Immanuel Kant (1724-1804)

İmmanuel Kant

1724′te, Doğu Prusya’nın Königsberg şehrinde (günümüzde, Rusya Federasyonu’nda Kaliningrad) dünyaya gelen Immanuel Kant , bu doğduğu şehirden hiç dışarı çıkmadı. Kendisini üniversitede ders vermeye adadı. Derslerini kırk yılı aşkın bir süre içinde bir gün olsun aksatmadı ve 1797′ye kadar sürekli olarak günde beş saat ders verdikten sonra yalnızca yazı yazmaya başladı. Son derece düzenli ve dakik bir yaşam sürdü.Sabah kalkış saatinden üniversiteye gidişine hep aynı güzergah üzerinden gerçekleşen bir saatlik öğleden sonra yürüyüşüne kadar her şey düzenliydi.Kasaba halkı onun hareketlerine göre kendi saatlerini ayarlardı.

Kant, Leibnizin idealizmi,Descartes ve Spinozanın rasyonalizmi ile Hume’nin ampirizmini sentezleyecek bir görüş geliştirmek istedi. Zira Aydınlanma yüzyılı olan 18. yy. Newton fiziğinin de etkisi ile bilime büyük değer veriyordu.Bilimin temel yöntemi ise deney yolu ile dış dünyaya ait verilere ulaşmak buradan tümevarım yöntemi ile bilimsel önermeler ortaya koymaktı. Rasyonalizm ise zihinde doğuştan var olan apriori bilgiler olduğuna inanıyor ,akıl yolu ile kavranan sezgisel gerçeklerden yola çıkarak dış dünyayı anlamaya –açıklamaya çalışıyordu. Bu yaklaşım bilimsel yönteme aykırıydı. Ampirizm ise apriori bilgi kavramını reddediyor bütün bilgimizin kaynağının gözlem ve deneye dayalı duyu girdileri olduğunu söylüyordu. Hume ampirizmi nihai noktaya taşıyarak bilime temel teşkil eden “nedensellik” ilkesini sorgulamış ve nedenselliğin zorunlu bağlantısının ne duyu dünyasında ne de zihinde mevcut olmadığını,nedensellik yanılgısının sadece olguların ardı ardına görülmesi ile ilgili olduğunu söylemişti.Nedensellik ilkesi diye zorunlu bir ilke yoktu ancak insanların deneyim ile elde ettikleri bir alışkanlık vardı.

Kant bilime temel teşkil edecek bir felsefe ortaya koydu.Bu yüzden aydınlanma çağının en önemli filozofudur.

Kant apriori bilginin ampirizmin iddiasının tersine bir şekilde mümkün olduğunu gösterdi.Ancak bilginin bu çeşidi yinede deneyden tümüyle bağımsız değildi.Zira gözlem ve deney yolu ile zihne ulaşan duyu girdileri vardı. Ancak bu duyu girdileri kendi başlarına bilgi sayılamazdı.Zira onların zihinde önce doğuştan var olan (apriori) algı gücü ve duyarlık ile daha sonra anlama yetisine temel teşkil eden kategorilerden geçmeleri gerekiyordu.

Duyarlık “zaman ve mekan” formlarından oluşuyordu.Duyu verileri bu kategorilerin içine üşüşüyor ve kategoriler sayesinde düzene sokularak anlaşılır hale geliyorlardı. Mekânın tanınması nesnelerin tanınmasının gerçektende öncel(önsel) koşuludur. Âma nesnelerin tanınması; deney dediğimiz şeyin kendisidir. Demek ki mekânın tanınması bütün deneylere önceldir; çünkü bütün deneylerin koşuludur.Zaman ve mekânın yasaları -geometri ve matematik önermeleri bizim kendi zihinlerimizin yasalarıdır. Renkli gözlük takınca nasıl her şeyi renkli görürüz. Aynı şekilde, zaman ve mekân bizim şeyleri algılama yolumuz olduğuna göre doğuştan sahip olduğumuz renkli gözlüklerimizdir.Kant’a göre, uzamın ve zamanın bu apriori bilgisi için “Nesnelere baktığımızda yalnızca uzamlılık ve zamanlılık biçimlerini görürüz; kendi başlarına nesnelerin özelliklerini göremeyiz” diyen aşkınsal idealizm zorunlu koşuldur. .

Ayrıca anlayış gücümüze (anlak) ait yine önsel dört büyük dalda dizilenmiş (nicelik,nitelik,bağlantı,kip),12 kadar kategori belirledi…

Nicelik:tümel(genel),tikel(partiküler) ve tekil
Nitelik:olumlayıcı, ,olumsuzlayıcı; sınırlama
Bağlantı:töz(kategorik),nedensellik(hipotetik),karşılıklılık;
Kip:olanak ve olanaksızlık, varlık, olumsallık.

Bu kategorilerin duyumları düzenlemesi ile dış dünya anlaşılır hale geliyor ve bilgiye ulaşılabiliyordu. Metafizik alanda ise bu kategorilere hitap eden duyum yoktu.Dolayısıyla insanın metafizik alanla ilişkili gerçek bir bilgiye ulaşması olanaksızdı.

Kant şöyle demektedir:

“Şüphesiz bizim bildiğimiz şekliyle dünya görünüştür, ama sadece yanılsama değildir, çünkü bu görünüşün biçimleri evrensel ve zorunludur. Yapısı bizimkiler gibi olan bütün zihinler için geçerlidir. Sadece bir bireyin zihninin uyduruk hayalleri değildir; oysa yanılsâma olmak için böyle olması gerekir. Onun için bu görünüş dünyasının bize göre gerçeklik olduğunu söyleyebiliriz. ama gerçekliği kendinde olduğu şekliyle bilmenin bizim için mümkün olduğunu sanıyorsak, kendimizi aldatıyoruz demektir. Dolayısıyla bilgi deney dünyasındâ kalmalıdır . Bunun önüne geçilemez. Dünyanın kendi iç geçekliğine nüfuz edemez. Zihinlerimizin yapısından dolayı o gerçeklik ebediyen bilgimiz dışında kalacaktır.”

Kant, apriori sentetik önerme kavramını ortaya koyarak rasyonalizm ile ampirizm arasındaki sorunu çözmüş,bu iki akım arasında uzlaşma sağlamıştır. Bilginin duyulardan gelen bir özelliği vardır ,bu bilginin sentetik yanıdır.Bir de zihnin duyuları düzenleyen formları vardır ki bunlar olmadan duyu verileri bilgiye dönüşemez.Bu formlar da “apriori”dir. Dolayısı ile “sentetik apriori” kavramı bilginin bu iki yönünü bünyesinde birleştirir.Böylece fenomenlerin dünya hakkında bilgi verebileceği ve bilimin olanaklı olduğunu ortaya koymuş olur Kant….

Kant kendisini ampirik realist ve aşkın idealist olarak tanımlar.Berkeley’den şu farkla ayrılır.Evet Berkeley gibi dünyanın zihnimizde canlanan bir fenomenler dünyası olduğunu düşünür.Ancak bu fenomenler dünyada bulunan gerçek varlıkların zihnimizdeki formlardan geçmesi ile oluşur.Fenomenler idealizm öğretisini,zihinsel formlar ise aşkınlığı gösterir.

Print Friendly
Bunlarda ilginizi çekebilir:

One Response to Immanuel Kant (1724-1804)

  1. çok güzel teşekkür :D

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>