David Hume (1711-1776)

David Hume

Ampirizm ve skeptizmin savunucusu İskoç tarihçi ve filozof..İlk eğitimini evde aldı ve 12 yaşında Edinburgh üniversitesine kabul edildi.Sağlığı pek iyi değildi. .Bir süre Fransada yaşadı.İlk kitabı aslında şaheseri olan ve üzerinde 8 yıl  çalışmış olduğu “İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme”dir.(A Treatise of Human Nature 3 volumes, 1739-40 ) Bu kitabı 1739 da, 28 yasındayken yazdı. Otuzlarında bu düşüncelerini geliştirip iki kitap daha yayınladı .. Kitap ağır dili nedeniyle tutulmadı.Kendi deyişiyle ölü doğdu.Bundan sonraki eserlerinde daha anlaşılır bir dil kullandı.

Edinburgh üniversitesinde akademik bir unvan alma isteği dinsel konulardaki skeptik yaklaşımı nedeniyle mümkün olmadı “Essays Moral and Politica” (2 volumes, 1741-42) isimli kitabında etik ve politika konularına değindi.Bu kitap çok ilgi çekti.1748 de “Essays Concerning Human Understanding”basıldı.İlk üç ciltlik kitabından esinler taşıyan bu kitabı çok önemlidir.

Edinburghta 12 sene kaldığı süre içinde(1754 – 1762) Hume, yüz sene boyunca referans kitabi olarak kullanılan, altı ciltlik “History of England” yani “İngiltere tarihini” yazdı.

1762-65 yılları arasında Fransa’da İngiltere’nin Paris büyükelçiliğinde sekreter olarak çalıştı.Burada Fransız yazar ve düşünür Jan Jacques Rousseau ile yakın arkadaş oldu.İngiltereye dönüşünde yanında onu da getirdi.Ancak Rousseau bir perseküsyon hezeyanına (kötülük görme sanrısı) kapılarak Hume’yi kendisine karşı komplo kurmakla suçladı ve ikisi de kamuoyu önünde birbirlerine suçlamalar yönelttiler. Bir süre Dışişleri bakanlığı müsteşarı olarak çalıştıktan sonra emekli oldu. 1775’de ölümü sonrasında 1750’de yazdığı ama skeptizismi yüzünden basımını geciktirdiği kitabı din üzerine düşünceler içeren kitabı “Dialogues Concerning Natural Religion(1779)” yayınlandı.
.
İlginç bir yaşamöyküsü olan Hume, bununla da yetinmedi, iktisat teorileriyle uğraştı, zira ekonomi biliminin kurucusu Adam Smith ile yakın arkadaştı. 1776 da öldükten 3 yıl sonra “din üstüne” diye bir kitabi yayınlandı. Böylece bıraktığını söylediği felsefe çalışmalarına gizlice devam ettiği anlaşılmış oldu. Bu eseri tanrının varlığıyla ilgili bütün kanıtlamaların çürütülmesiyle ilgiliydi ve savların gücü sayesinde, ölümünden sonra bir filozof olarak ünlendi.

Önceki deneycilerin ardılı olan Hume, felsefesine Locke’in görüşlerini temel alarak başladı. daha sonra Berkeleycin Locke eleştirisini de kabul etti.

Locke, bilgi kuramı felsefesinde, dışımızdaki maddelerle ilgili bilgilerimizin sadece deneyimden kaynaklandığını söylemişti. hatta mantıksal çıkarımlarımız da deneyimlerin urunuydu. Bu deneyimlerimiz sadece maddenin nitelikleriyle ilgiliYdi…Onun “kendinde şey” denilen özüne ulaşılamazdı… Berkeley ise bu savları kabul etti ama bu kendinde şeyin saçmalık olduğunu söyledi. Daha doğrusu, böyle bir şeyin varlığını varsaymak için hiçbir nedenimiz yok. Zihnimizin içeriği ve deneyimlerimiz dışında geri kalan her şey muammadır, varoldukları bile şüphelidir.

Hume bunları kabul etti ve sonra, Berkeleyi kendi silahıyla vurdu: kendimize baktığımızda tek gördüğümüz duyusal anılar, duygular, düşüncelerdir ve bunların kaynağı olan deneyimler. fakat bu deneyimleri yasayan benliğimizi göremeyiz. O nedenle nasıl ki niteliklerini deneyimledigimiz varlıkların (kırmızı olduğunu gördüğümüz kalemin) ayrı bir özleri olduğuna inanmak saçmaysa, kendi benliğimize de inanmak için bir nedenimiz yoktur. Bu şekilde Berkeleyin deneyimleri yaşayan öznenin varlığını kabul etmesi de çürütülmüş oluyordu. Hume’a göre ben dediğimiz şey, bir duyumlar yığınından ibarettir. Bu noktada Descartesin cogito ergo sum’unu ve oradan nasıl benliğinin varlığıyla, önce kendini sonra tanrıyı “ispatladığını” hatırlayalım. Hume için düşünen bir varlık olan “ben”in, düşüncelerinden arınmış bir özü olduğu kanıtlanamaz.

Nedensellik ilkesinin sorgulanması

Hume,bütün fikirlerin duyumlardan kaynaklandığını tıpkı Locke gibi kabul etti.Fikirlerin ise kendi aralarındaki ilişkilere baktığında ,bu ilişkileri düzenleyen üç prensip gördü.

Bunlar “benzeyiş”, “zaman ve mekanda yakınlık”, “nedensellik” şeklindeydi…

Hume “nedensellik ilkesinin” apirori ,zihinde her türlü izlenimden önce kayıtlı olduğu görüşüne karşı çıktı. Nedensellik ona göre birbirini takip eden olayların algısının yani “ardıllığın” bir sonucuydu… Oysa deney birbirini takip ettiği gözlenen olayların ardındaki gizli bağlılığa ilişkin hiç bir bilgi vermez.Bir deneyin her zaman aynı sonucu vermemesi mümkündür yani zorunluluk söz konusu değildir.O halde nedensellik fikri sadece bir alışkanlıktan kaynaklanmaktadır…

Nedenselliğin hiçbir şekilde olmadığını söylememektedir aslında Hume.Ancak nedensellikle gerçekten bağlı iki olayla, art arda gelmesiyle nedensel görünen iki olayı ayırt etmenin güçlüğüne dikkat çekmektedir.Örneğin gece ve gündüz birbirlerini takip ederler.Ancak bu birbirlerinin nedeni oldukları anlamına gelmez.Dünyanın güneş etrafında dönerken kendi ekseni etrafında dönmesidir bu iki olguyu ortaya çıkaran. O halde Hume’nin önerdiği şey bilim alanında geçerli septisizmdir.

Hume, matematiği de fikirler arasındaki ilişkisel örgüye-tasarımlar dünyasına bağlar.Bilginin ussal yanı tasarımlar dünyasına aittir.Bu yüzden gerçeklik ile ilişkili olmasalar da tasarımsal olarak kusursuz olabilirler..

Tümevarımın imkansızlığı

Tüm bu akıl yürütmelerin sonucunda Hume, nedensellik ilişkisi olarak kurulan tasarımın esasen bir alışkanlık sorunu olduğunu gösterdi..Vardığı bu sonuç ile deneylerden kaynaklanan tümevarımsal bilginin imkansızlığı sorunu ortaya çıktı.Bu sorunun aşılması ancak Kant’ın transandantal felsefesi ile mümkün olacaktır…

Varsayımın gerekliliği-Yatıştırılmış septisizm

Öte yandan Hume’nin insanı teselli eden bir düşüncesi vardı.İnsanın tüm akli melekeleri varlığını sürdürebilmesine yardımcı olmak için vardır.Esasen insan içgüdüleri ile yönetilir.Nedensellik ilişkisi bir alışkanlıktan başka bir şey olmasa da varlığını sürdürmesi bakımından değerlidir.Akıl, içgüdünün-tutkunun bir kölesidir.Yemek yemem ile hayatta kalmam arasında zorunlu bir ilişki yoktur der Hume. Ancak aklım bilgi felsefesi ile ilgilenmekten çok yemek yemem için gereken besini elde etmeye bakar.Böylece gerçekte olduğu kanıtlanamayacak bazı ilişkileri sağduyulu olmak şartıyla varsayacağız ve bu şekilde onun deyimiyle yatıştırılmış bir septisizme varacağız.

Print Friendly
Bunlarda ilginizi çekebilir:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>