu.

Don Seratico, Dona Juana Obanla’nın dükkanına girdi, kadının ayaklarına banknotlardan bir kule koydu ve ona bir kadın iste­mediğini, ama bir koca da istemediğini, ne de denizci bir sevgili ya da Kutsal Ruh istediğini söyledi.

Juana Obanla Camajuani’nin büyücüsüydü. Ne deniz kabukları vardı, ne de iskambil kağıtları, ne de kristal küresi; kısmet haberleri veriyor, talihsizlikleri teselli ediyor ve olmazı olur kılıyordu.

Büyücü kadın başını kaşıdı ve düşündü. Kafasında düşünceleri geviş getirirken dalıp gitmişti, çocukların düşler ve karabasanlarla aynı malze­meden yapıldığını hatırlayıncaya dek. O zaman şurubu hazırladı: yedi kaşık karbon, on yedi kaşık hidrojen, bir nitrojen ve üç oksijen.

B ütün gün boyunca kaplan sadık bir uşaktı. Ama gece olunca ke­di soyundan gelen, maymun soyundan gelenin omzuna koydu pençesini. Kucakladığından değil, eliyle yokluyordu, göğsünü okşayarak, biz kaplanlar sadece ayı, o da geceye acıdığımız için yeme­yiz, diye anlattı durumu. Maymun hemen, hepatitli, sıtmalı, frengili ve aidsli etimin sana pek faydası olmaz, diye açıklama yaptı. Bir şeyden ölmek gerek, diye düşünüyordu kaplan, maymun sıvışıp bir sıçrayışta gözden kaybolurken.

Dokuz ay geçti.

Don Seratico’nun karnında hiçbir oğlan ya da kız çocuğu yok­tu, ama iki yüz yetmiş günlük aralıksız koşturmacanın sıkıntısı yüzünden mahvolmuştu

Daha başını yastığa koyar koymaz, gözlerini kapatır kapamaz, uykusunda onu zayıf düşüren maceralara mahkum oluyordu: ya bütün gece hiç durmadan onu adım adım takip eden deli bir tre­nin önünde koşuyordu, ya aşağıda timsahlar ağızlarını açmış onu beklerken o sabunlu bir sı­rığın üzerinde yürüyordu, ya da bütün geceyi hanımefendimiz Caridad del Cobre’nin mahiye­tindeki on bir bin bakireyle aşk yaparak geçiriyordu, tek tek üzerine tırmanıyor, önünde göbek atıyor ve sırayla çırılçıplak kollarına atılıyorIar­dı.

Acınacak halde uyanıyordu. Güç bela lavaboya kadar sürünüyor, musluğun ağzından su yerine kelimelerin ya da sürüngenlerin fışkıracağından korkarak, yüzünü soğuk suyla yıkıyordu.     .

Dokuzuncu ay fundalığı aydınlattığında, kaplan ve maymun cılız­laşmış ve tükenmişlerdi; ama çizgili avcı, kaçak akşam yemeği­ni aramaktan vazgeçmiyordu. Adımlarının sesi yorgun gelse de kuru yaprakları çıtırdatabiliyordu. Kulakları ölümcül kıpırtıyı duyabilmek için dikilirken, sessiz kükremeleri kaçağı çağırıyordu; ona ıslatmak için tükürük sunuyordu, kıstırmak için dil ve öğütmek için azı dişi. Böyle geçti günler; renkler zamanı ve böyle geçti geceler; kokular zamanı.

Artık Don Seratico’nun iki sorunu vardı: hala doğum yapamamıştı ve sürekli düş görme hastalığından mustaripti.

Şehre gitti, bilime başvurdu. En pahalı doktora iki kişilik muayene ücreti ödedi.

Doktor Bonfin kaşını bile oynatmadan dinledi onu. Don Seratico soyunu devam ettirecek prensi, kadınsız, kendi karnından doğurmaya karar verdiğini açıkladı ve bir erkeğin hamilelik formülüne karşılık sahip olduğu her şeyi vaat etti. Doktor Bonfın uyardı:

-Doğurmak acıtır.

Ağzına bir huni koydu; kıçına da bir tıpa. Hastayı yatırdı ve huniden ağzına kadar hintyağı dolu bir tencereyi boca etti.

O zaman Don Seratico ondan bir türlü peşini bırakmayan karabasan belasına karşı bir reçete istedi. Doktor Bonfin yalnızca ellerini battaniye­nin üzerine koyarak mı, yoksa üstünü kapatarak mı, yumruklarını sıka­rak mı, yoksa elleri açık mı uyuduğunu sormakla yetindi.

Don Seratico bir daha hayatı boyunca gözkapaklarını kapamayı hiç başaramadı, amq o öğleden sonra muayenehaneden ileri derecede ge­be olarak çıktı.

Düşmanından yeterince uzak bir mesafede, maymun siesta yap­mak için bir ağaç dalına uzandı.

Insan iniltileri duyduğunda siesta yapıyordu. Başını uzattı: Dal­ların altında çömelmiş bir adam vardı. Yere değen kocaman karnıyla Don Seratico inliyordu; ateş terliyor, buz terliyordu. Maymun aşağı kay­dı, görüntüyü seyretmek için sessizce yere oturdu.

Tıpa fırlayıp da küre patlayınca bir gökgürültüler gökgürültüsü dün­yayı titretti ve maymun yerinden sıçradı.

Don Seratico, havası inmiş, yere devrilmiş, başını kaldırdı ve onu gör­dü. Ve gözyaşları içinde sızlandı:

-Biraz çirkince, ama kime ne!

******

Doğum üzerine pencere

Iki canlı kadın, ne zaman, ne doğuracağını bilir. Ayın ve bedenin söylediklerinden ne zaman olacağını bilir; düşlerin söylediklerinden ne olacağını. -

Düşünde ipler ya da küpler görürse kızı olacak. Düşünde metaller, şapkalar ya da yumurtalar görürse oğlu olacak.

Vakit geldiğinde kadın diz çöker, saç bağını açar, bir yudum içki içer ve dizlerinin üzerinde doğum yapar.

Oğlanın ya da kızın küçücük elleri bir çapaya,bir baltaya ve bir maçetaya dokunur. Anne ocağın kurumuyla kafasının ortası­nı işaretler.

Göbek bağı en yüksek ağacın dallarına bırakılır. Chamula’da böyle doğulur.

Print Friendly
Bunlarda ilginizi çekebilir:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>