Deus ex Machineye Karşı Zerdüşt

Deus-Ex-Machina

Bir soruyla başlayalım:  Nietzsche, en yoğun, en karmaşık, en tartışmalı, buna karşın geliştirdiği kavramlar dikkate alındığında en önde gelen yapıtlarından “Böyle Söyledi Zerdüşt” kitabında neden şaire dönüşmüştür? Özellikle “üst insan” sorunu gibi bütün “değerleri yeniden değerlendirme”sini gerektirecek bir çabanın tam ortasında, bir düşünür etkinliği olarak bu garip biçemin tercih edilmesi mantıklı mıdır? Zerdüşt’ten hemen sonra gelen “İyinin ve Kötünün Ötesinde” ve “Ahlâkın Soykütüğü Üstüne” yapıtlarında, tamamlayamadığı “Güç İstenci”nde ya da değerlendirme yönteminde bir kırılma olarak görülen “Deccal”de temel argümalarını savunurken bir kenara bıraktığı, buna karşın yine de dönüp dönüp ortaya çıkan, kaçamadığı bir söyleyiş gibidir bu. Zerdüşt’le birlikte yazılmaya başlayan ve farklı yapıtlarına dağılan, ölümüne yakın “Zerdüşt Türküleri” altbaşlığıyla bir kitap olarak toplanan “Dionysos Dithyrambosları” da aynı dili gösterir. Tüm yapıtlarında içerilen ve diyalektiğin zıttı olarak ilişkiselliği öne çıkartan aforizmatik dilin de ötesinde bir şeydir bu. Filozof şiir söylemektedir.

Bilinçli saptırmaların, yanlış okumaların ve yerleşik alışkanlıkların üretimi olan anlaşılamama duvarının ardından Nietzsche, büyük bir öfkeyle bir şey anlatmaya çalışmaktadır. Muhtemelen anlattıkları anlatmak istediklerinin yakınından bile geçmemektedir. Onun yapıtında çelişki gördüğünü söyleyenler Nietzsche’nin putları yıkma girişiminden hiçbir şey anlamamış olanlardır.[1] Nietzsche’nin çekiçle felsefe yapma ediminin en büyük yaralayıcısı dildir. Filozof, ne kadar dışına çıkmaya çalışırsa çalışsın kendisini kuşatan dilden muzdariptir. [2] Derrida’dan çok daha önce dil ile onun işaret ettiği şey arasındaki benzerliğin yalnızca kurmaca olduğunu vurgulayarak yapısökümüne başlamıştır. [3]

Trajik Olan ve Nietzsche’de Trajik

“Çelişki” trajik olanın özünün anlaşılmasında da kilit roldedir. İki olumlu değerin aynı anda gerçekleşememesi olarak trajik, çelişkiyi onaylar. Yaşamdaki zıtlıkların bir aradalığı anlamındaki onaylama değildir burada söz konusu olan. Farklılıkların farklılık olarak onaylanmasıdır. Antigone’de olduğu gibi yüksek iki değer arasında bir seçim yapamama durumuna karşılık gelir. Toplumun ait olan bir değerle tekil insanın değeri karşı karşıyadır. Kişi hangisini seçerse seçsin doğruyu yapmış olacak, buna karşın aynı zamanda suç işlemiş de olacaktır. Suçsuz suçun, “hybris”in üremesine vesile olacaktır. [4]

Tragedyaya egemen olan, nedeni olmayan sonuçlarla sonucu olmayan nedenlerdir. [5] Acı acı olarak kalır, sevinç sevinç olarak. Bunlar indirgenmez ya da karşıtına dönüşmezler; olduğu gibi kabul edilirler. Kaos düzenlenmez. Dışarıdan müdahaleyle kurulacak her türlü hiyerarşiye karşıdır. Kendi içinde geliştirdiği sıralanma doğal olanın tezahürüdür.

Nietzsche’nin tragedyasında, zamanla mekân olarak da okunabilecek, Dionysos-Apollon ikiliği verili olarak vardır. Herhangi bir çözüme ulaşmazlar. Bu çözümlenemez halleriyle “ilkel birliği” de bünyelerinde saklamış olurlar. [6] Daha sonra “Tragedyanın Doğuşu”nu fazla Hegelci bulduğunu söyleyen Nietzsche, bu ikiliği Dionysos lehine bozar. Apollon silinir. Yerine bir kutlama öğesi olarak nişanlı, Ariadne girer. [7] İoanna Kuçuradi bunu, evrenin kendisi olarak “ana bir”in ancak Dionysosla anlatılabileceğini söyleyerek açıklar. Apollon’un varlığın özüyle bağlantısı dolaylıyken, Dionysos onunla dolaysız olarak bir olmuştur. [8]

Nietzsche’nin tragedyası katharsis’in arındırıcılığından faydalanmayan, ucuz kahramanlık yapmayan bir tragedyadır. [9] Bu yüzden “Güç İstenci”nde dramatik yapıyı trajediden def eder. Pathos durumu olarak drama, sürekli acı, korku ve arınma üretmektedir. Bu ise, yaşamın olumlanması ilkesine aykırıdır. Nietzsche burada kahramanca anlatımı dramanın yerine koyar. Neşeli, dans eden ve kumar oynayan kahraman tragedyanın özü olarak tanımlanır. [10]

Tragedya’nın Ölümü ve Deus ex Machine

Tragedya aracılığıyla yaşam sese kavuşur, görünüme bürünür. Apollon’un Dionysosçu öze dönmesi anlamında tragedya trajik olanı olumlar. Oluş sonsuzca egemendir; varlığa akmaz, varlıkla kesintiye uğramaz. [11] Dionysos’un esrikliğiyle kendini yalnızca ve yalnızca beden olarak ortaya koyar; akar.

“Dionysos’un büyüsüyle yalnızca insanla insan arasındaki bağ yeniden kurulmuş olmaz: yabancılaşmış, düşman ya da boyunduruk altına alınmış doğa da, kaybolmuş oğluyla, insanla barışma şenliğini kutlar yeniden.” [12]

“Burada hiçbir şey çileciliği, maneviyatı, ödevi anımsatmaz… Mevcut olan ne varsa, iyi kötü demeden tanrılaştırılmıştır bu varoluşta.” [13]

Ta ki deus ex machine tavandan aşağı sarkıtılmasın.

“Deus ex machine , seyirciye, tehlikeyle yüz yüze gelmeye dayanamayan seyirciye, anlık bir huzur vermek içindir; bu bakımdan trajiğin özüne aykırıdır.” [14]

Nietzsche için deus ex machine, her şeyden önce, Sokrates’in görünümüdür. Kurumsallaşmış insan, her şeyin açıklanabilir olmasını isteyen, çelişkinin uzlaştırılmasını isteyen, dolayısıyla donmayı tercih eden insandır. Hiçliğe karışmak ister. Münzevidir.

Bilgeliğin değil, bilginin üzerine çöreklendiği tragedyanın ölümü bir dizi acılı süreç sonucunda trajik bir biçimde gerçekleşir. Önce Euripides izleyiciyi koroyla birlikte sahneye taşır. Burada türdeşmiş gibi görünen, ama aslında türdeş olmayan izleyici, politik bir tavır olarak “kentli burjuva sıradanlığı”dır. Aslında Euripides’in kendisidir. Onun da şair yönü değil, düşünür yönüdür. Böylece Sokrates Euripides’in aracılığıyla koroya sızar ve ahlâksal vaazını vermek için tüm şartları hazırlar. Ardından da makine-tanrı sahnenin ortasına inerek tragedyanın bütün akışını ele geçirir. [15] Nietzsche buradaki itirazının sebebini “Tragedya’nın Doğuşu”ndaki iki açıklamasıyla ele verir:

“Sokrates’in şahsında dünyaya gelen bu kuruntu, düşüncenin nedenselliği ipucu alarak varoluşun en derin temellerine kadar ulaşacağına ve düşüncenin, varlığı yalnızca bilebilecek değil, üstelik düzeltebilecek durumda da olduğuna duyulan sarsılmaz inançtır.” [16]

Oysa Hamlet’le Dionysos’un benzeşimi üzerinde dururken, Nietzsche’nin trajediden öğrendiği yegâne hakikat “bilgi eylemi öldürür,” şeklindedir. [17]

Gerçekten de deus ex machine her şeye hakim olan tanrı olarak tragedyaya sızdığında, kendisi dışındaki tüm eylemlilikleri reddetmiş olur. Aynen çok tanrıcılığın tek tanrıcılığa dönüştürülmesinde olduğu gibi, tinselliğin içerdiği doğal hal kaybedilir. Kant’ın “kendinde şey”i nasıl şeylerin ilişkiselliği hakikatini yok etmişse, [18] deus ex machine de özünde barındırdığı nihilist edilgenlikle tragedyanın çoklu varoluşunu ortadan kaldırır.

Hınç İnsanına Karşı Etkin Güçler

Nietzsche’nin “kara vicdan” olarak tanımladığı ve asıl olarak yaşamı inkâr eden Hıristiyan düşünüşünde temellendiğini söylediği tepkisel güçlerin egemenliği, “bir yandan suçu üreten makine, dehşet verici acı-ceza denklemi, diğer tarafta acıyı çoğaltan makine, acı ile aklanma, kara atölye”dir. [19]

Dionysos’un derin uyku hali edilgen nihilist güçlerin hınç üretiminin tek koşuludur. Köle insanı simgeleyen hınç (intikam tini), tepkisel güçlerin etkin güçlere karşı zaferinin sonucudur. Hınç insanı sürekli tepki üretir. Tarih yapan ve unutma bilmeyen hafızası benliğini bu tepkiler üzerinden kurar. Dekadandır; çünkü tepkisel insan artık etkilenmeyi de bırakmış olan insandır. Hayran olmaz, saygı duymaz ya da sevemez; ilişkisel değildir. En temel özelliğini ise, etkin güçleri yapabileceklerinden ayırmasında bulur. Onun gücü, güçlüyü gücünden uzaklaştırmasındadır.

Euripides öncesi tragedyanın ürettiği güç istenci ise, etkin güçlerin istemesidir. Vurgu istenen şeyde değil, kimin istediğindedir. Deus ex machine’in ahlâksal buyruğu burada geçersizdir. Yaşayan tinin, oluşun, trajik kahramanın akıl yürütme gerekmeyen, önünde durulamaz istemesidir güç olarak tanımlanan. Temelde boyun eğdirmek ve almakla değil, yaratmakla ilgilidir. [20]

Zerdüşt’ün türkü söylemesi, kara vicdanı üreten makine-tanrının egemenliği sırasında tragedyanın temelinde uykuya yatan Dionysosçu özü uyandırmak içindir.

Şiir söyleyen filozof, insanlık tarihinin çöküş anında, putların alacakaranlığında orta çıkar. Argümanlarını sağlamlaştırmak için temellendirme yapmaz. Uzun uzadıya akıl yürütmelere girmez. Gerekçe göstermez. [21] Bu, bilimselliğin reddi olduğu gibi, dilin de reddidir. Dilin tahakkümünden kurtulmanın ve doğal kendiliğini kurmanın tek yolu susmaksa da, bunu yapamaz. Onun yerine dilde dili aşmanın bir başka yolu olarak şiir görünür. Dilin uzlaşılmış anlamını bozarak, kemikleşmiş olanın yerine yeniyi olanaklı kılan bir alan açar şiir. Bu anlamda Nietzsche’de şiir, bir sessizlik anıdır; bedenin konuşmasıdır. Tini beden olan bir filozofun [22], satirin dansıdır Zerdüşt’ün türküleri. [23].

Acar Barış

Print Friendly
Bunlarda ilginizi çekebilir:

One Response to Deus ex Machineye Karşı Zerdüşt

  1. Deus ex machina (deus ex māchinā, çoğulu deī ex māchinīs) (Okunuşu: deus eks makina); bir kurgu veya dramada beklenmedik, yapay veya imkânsız bir karakter, alet veya olayın senaryo akışı içinde beklenmedik bir yerde aniden ortaya çıkması, örneğin anlatıcının bir anda uyanıp her şeyin rüya olduğunu anlaması veya aniden ortaya çıkan bir meleğin sorunları çözmesi için kullanılan Latince kalıp. Birebir çevirisi “makineden tanrı” olup, antik Yunan tiyatrosunda bir tanrıyı canlandıran karakterin bir vinç (machina) yardımıyla yukarıdan indirilmesi anlamında kullanılmaktaydı.

    Antik Yunan döneminde yazılan tiyatro eserlerinde, eser yazarlarının çok sık başvurduğu bir yöntemdir. Hikayenin gidişi öyle karmaşık, içinden çıkılamaz bir hal alır ki, artık yazarın üretebileceği ilginç bir çözüm kalmaz ve sıklıkla başvurulan bir yöntem olarak da mitolojik tanrılar bir anda ortaya çıkarak olaya müdahale eder; ölmesi gerekeni öldürür, kurtarılması gerekeni kurtarırlar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>