Aristoteles (MÖ 384-322)

Aristo

Babası Büyük İskenderin dedesinin doktoru olan Aristo, Platon’un Akademia’sında eğitim gördü. Yirmi sene burada kalan Aristo Platon’un ölümünden sonra Büyük İskender’e hocalık yapmakla görevlendirildi. Büyük İskender’in himayesinde felsefe ve bilimler ile rahatça uğraşma imkanı buldu.Akademia’nın karşısına Lykeion bahçelerinde kendi okulunu kurdu. Bahçede dolaşarak öğrencilerine ders vermesi ile ünlüydü.

Antikçağ Yunan düşüncesinin bilmediği yepyeni bilimler kurdu: Mantık, gramer, jeoloji, botanik, anatomi, psikoloji, retorik, politika, mantık üzerinde çalıştı. Büyük İskenderin ölümünden sonra himayesiz kalan Aristo eski yunanda rastlanan klasik bir suçlama olan “dinsizlik” suçlaması ile karşılaştı ve Atina’dan kaçmak zorunda kaldı.Bir yıl sonra da öldü.

Aristo, epistemoloji konusunda Herakitos ve sofistlerden kaynaklanan kafa karışıklığını gidermekle işe başladı. Heraklitos her şeyin bir değişim, oluş ve akış içinde olduğunu söylemişti. Sofistler ise bilginin de doğa gibi değiştiğini, mutlak bir bilgiye ulaşılamayacağını ileri sürmüşlerdi.  Aristo ise dünyayı bir gerçek olarak kabul etti önce. Sonra bilginin olanaklı olduğunu, kesin bilgiye ulaşılabileceğini ileri sürdü. Zira eski uygarlıklardan beri matematik ve geometri konularında bir çok buluş yapılmış,gelişme kaydedilmişti.

Aristoya göre hiçden varlık çıkmaz, hiçlik varlığı önceleyemez. “Ex nihilo nihil fit” Aristo’ya ait latince söylenmiş bir ifadedir. “Hiçten ancak hiç çıkar” anlamına gelir.

Sheakespeare “Kral Lear” oyununda da benzer bir repliği kullanmıştı (“nothing comes from nothing-yokluktan ancak yokluk çıkar, varlık çıkmaz.

Lavoisier’in 18. yy.da “doğanın tüm işleyişlerinde hiç bir şeyin yoktan var edilmediği, tüm deneysel dönüşümlerde maddenin miktar olarak aynı kaldığı, elementlerin tüm bileşimlerinde nicel ve nitel özelliklerini koruduğu gerçeğini tartışılmaz bir aksiyom olarak ortaya sürebiliriz.” sözünün öncesinde henüz bilimlerin yeterince gelişmediği bir dönemde Aristo’nun bu ifadesi dikkat çekicidir.

Antik Greklere göre “olmayan hiç değildir, olmayanda varlıktan hala bir şeyler vardır. Olmayanda varlık derecesi azalmıştır.” (kötülük Platinosa göre iyiliğin eksikliğidir) Varlık asla tümüyle yok olmaz. Aksi halde hareket olmazdı.

Aristo özellikle Geometriden çok etkilenmiştir. Geometri formlar üzerinden yürütülen bir etkinliktir. Formlar arasındaki ilişkiler akıl yürütmeler ile gerçekleştirilir. Aristo geometride olduğu gibi (içeriğinden soyutlanmış) formların tespiti ile düşüncenin ilerleyişinin kurallarının belirlenebileceğini ileri sürdü.Böylece uslamlama ilkelerini(mantık) araştırdı. Tümdengelim yoluyla kesin bilgiye ulaşılabileceğini ileri sürdü

Böylece Aristo dikkatini bilimlere verdi. Felsefe ve bilimler olguların nedenlerini açıklama görevi görüyordu .İnsanı diğer hayvanlardan ayıran özellik Aristo’ya göre duyum ve deneyden gelen tümel yargılara varma yetisiydi. Bu yetenek insanın bilim yapmasını sağlıyordu. Deneylerden yargılara (tümevarım) ve oluşan yargılardan deneylere (tümdengelim) geri dönülebiliyordu.

Aristo’nun ,dünyayı Platondan farklı olarak gerçek olarak kabulü,nedenselliğe verdiği önem ve nedenleri bulmak için bilimi kullanması,tikelden tümele uzanması (tümevarım) ve bilgiyi genelleştirmesi onu gerçek anlamda çağdaş bilimin babası haline getirmektedir.

Aristo için hakiki bilgi deneyim yolu ile ulaşılan tümel önermeye dayalı bilgidir. Tümevarımsal bilgi “varsayımsal özelliktedir”. Zira tümevarım için gerekli olan tüm tikel olguları tüketmek mümkün değildir. Örneğin “bütün kuğular beyazdır” önermesini doğrulamak için bütün kuğuları saymak mümkün değildir. Ancak olasılıklı olarak bu sonuca varılabilir. Dolayısı ile tümevarım kesinlik içeren mantığın değil bilimlerin yöntemidir.

Aristo’nun ontolojisiAristo hocası Platon’un ideayı (öz-özdek) varolandan ayırıp başka bir düzleme yerleştirmesine karşı çıkar. Ona göre öz (töz) ve varlık bir olmalıdır.Madde belirsizliktir (imkandır-prima materia) , form (biçim) ise onu benzer şeylerin oluşturduğu sınıfın bir üyesi yapar.

Varoluşu açıklamak için Aristo dört etkenin bilinmesi gerektiğini ileri sürdü.

1.Oluş için madde(özdek) gereklidir.
2.Oluş maddenin biçim (form) almasını gerektirir.
3.Oluşan şeye bir etki eden(devindiren) gerekir
4.Oluşun bir amacının (erek) olması gerekir.

Her özdek bir dynamis’tir (imkan), özdek biçime dönüşecektir.Onu energheia (gerçek) kılmak için bir kinesis (hareket-devinim) gerekir.Bu görüşler Aristo’nun düşüncesinin temelini oluşturan nedenselliğin bir gereğidir. Öyleyse öyle bir devim olmalı ki, kendi kendisinden önce bulunmasın ve ilk devindirici (Yu. proton kinoun) olsun. Bu ilk devindirici, biçimlerin biçimi olan bir noesis noeseos’tur (düşünmenin düşünmesi) ve tek sözle Tanrı’dır (Theos).

Devindiren–>Devinim(kinesis)–>Gerçek(energheia)

Ancak 2-3-4. maddeler birbirleri ile ilişkilidir ve tek bir maddeye indirgenebilir.O yüzden Aristo’ya göre oluş için zorunlu olan madde ve formdur.

Aristo’ya göre evren(kozmoloji)

Evren iç içe geçmiş saydam kürelerden oluşmuştur.Gezegenler bu kürelere çakılıdır.Küreler döndükçe gezegenler de döner.İlk dönüş hareketini ise sabit yıldızlar küresinin dışında ,evrenin çevresinde bulunan “kendisi devinimsiz ilk devindiren” yani tanrı vermiştir.

Evrenin merkezinde yer bulunur.Sonra Ay küresi,sonra sırayla Merkür, Venüs, Güneş, Mars, Jupiter ve Satürn küreleri bulunur. En dışta sabit yıldızlar küresi vardır. Bu küre yetkin varlık küresidir ve evreni çevreler. Aristo,evreni oluştuğu unsurlara göre ikiye ayırır. Ay altı ve ay-üstü… Ay üstü kısmı mükemmel bir doğaya sahip olan saydam bir maddeden-eterden oluşmuştur. Ezeli ve ebedi bir mükemmelik söz konusudur. Burada oluş ve bozuluş mümkün değildir. Sadece yer değiştirme (lokomotion) söz konusudur.

Ay-altı evren ise oluşun ve bozuluşun gerçekleştiği yerdir.Dört maddeden oluşur. Yerin merkezinde en ağır element olan toprak, onun üstünde topraktan hafif olan su,daha yukarıda hava ve en üstte ateş bulunur. Bunlar elementlerin doğal yeridir ve değişmez.

Varlıkların mükemmeliyetleri de yerin merkezine olan uzaklıkları ile değişir. Bir varlık yere ne kadar uzaksa o kadar mükemmeldir. Sabit yıldızlar o yüzden mükemmel ve yer de mükemmel değildir.

Aristo’nun fikirlerinin Hıristiyanlığa etkisini kolayca görebiliriz.Tanrı’nın nedenselliğin gereği , ilk neden olarak olması gerektiği,evrenin çevresinde tek bir göksel bir varlık olduğu,evrene ilk hareketi verdiği (Descartes’den itibaren kuraları koyduktan sonra dünyaya müdahale etmediği) düşünceleri Aristo’dan itibaren düşünülmeye başlamıştır.Ay üstü dünyadaki mükemmellik ve dünyadaki varolma-bozulma olgusunun orada geçerli olmayışı Hıristiyan dünyada cennet kavramının şekillenmesine yol açmış olabilir.

Print Friendly
Bunlarda ilginizi çekebilir:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>