Agora-2009-Yönetmen:A.Amenebar

Agora-Amenebar

Amenebarın ilk seyrettiğim filmi “içimdeki deniz” idi.2004 tarihli bu filmi sevmiştim.İçimdeki denizden sonra seyrettiğim Agora sında da benzer bir drama-trajedi anlayışını gördüm.Gerçek bir hikayeden esinlenen iki filmde de kahramanlar kendi iradeleri dışında gelişen olayların kaderlerini ördüğünde kendi vicdan anlayışları çerçevesinde ,toplumsal-kültürel beklentilerin karşısında durmaktan çekinmeyerek ve pek tabi canları pahasına da olsa bedelini ödeyerek seçimlerini yapıyorlar.İçimdeki denizde Ramon Sampedro hayatını sonlandırmaya kararlı bir kuadriplejik idi.Boynundan altına hükmü geçmeyen Ramon hayatını sonlandırma konusunda Hıristiyan kilisesini karşısına almaktan çekinmeyecek ölçüde güçlü bir irade sahibi olduğunu göstermişti bizlere.Bu kez Hıristiyan kilisesini karşısına alan İskenderiye şehrinde kurulu MS  5.yy da muazzam kütüphane içinde hem astronomi ve matematik konularında çalışma yapan hem de gençlere ders veren ateist kadın filozof Hypatia oluyor.İskenderiye de pagan Roma imparatorluğu valisi ve askeri ile var ancak halk giderek artan ölçüde Hıristiyanlaşmaya başlamış. Pagan Roma nın tanrısı Serapisi kentin  Agorasındaki heykelinin önünde aşağılayan Hıristiyanlar İsa mesihin yaşadığı dört yüzyıl öncesine  göre çok güçlü ve saldırgan görünüyorlar.Roma eskisi gibi güçlü değil ve İskenderiye kentinde kurulmuş kolonide tıpkı Yahudiler gibi  azınlıkta bulunuyorlar.

Kütüphane binası bir kale gibi inşa edilmiş şehrin içerisine.İçinde tiyatrosu ,yaşam alanları ,derslikleri ve arşivi olan yöneticiliğini Hypatia nın babası Theon un yaptığı dev bir kompleksten söz ediyoruz.Hıristiyanlar kurdukları kiliselerde örgütleniyor ve halkın içerisine öylesine köklü bir şekilde yayılıyorlar ki ne denli çoğaldıklarını paganlar kentte gerçekleşen ilk çatışmada hayretle görüyorlar.Roma valisi halk ayaklanması şeklinde gerçekleşen kütüphane saldırısını kontrol edemiyor.Ve tüm kitaplar yakılıp bina kiliseye çevriliyor.Hypatia ve daha sonra Romanın vali olarak görevlendirdiği Orestes kaçmayı bazı şanslı paganlarla birlikte başarıyorlar.Hypatianın babası Theon un kölelerinden Davusun bu arada Hıristiyan öğretisinden etkilendiğini ve efendisine ihanet ettiğini görüyoruz.Davus aynı zamanda Hypatia ya da delicesine aşık.Film Davusun özgürlüğüne ayaklanma sonrası kavuşması ve Orestes ile arasında yükselen gerilim ile beslenerek devam ediyor.

Filmi izleyerek pek çok ayrıntıya vakıf olabilirsiniz.Benim kendi adıma dikkatimi çeken noktalar şöyle..

Film aydınlanmacı bir karaktere sahip,anlaşılan Amenebar liberal görüşlü birisi ve söyleyecek şeyleri var.Hıristiyanlığı karşısına alan,din ve vicdan özgürlüğünü liberal perspektiften savunan filmler yaptığını görmekteyiz.

Hıristiyanlık ,filme bakılırsa tıpkı Nietzschenin ifade ettiği gibi köle ahlakına hatta doğrudan köle ve ayaktakımı tabir edilen güruha dayanarak yükselmiş gibi görünüyor..Din,merhamet ve özgecilikten söz etse de başından beri düşünce özgürlüğüne , sanat, filozofi ,bilim gibi asil şeylere, kadın erkek eşitliğine aykırı bir tabiatta.Bu klişe bakış açısında doğruluk payı var hiç kuşkusuz,İskenderiye kütüphanesinin yakılması bunun en somut örneği.Bu somut örnek karşısında tez ileri sürmek güç ancak sinemasever olarak bazı beklentilerimiz de var.

Davus

Filmin Amerikan sineması kalıpları dahilinde hareket etmesi en büyük talihsizliği. Amenebar ,Pagan iyiler ile Hıristiyan kötüler arasında derin bir uçurum inşa ediyor.Her iki grubu  temsil eden şahsiyetler çizilirken  ayar kaçıyor ve ne yazık karikatürleştirme gerçekleşiyor..Hypatia örneğin hem güzel hem akıllı hem de şefkatli-dünya iyisi , her şeyi sorgulamayı hayatında temel ilke olarak benimsemiş bir kadın.Böyle bir kadın mıydı Hypatia acaba? Hakkında çok az şey bildiğimiz bu kadına dair bir kurgu yapılacaksa klişeden uzaklaşarak bir şeyler söylenemez miydi? Paganlar söz konusu olduğunda  gerçekleştirilen romans ve idealizasyonun yerini Hıristiyanlar söz konusu olduğunda develüasyon alıyor..Gayet tabi bu Amenebar ın liberal ideolojisi ile bağlantılı bir şey ve sinema sanatına ,sinema sanatının hayatın içindeki olumsallıkları yakalama becerisine  tutku ile bağlanmış sinemaseverleri ilgilendirmiyor.

Beni düşündüren şeylerden birisi Hypatia nın Ptolemeus un gökyüzü düzeni hakkında durmaksızın kafa yorması oldu.Sonunda dünyanın merkez değil güneş etrafında dönen bir gezegen olduğunu ve yörüngesinin elips şeklinde olması gerektiğini akıl etti Hypatia.Bu azmi takdire şayan olsa da günün gerçeklerinden kopuk yaşamasına neden oluyordu.Yakın çevresindekiler bu kadının aklına hayran olurken neden astronomiyi bir tutku haline getirdiğini anlayamadılar.Dünya küre şeklindeymiş ,güneşin etrafında dönüyormuş,yörüngesi elipsmiş bunun ne önemi olacaktı son kertede kimse bunu anlayamadı.Kendisini felsefeye,bilime, her şeyi sorgulamaya adayan benzeri insanlarda buna benzer şeyler yaşamıyorlar mı?Toplumsal değerlerden uzaklaşmak,yalnızlaşmak ,tuhafsanmak yalnızca Hypatiaya özgü değil galiba.Filmin sonunda Hypatianın ödediği bedel beklenen bir bedeldi ve ben de hayatımda taksit taksit bu bedeli ödeyenlerden birisi olduğumu düşündüm doğrusu..

Filmin görselliği çok başarışlı bu arada.Kostümler,dekorlar ,kurgu, tempo,gerçekçilik üst düzeyde.Film insan üzerinde kesin bir tesir bırakıyor ve izlenmeli..

Print Friendly
Bunlarda ilginizi çekebilir:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>