Ludwig Feuerbach felsefesi

Feurbach

Klasik Alman felsefesinin son temsilcisi sayılan Feuerbach ,Heidelberg üniversitesini bitirerek teolog oldu.Hegel’den etkilenerek Berlin üniversitesinde Hegel’in derslerine devam etti.Ancak önceleri Hegel taraftarı iken sonradan düşüncesini değiştirmiş ve Hegel’i eleştirmiştir. Feuerbach (Marx ve Engels ile birlikte) Hegel’in ölümünden sonra ayrılan iki Hegel taraftarı gruptan birisine “Genç Hegelcilere” dahil edilir.

1839′da “Hrıstiyanlık Özü”nü yayınladı. O sıralarda ki Hegel tartışmaları Hegel’i idealizm ve mateyalizm alanına yakın bulan görüşler arasında bir çekişme şeklinde sürüyordu. Genç Hegelciler daha tutucu olan Hegel yandaşlarına göre Hegel’in materyalist bir yorumunu yapıyorlardı. Feuerbach dinin doğasının antropolojiye dayandığını ileri sürer.

Feuerbach “Gelecek Felsefesinin İlkeleri” eserinde de “her şeyin temelinin doğa olduğunu,doğanın dışında hiçbir şey olmadığını ileri sürdü. Her şey gibi, düşüncenin de, doğadan,doğanın bir ürünü olan beyinden kaynaklandığını düşünmekteydi…

L.Feuerbach’a göre tanrı, insan zihninin bir yansıtmasıdır. O’na göre, duyu verilerine konu olan ve böylece dışımızda (bizden bağımsız bir şekilde) var olan nesnelerden farklı olarak dini inancın nesnesi olan Tanrı insanın içindedir.

Feuerbach dinlerin yıkılmasından sonra doğacak yeni dinin “reel felsefe” olacağını ve tanrı sevgisinin yerine “insana duyulan aşkın” geçeceğini söyledi..Din sözcüğü “Latince” kökeni itibarı ile (religare) zaten “bağ” anlamına gelmektedir.İşte yeni dinin bağı bu aşktır. Feuerbach aşkı insanlık için bir ideal olarak görmüştür.. İnsanlar arasındaki sevgi ve bağlılık yeni kurulacak düzenin temelidir.Cinsel aşka özel bir önem verir. Cinsel aşk sevgi,şefkat,dostluk gibi görünümlere bürünebilmektedir. Feuerbach’ın aşkı “idealleştirmiş-kutsallaştırmıştır”. Feuerbach’ın temeli maddeye dayanan bir idealizm benimsediği söylenebilir.

Ahlak hakkında görüşleri

Ona göre “mutluluk eğilimi” insan yapısının doğal bir eğilimidir İnsan, doğarken mutluluk eğilimiyle birlikte doğar. İşte bu yüzdendir ki ahlakın temeli mutluluk eğilimi olmalı,ahlaki değerler bu eğilime uygun olarak düzenlenmelidir.. Ancak mutluluk eğilimi hem insanın kendi “bünyesine-yaşamına” (eylemlerimizin kendimizdeki sonuçları) hem de başkalarının “bünyesine-yaşamına” (eylemlerimizin toplumdaki sonuçları) zarar verici şekilde kullanılamaz..

Feurbach’ın en önemli düşüncesi “yabancılaşma” üzerine olanlardır. Feuerbach,tanrı denilen şeyin aslında insanın kendi düşüncesi ve kendi özü olduğunu söyler.Ancak insan bu özü kendi dışına taşımış ve kendisine dışarıdan bakan bu figüre tanrı adını vererek kendisini ikiye bölmüş ve kendisine yabancılaşmıştır.Böyle bir tanrı düşüncesinden vazgeçmeden insan kendi yabancılığından kurtulamaz demiştir.

Feuerbach’a göre insanın içindeki özü dışa yansıtarak yarattığı figür (tanrı) ile kendisine yabancılaşması (kendi ürününü tanımama ,ona ayrı bir varlık muamelesi yapma)

Marx,Feuerbach’ın yabancılaşma kavramını almış ve farklı bir şekilde uygulamıştır.

Marx’a göre insanoğlunun kendi yaratısı olan makineyi kendinden ayrı bir varlıkmış gibi yaparak fetişleştirmesi (tapınması) sonucu yaşadığı yabancılaşma (kendi ürününü tanımama-ona ayrı bir varlık muamelesi yapma)

Şema Hüseyin Gazi Topdemir’in Felsefe isimli kitabından alıntılanmıştır (s.205-206)

Marx Feuerbach’ın materyalist görüşünden,dini antropolojinin bir konusu olarak görmesinden ve yabancılaşma düşüncesinden etkilenmiştir.

Feuerbach’ın görüşlerini yansıtan kimi alıntılar: Feuerbach:“Geleceğin Felsefesi”

Feuerbach ,Hegel’i devir aldığı spekülatif felsefeyi adeta kendi içinde bir erek haline getirerek sistemleştirdiğini söyler. Hegel’i felsefi bir sanatçı hem de sanatçıların en büyüğü olarak niteler. Feurbach’a göre,felsefi sistem kurucuları bu güne kadar birer sanatçı gibi davranmışlardır.Felsefi sistemler tarihi adeta bir tablolar galerisidir,aklın müzesidir. Betimlemeleri (koyutlamaları) bilimsel sanat duygusunun misli görülmemiş örnekleridir ve kesinlikle nedeniyle aklı eğitmenin ve disipline sokmanın gerçek araçlarıdır. Ancak malesef bu şekilde biçim özleştirilmekte,düşüncedeki varlık başkası için varlık haline getirilmekte,göreli erek asıl erek haline sokulmaktadır.(22)

Hegelci mantık,akla ve güncele getirilmiş,mantık haline sokulmuş teolojidir.Teolojideki tanrısal öz gibi ,mantık da soyu ve simgeseldir.Yeryüzündeki her şey teolojinin cennetinde bulunur,aynı şekilde doğadaki her şey tanrısal mantığın da cennetindedir.(67)

*****

Metafizik içrek bir psikolojidir.Niteliği,duyumsamayı kendi için diye görmek nasıl bir keyfilik,nasıl bir zorbalıktır; sanki duyumsama olmadan nitelik,nitelik olmadan duyumsama olurmuş gibi.
Hegel’in mutlak Tin’i soyut, kendi kendini yalıtlayan sonlu Tinden başka bir şey değildir,tıpkı teolojinin sonsuz özünün soyut sonlu özden başka bir şey olmaması gibi…(67)

Düşünce Hegel’de varlıktır.Düşünce öznedir varlık yüklemdir.Hegel nesneleri kendi kendine düşünen düşüncelerin yüklemleri olarak tasarlamıştır.(76)

Düşünme ile varlık arasındaki gerçek ilişki şudur.Varlık öznedir,düşünme yüklem…(77)

Mutlak Tin,Hegelci felsefede hayalet olarak hala kol gezen teolojinin ölü tinidir.Hegelci felsefeyi terk etmeyen kişi teolojiyi de terk etmiyor demektir.

*****

Sanat ve Din

Hıristiyan tektanrıcılığı,sanatsal ve bilimsel eğitim için gerekli ilkeyi kendinde barındırmamaktadır. Sanatla bilimin kaynağı,sadece çok tanrıcılık-putataparlıktır. Yunanlılar plastik sanatlardaki yetkinliğe,kesinkes hiç duraksamadan yalnızca insan figürünü en yüce figür olarak gördükleri için ulaşmışlardır. Hıristiyanlar şiir sanatına ,ancak Hıristiyan teolojisini pratik olarak yadsıdıkları zaman,dişi varlığı tanrısal varlık olarak yücelttikleri zaman varabilmiştir.

Varoluşçu düşünceleri

Öte dünyaya duyulan inanç kesinlikle şiirsel olmayan bir inançtır.Istırap,keder şiir sanatının kaynağıdır.Sonlu bir varlığın kaybını sonsuz bir kayıp olarak duyan kişi sadece şiirsel ateşin gücüne sahiptir.Artık mevcut olmayan hatırlamanın kederli çekiciliğidir insanın içindeki ilk sanatçı,ilk idealist.Öte dünyaya duyulan inanç ise her çeşit kederi bir zevahire,bir yalana çevirir.(69)

Soyutlamak demek,doğanın özünü doğanın dışına,insanın özünü insanların dışına,düşünmenin özünü düşünme ediminin dışına koymak demektir.Hegelci felsefe,,sistemini bu soyutlama edimlerine dayandırarak,insanları kendilerine yabancılaştırmıştır.(68)

*****

Yabancılaşmadan kurtulma:İnsan/Tanrı

İncilin yerini akıl,din ve kilisenin yerini politika,gökyüzünün (cennetin) yerini yeryüzü (bu dünya),duanın yerini çalışma,cehennemin yerini fakru zaruret, İsa’nın yerini insan almıştır.Artık gökyüzünde bir efendi ve yeryüzünde bir efendi diye ikiye ayrılmamış,bölünmemiş bir ruhla gerçekliğe sarılan insanlar,tezat içinde yaşayan insanlardan farklıdır……..İnsan pratik olarak İsa’nın yerini almışsa insansal özde tanrısal özün yerini almalıdır. S.60

Demokrasiye inancı

Tekrar dindar olmak zorundayız.Politika dinimiz olmalıdır….Devleti öznel açıdan yorumlarsak,o zaman insanların sadece tanrıya inanmadıkları için, bilinçsiz, iradesiz, fiili şekilde dinsel inançlarını yadsıdıkları için bir araya geldikleri ortaya çıkar. Devletlerin kuruluş nedeni,tanrıya inanç değil,tanrıdan kuşku duyulmasıdır.İnsanının tanrıya olan inancından çok insana olan inancı bize devletin kökenini öznel olarak açıklar….Devlet tüm realitenin simgesidir,insanın yazgısıdır. Devlette biri diğerini temsil eder,tamamlar,benim yapmadığımı bilirim ki başkası yapabilir. Ben yalnız kendimi düşünmem,doğadaki güçlerin tesadüfüne bırakmam;başkaları beni düşünür genel bir sistem çevremi kuşatır,bir bütünün parçasıyımdır.

(Gerçek) devlet,sınırsız,sonsuz,hakiki,mükemmel,tanrısal insandır.Devlet her şeyden önce insandır.Devlet,kendisi hakkında karar veren,kendisi için davranan mutlak insandır…… Demek ki fiili ateizm devletleri birbirine bağlar;insanlar devletlerin içindedir,çünkü tanrısız oldukları için devletin içindedirler,insanlar için tanrı devlettir,bu yüzden devlet haklı olarak kendisine ululuk payesini biçmektedir. Devletin bilinçsizce temeli ve bağı olan fiili ateizm,bizlerin bilincine çıkmıştır…..(61)

Spekülatif ve reel felsefe

Teolojinin gizi antropolojidir,spekülatif felsefenin gizi ise teolojidir. Genel teoloji ile spekülatif teoloji arasındaki fark şundan ileri gelmektedir. Genel teoloji tanrısal özü,korku ve anlayışsızlık yüzünden öbür dünyaya göndermişken,spekülatif teoloji bu dünyaya getirmekte,yani canlandırmakta,belirlemekte,gerçekleştirmektedir.

Modern spekülatif felsefenin kurucusu Spinoza’dır,Schelling yeniden canlandırıcısı,Hegel de tamamlayıcısıdır.

Kamutanrıcılık(panteizm) teolojinin (ya da tanrıcılığın) zorunlu neticesidir, tutarlı teolojidir. “Ateizm” ise kamu tanrıcılığı zorunlu neticesidir,tutarlı kamutanrıcılıktır.(65)

Teoloji —-> Spekülatif Felsefe(Kamutanrıcılık)—->Ateizm

Spekülatif felsefede Spinoza tüm madde ve düşünceyi toplayarak tözün (tanrının) özniteliği olarak gördü.Hegel ise tanrının özniteliğini bilinç olarak görmüş oluyor.Bu bakımdan aralarında önemli bir fark yoktur…Öznitelik tözün iki görüşte de yüklemi olarak görülmektedir.Yani Hegel’e göre Mutlak varlık aynı zamanda bilinçtir.

Spekülatif felsefenin bu güne kadar soyuttan somuta,düşünceden reel olana kadar seyri yanlış bir gidiştir.Bu şekilde hiçbir zaman hakiki,nesnel gerçekliğe varamaz,tersine sırf kendi soyutlamalarını gerçekleştirir ve bu yüzden Tin’in hakiki özgürlüğüne ulaşamaz,çünkü şeyleri ve özleri sadece kendi nesnel gerçeklikleri içinde görmek insanı özgür kılar ve tüm ön yargılardan kurtarır.Düşüncelden reele geçişin yeri sadece pratik felsefedir.(71)

Felsefenin başlangıcını oluşturan varlık bilinçten,bilinç de varlıktan ayrılamaz. Nasıl ki duyumsamanın gerçekliği nitelik ve niteliğin gerçekliği duyumsamasıysa,aynı şekilde varlık bilincin gerçekliği,bilinç de varlığın gerçekliğidir,gerçek varlıktır.Akıl ile doğanın reel birliği sadece bilinçtir.

Mekan ve zaman

Mekan ve zaman tüm varlıkların varoluş biçimidir.Sadece mekan ve zaman içindeki varoluş bir varoluştur. Mekan ve zamanın yadsınışı, onların özünün değil, yalnızca sınırlarının yadısınışıdır. Zamana tabi olmayan bir duyumsama, bir irade,zamana tabi olmayan bir düşünce ve bir varlık anlamsızlıktır.Metafizikde,şeylerin özünde mekanla zamanın yadsınması zararlı pratik sonuçlara yol açar. Zaman ve mekanın konumunu her yerde savunan bir kimse yaşamda da ölçülüdür ve pratik bir anlayışa sahiptir.

Felsefenin başlangıcı

Felsefenin başlangıcı tanrı değildir,mutlak olan değildir,mutlak olanın ya da ideanın yüklemi olarak varlık değildir. Felsefenin başlangıcı sonlu olandır,belirli olandır,gerçek olandır.Sonsuz,sonlu olmaksızın asla düşünülemez.Belirli bir niteliği düşünmeden niteliği düşünebilir,tanımlayabilir misin? Demek ki ilk olan Belirsiz olan değil,Belirli olandır;zira belirli nitelik gerçek nitelikten başka bir şey değildir,gerçek nitelik düşünülmüş nitelikten önce gelir.

Filozof insandaki,felsefe yapmayanı,daha çok felsefeye karşı olanı,soyut düşünceye muhalefet edeni,yani Hegel-de dipnot düzeyinde indirgenmiş olanı felsefe metnine katmak zorundadır.Felsefe yalnız bu şekilde evrensel-çelişkisiz,çürütülemez,karşı koyulmaz bir güç haline gelir.Bu yüzden felsefe işe kendisiyle değil,karşı savıyla felsefe olmayanla başlamalıdır.

Gereksinim-mahrumiyet-acı çekmek ve varoluş üzerine

Sınırın,zamanın mahrumiyetin olmadığı yerde nitelik, enerji, tin, canlılık ve sevgi de yoktur. Sadece mahrumiyet çeken varlık zorunlu bir varlıktır.Gereksinimi olmayan varoluş gereksiz bir varoluştur. Olsa da olmasa da bu tektir,kendisi için de başkası için de bu tektir.Gereksinimi olmayan varlık nedeni olmayan bir varlıktır.Sadece acı çekebilen varolmaya hak kazanır.Acılara gark olmuş bir varlık tanrısal bir varlıktır.Acı çekmeyen bir varlık,varlığı olmayan bir varlıktır.Acı çekmeyen bir varlık,duygusallığı,maddesi olmayan bir varlıktan başka bir şey değildir.(72-73)

İdeal Filozof:Fransız yüreği (heyecan ve materyalizm) ve Alman aklının (idealizm) karışımıdır

Feuerbach,”yaşamla insanla özdeş,hakiki filozofun Franko-Cermen soyundan gelmesi gerektiğini söylüyor.Bu filozofun annesi Fransız ,babası Alman olmalıdır.Yürek,yani dişilik ilkesi,sonlu duygusu,materyalizmin bulunduğu yer Fransız;kafa yani erkeklik ilkesi,idealizmin bulunduğu yer Alman yanlısıdır.Yürek başkaldırır,kafa reforme eder,kafa şeyleri yaratır,yürek harekete geçirir.Ancak hareket,heyecan,tutku,kan,duyusallık neredeyse Tin ‘de oradadır.

Ateist bir ilke olarak yürek ve insan tanrıcılığın gerçek din oluşu

Yürek bu güne kadar felsefede teolojinin göğüs siperi sayılıyordu.Oysa yürek insanın içinde yer alan anti-teolojik,teoloji anlamında itikatsız,ateist bir ilkedir.Çünkü kendinden başka hiçbir şeye inanma,özünün itiraz kabul etmeyen,tanrısal mutlak gerçekliğine inanır sadece.

Teoloji yüreğin hakikatini,dinsel duygulanımın hakikatini reddeder. Dinsel duygulanımın yüreği şöyle der: “Tanrı acı çeker”; buna karşılık teoloji: “Tanrı acı çekmez” der…Yani yürek tanrının insandan farklı oluşunu reddeder,teoloji ise iddia eder.Tanrıcılık kafa ile yüreğin çelişkisine dayanır,kamutanrıcılık bu tenakuzun(çelişkinin) tenakuz içinde kaldırılmasıdır-çünkü tanrısal özü sadece aşkın olana içkin bir öz haline getirir- insan tanrıcılıkta çelişki yoktur. İnsan tanrıcılık anlık düzeyine getirlmiş yürektir.;insan tanrıcılık yüreğin kendi tarzında söylediklerini anlığa özgü bir tarzda kafada ifade eder.Din sadece duygulanım, duygu,yürek, sevgidir, yani yadsımadır, tanrının insanda eriyip çözülmesidir.Bu nedenle yani felsefe,dinsel duygulanımın hakikatini reddeden teolojinin yadsınması olarak dinin yerini almıştır.İnsan tanrıcılık kendi bilincinde olan dindir,kendini anlayan dindir.Teoloji ise,benimsermiş gibi görünerek dini yadsımaktadır.

Print Friendly
Bunlarda ilginizi çekebilir:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>