Baruch Spinoza (1632-1677)

Spinoza

Spinoza Portekizden Amsterdam’a göç eden Yahudi bir ailenin çocuğudur.Descartes öldüğünde 18 yaşındaydı.Haham olması için ilahiyat eğitimi aldı.23 yaşında serbest düşüncelerinden ötürü Amsterdam yahudi sinagogundan kovuldu.Onunla Yahudi hüviyetinde hiç kimse aynı çatı altında bir araya gelmedi ve yazılarını okumadı.Bundan sonra Descartes,Hobbes ve Bacon gibi Hıristiyan filozofların bulunduğu bir çevreye girdi.1673 de Heidelberg üniversitesi felsefe kürsüsünden aldığı teklifi kabul etmemiş ve tüm yaşamını Havrada öğrendiği mercek yapımcılığı ile geçirmiştir.Mütevazi ve içe kapalı bir hayat sürmüştür.Ünlü yapıtı “Ethica” ancak öldükten sonra yayımlanabildi.

Spinoza, Descartes’in “cogito”sundan etkilenmiştir.Aklın her türlü bilme ediminin temelinde olması gerektiğine inanmış doğayı geometri ile yazılmış bir kitap gibi tasarlamıştır.Descartes gibi rasyonalist bir filozoftur.Tümdengelim metodunu;önce aksiyomlar koyarak sonra bu önermelerin kanıtlamasını yaparak uygulamıştır.

Töz konusunda düşünceleri:Dualizmi reddedişi

Ancak “töz” konusunda Descartes’in dualizmine karşı çıkmıştır.Spinozaya göre tek bir töz olmalıdır.Zira töz “kendi başına var olan,varlığı kendisiyle tasarlanan,varlığı kendisinden başka herhangi bir varlığa ihtiyaç duymayan şeydir”(kendi kendisinin nedeni=causa sui).Töz zorunlu olarak sonsuz olmalıdır.Oysa başka bir töz olsa ilkini sınırlayacaktır.İki tane töz olsa bile bu nedenle bunlar zorunlu olarak aynı şey olmalıdır.Yani aynı anda hem beden hem de akıl iki ayrı töz olamaz.Zira töz özniteliği Tek töz tüm cevherlerin kendisinden kaynaklandığı tözdür,o da tanrıdır.

Madde(uzamlı şey-res extensa) ve ruh (düşünen şey-res cogitans) ise töz değil tanrının sonsuz özniteliklerinden bildiğimiz sadece iki tane niteliktir.Bu düşünce sonucunda sonlu “şey=cisim(corpus)” tanrının yer kaplama özniteliğinin ve “sonlu düşünce=zihin (mens)” tanrının düşünce öz niteliğinin tarzları(modus) olarak belirlenir.O halde tanrı ile doğa aynı anlama gelmektedir.=Deus Sive Natura. Bu felsefesi ile Spinoza “panteizm” diye bilinen tanrının “dünyaya içkin olması (immanent)” fikrini ortaya atan ve gerçek anlamda temellendiren ilk felsefeci olmaktadır.Ancak panteizm terimi Spinozadan daha sonra 18. yy da dile getirilmiştir.

Descartes bedeni zihnin hakimiyetinde görür ve aralarında matematiksel bir ilişki olduğunu ileri sürer.Spinoza ise beden ile düşünce arasında bir ayrım olduğunu ve bedenin düşüncenin dışında eylemde bulunabileceğini ileri sürmüştür.

Spinoza’nın bilgi kuramı

Ethica’da yazdıklarına göre insan üç şekilde bilgi edinebilir:

1. Anlığımız (intellectus) tekil şeylerden hareketle genel bir ide (fikir) oluşturur. Burada belirleyici olan “imgelemdir”.İmgelem yada imagination şeyleri olumsal (zorunlu olmayan) tarzda görmemizin bir nedenidir.(Upuygun olmayan) bulanık bir tür deneyden-dışımızdaki şeylerden etkilenmemizden kaynaklanan bu tür bilgi insanın yanılgısının da temel nedenidir.Bu bilgi türü nedeniyledir ki insan kendi ve çevresinde olan bitenleri olumsal algılar.Olgular ardında yatan nedenleri kavrayamaz.Bu nedenleri kavrayamadığı içindir ki diğer iki tür bilgi olmadan doğadaki ve doğasındaki zorunluluğun bilgisine ulaşamaz. Ereklilik ve özgürlük yanılsaması içinde yaşar.

2.Akıl (ratio) bilgisi ikinci türden bilgidir.Akıl bilgisi tüm insanlarda ortak olan ve tekil şeylerin doğasına ait olana dair ortak kavramlardan oluşur (notiones communes) Bu kavramlar birinci türdeki bilgide sözü geçen genel idelerden farklıdır.Akıl bilgisi , “imge-idelerden” farklı olarak upuygundur ve matematik-fizik gibi bilimlerin temelini oluşturur.Düşüncenin, tanrının “düşünme” özniteliğinin bir tarzı olduğu göz önüne alınırsa Spinoza’nın akıla verdiği değer anlaşılır hale gelecektir.

3.Sezgi (intuition) ve sezgisel bilgi (intuitif bilgi) üçüncü tür bilgidir ve akıl bilgisine dayanır-onun sonucudur.Tek tek şeylerin upuygun bilgisi insanı tümel olanın yani tanrının upuygun bilgisine götürür.Bu şekilde kazanılan tek tek varlıklardan oluşan sistemli bütünün topyekün bilgisi insanı insanı erdemli ,mutlu ve yetkin (perfectio) kılar.Ruhun en yüce erdemi tanrıyı bilmek,yani şeyleri üçüncü bilgi türü ile bilmektir. Yetkinlik Spinozaya göre hazzı da beraberinde getirir.Spinozaya göre bu tür bilgi etkinliği de artırır.Etkinlik, “kendimizde veya dışımızda bir şeyin upuygun nedeni olmaktır”…Edilgenlik ise tersine kısmi bir nedenselliğe işaret eder.

Spinoza’da değer anlayışı(etik)

Spinoza’nın bilgi ile erdem arasında nasıl ilişki kurulduğunu yukarıda gördük.Şimdi Spinoza’nın hayat üzerine düşünen gerçek anlamda ilk felsefecilerden(Nietzsche,Heidegger gibi) birisi olmasını sağlayan görüşlerine bakalım.

Conatus

İnsan varoluşu (tözü) gereği kendi varlığını korumak ve kendi varlığına (doğasına) ait tüm olanakları gerçekleştirebilmek üzere gizil bir güce sahiptir.İşte tözsel bir kavram olan conatus kavramı , insanın sahip olduğu bu özgül doğayı anlatır. Bir anlamda Freud’un yaşam içgüdüsü kavramına benzetilebilir.Ancak biyolojik bir perspektife sahip olan “yaşam içgüdüsü” kavramı burada insana özgü ve varlığının tüm gizil olanaklarını seferber etme gücünü kasteden bir manada kullanılmıştır.

Spinoza’ya göre her insan doğasının yasalarına uygun bir şekilde davranır.Bütün çaba ve arzularımız doğamızın gereklilikleridir.İnsan “kendine yararlı olanı aramaya,yani varlığını korumaya ne denli çaba gösterirse ve bu çabasında ne denli güçlü olursa” o denli erdemli olur.

Buna göre erdem, “yalnızca insanın özüyle, yani varlığını koruma çabasıyla tanımlanan insansal güçtür.”(potentia)

İnsanın varlığını koruyabilmesi kendisi için “iyi olan” ve “kötü olanı” görebilmesi ile mümkündür.Böylece bizde haz duygusu uyandıran (laetitia) ve güçlü kılan şeyler iyi,keder duygusu uyandıran (tirstitia) ve güçsüz kılan şeyler de kötüdür.Böylece Spinoza “iyi ve kötü” konusundaki ki etik görüşünü conatus bağlamı içersinde değerlendirmeye başlamış oldu.

Akıl ve duygu

Spinoza “düşünceyi-aklı-sezgiyi” tözsel bir seviyeye taşırken ,duyguları insanın aklını kullanmasını engelleyen,akli olmayan eylemlerde bulunmasına neden olan bir faktör olarak ele alır.Duyguları engellemedeki güçsüzlük sonunda erdemsizliği ve “özgür olamamayı” yani köleliği doğurur.Hegel daha sonra efendi-köle diyalektiğinde Spinoza’nın “kölelik” kavrayışından esinlenecektir.

Spinoza bilincin yanılabileceğini,onu yöneten akli güçler kadar karanlık arzular ve içgüdülerin olabileceğini söylemiştir.Freud’un düşüncelerine yakın bulunabilecek bir görüştür bu.Ancak yine Freud’un söylediği gibi “İd’in bulunduğu yerde Ego’da vardır.”Akıl bunların üstesinden gelmeyi başarabilir.

Spinozada Özgürlük ve zorunluluk düşüncesi

O halde insan varlığını korumaya ve potansiyel güçlerini seferber etmeye yönelik tözsel bir doğaya sahip (conatus).Bu esnada kendisini güçlü kılan ve haz veren şeylere yöneliyor(iyi) ve tersinden (kötü) kaçınıyor.Varlığını ne denli koruyup kendisini güçlü kılarsa ve varlığından ileri gelen (doğası itibarı ile aslen zorunlu) olanaklara açık olursa o denli erdemli oluyor.

Spinoza arzunun ,iyiden ve erdemden ayrılamayacağının altını çizer.Kendimizi hiçbir şeye zorlamıyoruz, iyi bulduğumuz için,hiçbir şeyi istemiyor, ona karşı iştah duymuyor, onu arzulamıyoruz; tersine, ulaşmaya çalıştığımız, istediğimiz, iştahımızı kabartan, arzuladığımız şeye iyi diyoruz.Hazzı ön plana çıkardığı için Spinoza ahlaksızlıkla eleştirilmiştir.Spinoza şöyle der: “Her şeyin tanrısal doğanın zorunluluklarını izlediğini ve Doğa’nın ebedî yasa ve kurallarına göre işlediğini doğru olarak bilenler elbette nefrete, alaya ve küçümsemeye değer bir şey bulmayacaklardır ; ama insan, erdeminin olanak verdiği ölçüde, iyi şeyler yapmaya ve neşeli olmaya çalışacaktır”

Buraya kadar gelen açıklamalardan Spinoza’ya göre erdemin,gücün/yetkinliğin/etkin olmanın ve özgür olmanın aynı anlama-ve doğayı tanımanın aynı zamanda insanın kendisini,kendi doğasını tanıması ya da kendi doğasının zorunluluğunu tanıması anlamına geldiğini görmekteyiz.Böylece keder geride kalacak ve insan iyinin ve iyinin verdiği haz ile dolacaktır.

Spinoza zorunluluk kavramı ile Descartes’in tersine özgür iradeye yer vermemiş görünüyor. Ancak bir başka şekilde özgürlüğe imkan tanıyor.O imkan da insanın önce akıl sonra sezgi yoluyla kavradığı tümel gücü ve doğasının zorunluluğunu idrak etmesi ve bu zorunluluğun gereklerine uygun-akla uygun bir yaşam sürmesidir.

Spinoza bu şekilde zorunluluk ile özgürlük düşüncelerini uzlaştırmaya çalışır.Bu uzlaşmanın pratik anlamı,insanın kendi kendisini var edebileceğinin-belirleyebileceğinin(self determinasyon) mümkün oluşudur

O halde bu gün için çok iyi bilinen humanistik dünya görüşüne bir atıfta bulunuyor belki Spinoza…Kendi doğasını bilmenin,tanımanın ve kendi doğasına ait olanakları gerçekleştirmeye açık , akla uygun eylemlerde bulunmanın “gerçek hürriyet” olduğu anlayışına…Böylesi bir anlayışa sahip toplum insanın varlığını koruma çabasını engellemeyecek ve aklın yasalarına uygun biçimde yaşamasına olanak verecek denli hoşgörülü olacaktır..Böyle bir toplum ise Spinozaya göre demokratik toplumdur.

Spinoza ve sosyal hayat

Spinoza hayatını münzevi bir şekilde geçirmişti.Ait olduğu Yahudi cemaatinden dışlanmış ve görüşleri ahlaksızca bulunmuştu.Bu yaşadıkları ,hoşgörü ve özgürlük ihtiyacını artırmış olmalıdır.Demokratik,görüşlere açık-hoş görülü bir toplum arzusu bu ihtiyacı yansıtmaktadır.Bir yandan da cemaatten dışlanama şeklinde başına gelenlerin kendi hatası değil doğasından gelen bir zorunluluk olduğunu düşünmüş olmalı.Böylece özgürlük ihtiyacı ile zorunluluk ihtiyacını kendi bünyesini göz önünde tutarak çözmeye çalışmıştır diyebiliriz..

Spinoza kendisini anlamayan insan kalabalığı karşısında içe dönük bir hayat yaşamış.Yaptığı iş –mercek imalatı-tamiri- şizoid savunmaları kullanmaya oldukça elverişli.Mesleği kimsenin emri-hükmü altında olmadan ve insanlarla fazlaca alışverişte bulunmadan yaşamını sürdürmesini sağlamış.

Spinoza’ya göre, “hür insan” bilmeyenlerden (cahiller) ve onların iyiliklerinden, faydalarından kaçınmaya çalışmalıdır.Zira bu tarz bir alışveriş onların iştahları ve arzuları ile ilişki kurmasına neden olacaktır.Ancak onlara karşı bir kin beslemesi de gerekmez.İnsanlarla kurulacak dostlukta akıl ön planda bulundurulmalı ve insanlara yapılacak iyilik onların arzularının tatmini şeklinde değil,onları akla doğru yöneltmek şeklinde olmalıdır.

Spinoza’ya göre, yalnızca hür insanlar birbirlerine karşı aldatıcı olmayan,temiz kalpli ,akla dayalı minnet duygusu uyandıran bir dostluk kurarlar.

Deleuze’nin Spinoza yorumu

Deleuze, Spinoza yorumlarında; O’nun tezlerinin o güne kadar yapılan felsefede üçlü bir geçersizlik ilanı olduğunu söyler. “Bilincin”, “değerlerin” ve “kederli tutkuların” geçersizliğini ilan etmiştir Spinoza… Bu yüzden de maddecilik,tanrıtanımazlık ve ahlaksızlıkla suçlanmıştır döneminde…Bilincin yanılabilir oluşu ve bilinçdışı içeriğe yaptığı atıftan bahseder.Bu çağın bilince verdiği değere karşıt bir görüştür.Başta özgür iradeye yapılan vurgunun değiştiği ve insan doğasının özgül gereklerinin ön plana çıkarıldığı görülmektedir.Bu Nietzsche’nin daha sonra geliştireceği “iyinin ve kötünün ötesinde düşünmenin” ilk örneklerindendir.

Spinozanın eleştirisi

Spinozanın eleştirisi,onun özneye yer vermeyen tutumu üzerinden yapılır.Ben’in öznel bakış açısı yani özne yoktur Spinoza’nın görüşlerinde.Yaşamı kendi bireysel koşullarından gören özne yerine,saf ve ilgisiz bir bakış açısı ile gören nesnel bir akıl söz konusudur.

Spinoza’nın zihin felsefesinde eksik olan bir şey vardır:varlığı ya da yokluğu bir felsefecinin düşüncesinin bütününü etkileyen belirleyici bir şey.bu eksik unsur,ben ya da öznedirAhlaksal felsefenin sonuçları büyüktür.spinoza,yaşamı,sorunları; kendi bireysel koşullarından kaynaklanan bir “ben”in bakış açısından değil,saf ve ilgisiz bir akıl yürütücünün bakış açısından görür

Kaynaklar:
Felsefe Hüseyin Gazi Topdemir Pegem yayınları
Çetin Türkyılmaz -Yeditepe’de Felsefe, Sayı 6, 2007

Print Friendly
Bunlarda ilginizi çekebilir:

One Response to Baruch Spinoza (1632-1677)

  1. Biraz eksiklikleri olsada güzel, eline sağlık.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>